1. Tanım

Nasal polipozis burun ve özellikle etmoid labirent olmak üzere sinüs mukozalarının nedeni olarak bilinmeyen kronik inflamasyon ve mukozanın multifokal ödematöz transformasyonundan oluşan hastalığıdır. Genelde etmoid sinüs mukozasına prolabe olması ile oluşur. olarak bilateraldirler, unilateral olurlarsa transizyonel hücreli papillom malignite ekarte edilmelidir.

Basit polipler 2 yaşından sonra herhangi bir zamanda oluşabilirler. Bununla beraber basit poliplerin 10 yaşından önce görülmesi de sık değildir.

eski yunancadan köken alan bir kelimedir ve çok ayaklı anlamına .

2. Tarihçe

İlk yazılı bilgiler M.Ö. 1000 yıllarında saptanmıştır. Bu tarihte polipleri küretle alındığı bildirilmiştir. Hipokrat (M.Ö. 460-370) defa polibin tanımını yapmıştır ve burundan nasofarenkse doğru bir tel sokularak polipektomi yapmayı tanımlamıştır. Nasal bölgeye kanma için sünger yerleştirilmekteydi. Ancak en büyük katkıyı İbn-i Sina yapmış bugün kullandığımız snarelere çok benzer aletler ile polipleri çıkarmış, polipleri kızgın demirler ile dağlamıştır.(koterizasyon)

19.yy. ortalarında poliplerin histolojilerini tanımlayan polipleri hala bir hastalık olarak tanımlamıştır. 1954 yılında Berdal nasal polipozisin değil inflamatuar bir proces olduğunu öne sürdü ve sinüs mukozasındaki inflamatuar değişikliklerle poliplerdekinin aynı olduğunu demonstre etti. Bugün nasal polipozis inflamatuar bir proces olarak edilmektedir.

3. Etyopatogenez

Nasal polipozisin etyopatogenezi ile ilgili birçok teoriler öne sürülmüştür. Günümüzde polip oluşumunun patogenezi tam olarak bilinememektedir. Patogenezle ilgili 5 ana teori öne sürülmüştür.

Bernoulli Fenomeni

Bernoulli fenomeni konstriksiyonu takiben basınca karşı mukozanın şişmesi ile vermesini açıklar. Böylece etmoid mukozası buruna doğru sarkar. Etyopatogenezde sadece bu faktör olmuş olsaydı, nasal valvin en yakınındaki mukozanın polipoidal olması gerekmektedir.

Polisakkarid Değişiklikler

Jackson ve Arihood’un 1971’de postule ettikleri gibi polisakkaridlerin ana maddelerindeki değişiklikler etiyolojik sebep olabilir. Fakat poliplerin analizinde kollagende minimal değişiklik olarak ana sorunun ödem olduğu gösterilmiştir. 1996’da Coste tarafından yapılan bir yayında platelet-derived growth factor’un etyopatogenezdeki etkisinden bahsedilmiştir. Platelet-derived growth factor(PDGF) fibroblastlar için mitojeniktir ama epitel hücreleri için de potansiyel bir mitojenik faktördür. Nasal polip sıvılarında proliferating cell nuclear antigen(PCNA) miktarını nasal mukozadaki miktarından 2-3 kat daha fazla bulmuşlardır. PCNA makrofajlardan PDGF salınımını arttırır. Bu teoriye göre PCNA PDGF salınımını arttırıyor epitel hücreleri prolifere oluyor. Anormal epitel diferansiasyonu ile sekretuar hiperplazi ve sqaomoz metaplazi oluşuyor. Bu faktörler lamina propriada saptanmıştır.

Vazomotor Dengesizlik

Vakaların çoğunda atopi olmadığı ve bariz bir şekilde alerji olmadığı saptandığından vazomotor dengesizlik teorisi üzerinde durulmaya başlanmıştır. 1986’da nasal polip sempozyumunda Hirarde nasal poliplerin innervasyonunun bozuk olduğu ve sensitif innervasyonunun olmadığını gösterdikleri bir çalışma sunmuşlardı. Otonomik sinir sistemindeki denervasyon glandlarda sekretuar aktivitenin düşmesine sebep olur, bu da nasal mukoza ve nasal poliplerde vaskuler permeabiliteyi arttırır. Böylece denerve glandlar kistik olur ve artmış vaskuler permeabilite nasal poliplerde irreversible doku ödemine sebep olur. Nasal polipler genelde nasal kavite mukozasının sinüs mukozasıyla birleştiği bölgede olur. Erken evrede sensitif innervasyonun normal olduğu, polip büyüdükçe innervasyonun yavaş yavaş kaybolduğu söylenmektedir. Poliplerin vaskularizasyonu azdır. Küçük kapillerler vardır sadece. Büyük poliplerin içinde sadece küçük düz kas kümeleri vardır.

