Milli mücadeleye katkıda bulunmak için 1921 yılında TMBB tarafından bir şiir yarışması düzenlenmiştir. Para ödülü olduğu için yarışmaya katılmak istemeyen Mehmet Akif Ersoy, ısrar üzerine şiirini sunmuş, Mehmet Akif’in şiiri coşkuyla İstiklal Marşımız olarak kabul edilmiştir.

Mehmet Akif İstiklal Marşını Türk ordusuna hitap etmiş ve Türk milletine armağan etmiştir. Toplamda 10 kıtadan oluşmuştur. Şiirin marş haline gelmesi için güfte yarışması düzenlenmiştir. 1924 yılında kabul edilen güfte, 1930’lu yıllarda tekrar değişikliğe uğramıştır. Günümüzde protokol olarak şiirin ilk iki kıtası marş olarak okunmaktadır.

Şair şiirinde Türk milletine seslenmiş, güven verici ve coşkulu bir dil kullanmıştır. Dini öğeler ve vatan sevgimizin anlatıldığı İstiklal Marşımız her dinlediğimizde aynı duyguları hissettirmektedir.

istiklal marşı kabulü

Tarihin sayfalarını çeviriyor, geriye 12 Mart 1921’e gidiyoruz;

İstiklal Marşımız 12 Mart 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde onay görmesinin 93. yıldönümüdür.

“İstiklal Marşı”ndan satırbaşı açılınca, önce Mehmet Akif’i tanımak gerekiyor.

İstiklal Marşımızın sözlerini yazan Mehmet Akif, Edebiyatımıza damgasını vuran soluklu büyük bir şairdir. Birinci Dünya Savaşı’nda İstanbul’un işgal edilmesi üzerine Ankara’ya kaçmış, Milli Mücadele’ye katıldı, güç koşullarda yürütülen Kurtuluş Savaşına manevi katkılarda bulundu. Cumhuriyet sonrası yanlış anlaşılmasına üzülerek Mısır’a gitti ve 11 yıl kaldıktan sonra siroza hastalığına yakalanarak İstanbul’a döndü; Cumhuriyet yönetimi tarafından saygıyla karşılandı.

İstiklal Marşı Şairi Mehmet Akif

İstiklal Marşı Şairi Mehmet Akif

Mehmet Akif,  1873 yılında İstanbul’da doğdu; 27 Aralık 1936’da aynı kentte öldü. Bir medrese hocası olan babası doğumuna ebced hesabıyla tarih düşerek ona “Rağıyf” adını verdi,  bu sözcük anlaşılmadığı için çevresi onu “Âkif” diye çağırdı.  Babası Arnavutluk Şuşise köyünden, annesi ise aslen Buharalı’dır.  Mehmed Akif, ilköğrenimine Fatih’te Emir Buhari mahalle mektebinde başladı. Maarif Nezareti’ne bağlı iptidaîyi ve Fatih Merkez Rüştiyesi’ni bitirdi. Bunun yanı sıra Arapça ve İslami bilgiler alanında babası tarafından yetiştirildi. Rüştiye’de  iken “hürriyetçi” öğretmenlerinden etkilendi. Fatih camii’nde İran edebiyatının klasik yapıtlarını okutan Esad Dede’nin derslerini izledi. Türkçe, Arapça, Farsça ve Fransızca bilgisi dikkati çekti. Mekteb-i Mülkiye’nin idadi (lise) bölümünde okurken şiirle uğraştı. Edebiyat hocası İsmail Safa’nın izinden giderek yazdığı mesneviler şair Hersekli Arif Hikmet Beytrafından övgüyle karşıladı. Babasının ölümü ve evlerinin yanması üzerine bir yüksek okul seçmek zorunda kaldı; Mülkiye Baytar Mektebi’ni birincilikle bitirdi.

İstiklal Marşı Tarihi

İstiklal Marşı Tarihi

Garp Cephesi Komutanı Albay İsmet (İnönü) Milli Eğitim Bakanlığı’na milli bir marş yazılıp bestelenmesini önerdi.

Açılan yarışmaya 724 eser katıldı ancak hiçbirinin Kurtuluş Savaşı’nın heyecanını yansıtmadığı sonucuna varıldı. Bunun üzerine Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver, milletvekili olan Mehmet Akif’ten yarışmaya katılmasını istedi, ancak o günkü parayla 500 lira ödüllü yarışmaya  “Milli duygular parayla ifade edilmez” görüşünde olduğundan yazmayı kabul etmedi. Hamdullah Suphi, Mehmet Akif’i yarışmayı kazandığı takdirde kendisine ücret ödenmeyeceği konusunda ikna etti. Bunun üzerine  “Kahraman Orduya” adadığı “Korkma, sönmez” diye başlayan ve Meclisin alkışlarla kabul ettiği marşı yazdı; Osman Zeki Üngör tarafından b

İstiklal Marşı

İstiklal Marşı

estelendi. Akif’e beste ve güfte arasında uygunluk sorunları olduğu başka bir marş yazılması gerektiği söylenince şu tarihi yanıtı verir;

“İstiklal Marşı bir daha yazılamaz. Onu kimse yazamaz. Onu ben de bir daha yazamam. Onu yazmak için, o günleri görmek, o günleri yaşamak gerekir. İstiklal Marşı o günlerin koşulları nda yazılmıştı. Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırtmasın.”

istiklal marşı bestesi
Kimileri Mehmet Akif’in devrimleri kendi inançlarına aykırı gördüğünü, şapka giymemek için Mısır’a gittiğini iddia etti. Oysa Akif’in devrimlere karşı herhangi karşı tutumu olmadığı kanıtlarıyla ortaya çıktı;  şapka meselesinde bile.

Mısır’da hastalanan ve bitkin halde İstanbul’a dönen Akif’in vapurdan inerken başında şapkası da vardı.