Enfeksiyon

1930’lar ve 1940’lara ait literatürler maksiller sinüzitin pürülan ve hiperplastik olmak üzere iki tipi olduğunu söylerler. Pürülan sinüzit sıklıkla bakterilerden kaynaklanan enfeksiyondan olur. İnflamatuar değişiklikler etmoid sinüsleri de kapsar ve mukozada polipoid değişikliklere sebep olur. Hiperplastik sinüzitler içinde organizmaların bulunabildiği ve kültüre edilebildiği mukus hipersekresyonu mevcuttur. Kronik bronşitler gibi enfeksiyonlar polip oluşumunu alevlendirir ama tek başına sebep değildir. Maksiller sinüs cerrahisi sonrası intranasal antrostomi bölgesinde ve sinüs içinde enfeksiyon da olaya eklenirse daha öncekilere benzer değişiklikler olur ve polibe mukoza artifisyel ostiumdan sarkar.

Burun,orofarenkste ve kronik bronşitli hastaların balgamında en sık görülen mikroorganizma nonkapsüle haemophilus influenzadır. Epitelyal değişiklikleri indükleyebilir ve böylece nasal polip sebebi olabilirler. Enfeksiyona ikincil oluşan poliplerde nötrofil infiltrasyonu görülür.

Allerji

Mikroskopik olarak nasal poliplerin mukozasında inflamatuar hücre olarak eozinofiller ve nötrofiller saptanmıştır. Eozinofil çoğunlukta olan poliplere eozinofilik polipler, nötrofillerin çoğunlukta olduğu poliplere nötrofilik polipler denir. Polip hastalarının çoğunda burun mukozasının eozinofiller tarafından infiltre edilmesi alerjinin nasal polip oluşumunda rol oynadığını düşündürmüştür. Literatürde alerjik hastalıklarda polip görülme sıklığı da çok farklı oranlarda rapor edilmiştir. Ancak son çalışmalarda polipli hastaların deri testlerinin pozitif olma oranının normal kişilerden farklı olmadığını göstermiştir. Genel olarak şu ana kadar yapılan çalışmalar alerjinin etiyolojik faktör olarak rol oynadığı fikrine karşıdır. Eozinofil infiltrasyonunu nedeni tam olarak açıklık kazanmamıştır. Chiba’da eozinofilik polip oranı %85, Finlandiya’da %93.6, Almanya’da %93.3 , Taylan’da %55.8 olarak bildirilmiştir. Eozinofilik poliplerin %30’u atopik bireylerdir. Nötrofilik polip oranı %10-15’tir.

4. Eşlik Eden Hastalıklar

Astım, aspirin intoleransı ve nasal polipozis(Samter Triadı)

Burunda polip olan hastaların %30 kadarında astım,aspirin intoleransı ve astması olan hastaların %36’sında burunda polip saptanmıştır. Astma ve polip olan hastaların yaklaşık olarak %10 kadarında aspirin intoleransı ortaya çıkmaktadır. Aspirin intoleransı oranı yalnız polibi olan hastalarda %2’dir. Polibi olmayan hastalarda da astma ve aspirin intoleransı görülebilir. Mekanizma tam olarak anlaşılmamıştır. Araşidonik asit metabolizması ile ilgisi olduğu , aspirinin siklosijenaz metabolizmasını inhibe ettiği araşidonik asit metabolizmasının tek yönlü lipoksijenaz yolundan çalışarak ortama çok fazla lökotrien çıktığı ve bunların da astma ve poliplerin oluşumunda rol oynadığı düşünülmektedir.

Kistik fibrozis

Kistik fibrozis ekzokrin bezleri etkileyen 2000 canlı doğumda bir görülen 7. Kromozom kısa kolunun kopuk olmasından kaynaklanan otozomal resesif bir hastalıktır. Ekzokrin bezler teri dilue etmekte zorluk çekerler. Mukozal yüzeyde kuruluk olur ve mukus viskositesi artar. Kronik hiperplastik mukozal değişiklikler olur, bu da polip formasyonuna sebep olur. Burunda polip olan 16 yaşından küçüklerde mutlaka ekarte edilmelidir. Hastaların %20’sinde polip mevcuttur. Ter testi ile tanı konur. Nasal polipozis bazen bu hastalığın belirtisi olabilir.

Silyer Diskinezi

Primer silyer diskinezi esas olarak Kartegener Sendromu’nda görülür. Bu hastalık otozomal resesif olarak geçiş gösterir. Tüm vücuttaki silyer sistem etkilendiği için sinüzit yanında bronşiektazi ve infertilite de mevcuttur.

Young Sendromu

Mukus viskozitesini artması sonucu beliritler ortaya çıkar. Sinüzit ve nasal polip yanında bronşiektazi ve infertilite de görülür. Silyer yapılar normaldir.

Nasal mastoidoz

Mast hücrelerinin burun mukozasını infiltre ettiği bir durumdur.

Churg Straus Sendromu

Allerjik vaskulittir. Hastaların % 50’sinde polip vardır. Perennial rinit benzeri bulgulara neden olur. Nasal polipler ile beraber görülebilir.

5. Yaş

Nasal polipozis yetişkin çağ hastalığıdır. 30-60 yaş arasında insidans aynıdır. 60 yaşı takiben prevalans düşer. 2 yaşın altında hiç gözlenemez, çocuk yaş grubunda 10 yaşından sonra daha fazla görülür. Atopik ve astmatik şahıslar erken zamanda polip geliştirmezler.

6. İnsidans

Kesin bir insidans belirlemek zordur. Yetişkin populasyonunun 1/1000 – 20/1000’i

arasında yaşamlarında bir veya daha fazla kez polip olmuştur.

7. Cinsiyet

Erkeklerde daha fazla görülür. Erkek/kadın oranı 2/1 ile 4/1 arasında değişir. Astım insidansı erkekler ile kadınlar arasında eşittir.

8. Irk

Belirgin ırksal farklılık yoktur.

9. Genetik Predispozisyon

Muloney ve oliver’in 1980’de yaptıkları çalışmada HLA A1 ve B8 doku tipi olan hastalarda Samter triadına daha fazla rastlanmaktadır. Tek yumurta ikizlerinde nasal polipozis her iki ikizde de olur .G5810 mutasyonu olan insanlarda nasal polip daha çok görülür.

10. Mikroskopi ve Histoloji

Polipoid lezyonlar özellikle orta ve alt mea mukozası olmak üzere nasal mukozadan gelişebilirler , en sık geliştikleri yer klasik olarak etmoid sinüs mukozasıdır. Orta konkanın arkasında ve önünde oluşabilenler özellikle maksiller antrum olmak üzere (antruma yapılan uygunsuz müdahaleyi takiben) anrostomiden veya diğer sinüslerden de prolabe olabilirler. Nasal poliplerin rengi değişik olabilir ama genel olarak değişik derecelerde burnu obstrukte eden trnslusent oluşumlardır. Tekrarlayan travmalar ve nasal enfeksiyonlar ile hiperemik olabilirler. Bazı vaklarda nareslerden taşabilirler. Büyüme hızı kişiden kişiye değişebilir, spontan olarak regrese olabilirler, polipler genellikle multipl ve bilateraldir.

Status astmatikustan ölen hastaların burunlarından,nasal poliplerinden ve maksiller sinüslerinden alınan dokuların histolojik olarak aynı olduğu saptanmıştır. Nasal poliplerin genel olarak artmış goblet hücrelerini içeren silyalı kolumnar epitelden oluşan respiratuar epitelleri vardır. Tekrarlayan travma ve enfeksiyon olursa sqaomoz metaplazi olur. Bazal membran kalınlaşmıştır ve eozinofilik özelliktedir. Elektrom mikroskop ile incelendiğinde büyük ölçüde ödem olduğu izlenir. Polip yüzey epitelini yer yer kaybettiğinde ‘kaldırım taşı’ denen manzara olur. Submukozal dokuda ileri dercede ödem vardır ve az miktarda kan damarı içerir. Nadiren sinir lifleri de içerir, infiltre olan hücreler ana olarak plazma hücreleri, küçük lenfositler, makrofajlar ve en çok miktarda eozinofillerdir. Eozinofil oranı aynı hastaların poliplerinde farklı olabilir. Nadiren bazı stromal hücreler belirgin atipi gösterir.

Mast Hücreleri

Mast hücreleri hücrelerin heterojen bir koleksiyonudur. Ultrastrukturel analizler mast hücrelerinin degranüle olduğunu göstermiştir(Lavna ve ark.) ve bu doğrulanmıştır. Alerjik olaylarda altkonkadaki mast hücrelerinin degranüle olduğu ve ortaya çıkan mediatörlerin polip gelişimine yol açan ödeme sebep olduğu öne sürülmüştür.

Nasal Polip Ödemi

Histolojik araştırmalar demonstre etmiştir ki polipler ana olarak ödematöz dokudur.(Taylar 1963) Bunun ekstraselluler ödem olduğu birçok çalışmada da analiz edilmiştir. Eksizyonu takiben polip sıvısı alınan ve santrifüj sonrası elde edilen sıvı hasta serumuyla karşılaştırılır. Bu pozitif cilt testi yanıtı olan hastaya verildiğinde daha geniş çapta reaksiyon olur. Donovan ve ark polip sıvısında Ig E’nin yüksek olduğunu saptamışlardır.(1970)

İmmunglobulinler

Polip ödemi içinde bütün immunglobulinler bulunmaktadır. Ig E ve IgA polip sıvında serumdakinden daha fazla bulunmaktadır. Son zamanlarda geçirilmiş bir üst solunum yolu enfeksiyonu varsa Ig M seviyesi artar. Anaflaktik hipersensitivitede en önemli immunglobulin Ig E’dir. Nasal polipli hastaların %20’sinde çimen polenleri ve ev tozu mitelarına karşı pozitif cilt testi elde edilmiştir.

Polip Sıvısında Serbest Histamin

Mast hücresi degranulasyonu ile salınan maddelerde en kolay ölçülebilen ve en önemli madde histamindir. Polip ödeminde serum seviyesinden 100 ve 1000 kat fazla düzeylerde ölçüm yapılmıştır. Mast hücreleri degranule olduğunda lokal hemostatik mekanizmalar devreye girer. Bu en kolay etmoid sinüslerde olur. 1993 yılında yapılan Ogio’nun yayınladığı bir çalışmada Samter triadı olan hastalarda histamin seviyesi normal poliplere göre daha fazla miktarda bulunmuştur.

11. Klinik

İstisnasız hemen bütün hastalar nasal obstruksiyondan yakınmaktadırlar. Polibin pozisyonuna ve büyüklüğüne bağlı olmasına rağmen bu bulgu sabittir. Nasal obstruksiyon sosyal açıdan son derece rahatsız edicidir. Cerrahiyi takiben havanın yeterli sirkulasyonu ve ısıtılması ile astımlı hastaların göğüs bulgularında düzelme olabilir.

Hastaların yarısı hem rinore hem hapşırma ataklarından yakınmaktadırlar. Ödemli mukozanın cerrahi olarak çıkarılması ile bu yakınmaların önüne geçilebilir.

Koku ve tat bozuklukları ile de sıklıkla karşılaşılmaktadır.

Polipli hastalarda nadiren burun kökünde,alında ve yanaklarında ağrı olabilir.

Çoğu hastada seröz ve muköz postnasal akıntı mevcuttur. İleri dercede eozinofili mukusun rengini sarı-beyaza döndürebilir. 1930’larda buna alerjik pü adı verilmişti.

Şiddetli burun temizliğini takiben epistaksisi olabilir

Hastalarda bulgu olarak hiponasal ses ve ağız solunumu vardır. Burun kanatlarının solunuma katıldığı görülür. Nasal ve fasyal kemiklerin füzyonundan önce olursa hiperteleorizm olur.

Fizik muayenede anterior rinoskopide ya da endoskopide polipler izlenir.

12. Tanı

Poliplerin spesifik hematolojik,biyokimyasal ve immunolojiik tetkiki yoktur.

Allerji için cilt testleri yapılabilir. Ama genel populayonda beklenen pozitiflik oranından fazla değildir.

Çocuk hastalarda mutlaka ter testi yapılmalıdır.

13. Tedavi

a- Medikal

Oral antihistaminikler semptomatik düzelme sağlarlar.

Topikal steroidler inflamatuar cevabı engelleyerek etki gösterirler. Ayrıca iritan ve asetilkolin reseptör hassasiyetini azaltarak hapşırma ve burun akıntısı şikayetlerini azaltırlar. Total eozinofil ve bazofil sayısını da düşürürler.

Preoperatif olarak bir ay süre ile beklametazon,fluktiazon sprey önerilir. Kullanım sırasında başın geriye atılması tavsiye edilir. Cevap alınırsa tedavi 3 ay kadar sürdürülmelidir. Tamamen regrese olabilir.

b- Cerrahi

Burun ve etmoid anatomisini hepimiz biliyoruz ama bazı noktaların üzerinde durmak lazımdır. Nasal cerrahi için orta konka anahtardır. Medialden yaklaşım yapılırsa kribriform plate kırılabilir ve anterior kranyal fossaya girilebilir. Lateralden yaklaşılırsa etmoid komplekse girilebilir. Büyük intranasal operasyonlarda orta konka tamamne rezeke edilirse daha sonraki operasyonlarda oryentasyon çok zor olur.

Preopertif Hazırlık

Cerrahiden önce mutlaka vasokonstriksiyon yapılmalıdır. Lokal anestezi ile de genel anestezi ile de yapılabilir.

Anestezi öncesi intramuskuler bir ajanla hasta sedatize edilmelidir. Lokal cerrahi bütün olanakların ulaşılabilir olduğu bir yerde yapılmalıdır. Preoperatif pantakoin ve efedrinli tamponlar yerleştirilir. Orta konka altına ve septum ile nasal kemiklere arasına enjeksiyon yapılarak anterior etmoid sinir blokajı yapılır. Genel anestezi kullanıldığı zaman Mikulic tampon konmalı ve hipotansif anestezi kullanılmalıdır.

Cerrahi

Nasal poliplerde cerrahi tipine karar vermek için farklı görüşler vardır. Çoğu hastada rekkurens olup ve ilk operasyonun geniş bir operasyon olması bazı otörlerce istenir.

Simple Polipektomi

Simple polipektomi bir cerrahi yöntemdir. Polipler bir forcepsle veya bir nasal snarele eksize edilir.etmoidlerdeki tüm polipoid mukoza eksize edilerek alt ve orta konka sınırı tamamen temizlenmelidir.

İntranasal Polipektomi

Bazı otoriteler tarafından önerilmesine rağmen orta konkanın hepsini rezeke etmeden posterior ve anterior etmoid hücrelerinin hepsini rezeke etmek mümkün değildir.(endoskop yardımı olamdıkça) Oysa nasal cerrahide orta konka en önemli landmarktır.

Eksternal Etmoidektomi

İç kantus medialine bir insizyon(Howant) veya natural cilt kıvrımına insizyon(Patterson) yaparak eksternal etmoidektomi yapılır. Bütün etmoid hücreleri rezeke edilmelidir. Eksternal etmoidektominin rekurensi önleyip önlemediğini gösteren anlamlı çalışma yoktur.

Mukozal değişiklik maksiller sinüse uzandığı zaman cerrahlar Jansen-Horgen prosedürünü önerirler. Caldwell-Luc operasyonunun antrum aracılığı ile posterior etmoidektomi ile birleştirilmesi ve intranasal antrostomi ve etmoidektomi ile kombinasyonundan ibaret bir operasyondur.Bugün nadiren yapılır.

FESC

Endoskopik nasal yaklaşım etmoidektomi ilk defa 1980’lerde önce yetişkinlerde sonra çocuklarda polipozis tedavisinde kullnaıldı. Bu procedürün temeli etmoid sinüslerin marsupalizasyonuna ve eğer gerekirse maksiller ve sfenoid sinüsle ağızlaştırılmasına dayanır. Literatürde tarama yapıldığında bu yöntemle yapılan ameliyatlarda rekkurensin daha az olduğu görülür. Bazı otörlerin rekkurens oranı:

Polipektomi sonrası Etmoidektomi sonrası
Reilly %58 %27
Cepereo %75 %10
Crockett %89 %36
Triglia
%78 %36

Ameliyat başlangıcında orta konka dışına taşmışsa polipler rezeke edilmelidir. Daha önceki ameliyatlarda orta konka ve unsinat çıkıntı rezeke edilmiş ise görülmeye çalışılmalıdır. Orta konka bulunduktan sonra eksizyon gerekiyorsa bu işlem operasyon sonuna bırakılır, ikinci adım olarak maksiller sinüs ostiumu ve antrostomi genişletilerek lamina papricea bulunmalıdır. Daha sonra önce önce ön sonra arka etmoid hücrelere girilip ve sfenoid sinüs ön duvarına mümkünse ostium bulunduktan sonra arka etmoid sinüs içerisinde yukarıya çıkmak kafa kaidesinde arka lateralden öne doğru gelinmelidir. Sfenoid ostiumunu bulmak için gerekirse membranöz olan orta konka arka kısmını çıkarmak gerekebilir. Sfenoid sinüs ostiumu bulunup önce aşağıya ortaya doğru sfenoid sinüs içi oluşumlara hakim olunduktan sonra ise diğer yönlere doğru genişletilmelidir. Sfenoid sinüs içindeki patoloji bu işlemden sonra temizlenmelidir. Sfenoid sinüs açılıp kafa kaidesi, lamina papricea ve maksiller antrostomi ortaya konduktan sonra arka ve ön etmoidlerin üst kısmındaki hastalık temizlenmelidir. Lateral disseksiyon medial disseksiyondan daha güvenlidir. Lateralde orbita kemik duvarı bulunarak öne doğru takip edilir, ager nasi ve frontal hücreler açılarak frontal reses kontrol edilir. Eğer orta konka polipoid değilse mümkün olduğunca korunmalıdır.

Operasyon süresince proptozis ve kemozis yönünden göz kontrol edilmelidir. Eğer intraorbital kanama varsa acil dekompresyon gerekebilir. Orbita çevresinde ve sfenoid sinüs içinde optik sinir ve medial rektus adelesine zarar vermemek için tampon konulabilir.

Cerrahi Komplikasyonlar

1- Hemoraji® Tampon+vasokonstriksiyon

2- Orbital gemoraji®optik sinir dekompresyonu

3- Optik sinir kesisi

4- Anterior kranyal fossaya girilebilir®BOS fistülü®menenjit®abse

5- Anozmi

6- Periorbital yağ dokusu herniasyonu

7- Medial rektus paralizisi

8- Anterior ve posterior etmoid arter travması

Postoperatif Medikal Bakım

Sık aralıklarla pansuman yapılarak krutlar temizlenir.

10 gün kadar dekonjestan tedavi uygulanır.

Antihistaminiklerin yeri yoktur.

Postoperatif uzun dönem topikal kortikosteroid uygulanır.

Rekkurens

Bu vakaların tedavisinde otolaringologların yüzüyüze geldiği en büyük problem nasal poliplerin rekkurensidir. Rekkurens oranı değişkendir. 2 yıllık bir çalışma ortaya koymuştur ki

Vakaların %5’inde 5 veya daha fazla önceden yapılmış polipektomi vardır. (Arkelec ve ark.,1984). Genç yaşta polibi olan ve uzun süreli nasal yakınmaları olan hastalarda rekkurens gelişme ihtimali yükselebilir. Samter triadı olan hastalarda nüks ihtimali daha yüksektir.

13. Antrokoanal Polip

Bu polipler maksiller sinüste oluşurlar ve orta meadan sinüs ostiumundan sarkarlar. Buruna doğru büyürlerse posterior koanaya uzanırlar. Nasal komponenti yumuşak damaktan orofarenkse sarkar.

Her ırkta olur. Benigndirler. Erkeklerde daha sık görülür. Başlangıcı yıllar sürer. Her yaş grubunda olur ve unilateraldirler. Soluk beyaz renkli veya tranlusen görünümdedirler.

Histolojik olarak normal bazal membran üzerinde respiratuar epitel vardır. Ultrastrukturel olarak ileri derecede ödem ve celluler infiltrasyon vardır.(eozinofili yoktur.)anterior rinoskopide polip görülmeyebilir ama genellikle posteriora ayna ile bakıldığında görülür. En sık semptomu unilateral nasal obstruksiyondur. Etiyoloji bilinmemektedir.

Preoperatif ve postoperatif herhangi bir medikal tedaviye gerek yoktur. İntranasal polipektomi ve Caldwell-Luc ve orofarenksten rezeke edilmelidir. Rekkurens düşüktür.
Dr. Gonca YIRCALI