Osmanlı’nın savaşlardan zaferle çıkmasının en büyük sebebi olarak savaşta kullandıkları taktikleri örnek verebiliriz, çünkü şu anda bile daha tam olarak gün yüzüne çıkmış değillerdir. Özellikle yükseliş döneminde büyük askeri zaferlere imza atmıştır.  Dünyada o zaman bulunan hemen hemen bütün devletlerle savaşmış ve zaferle ayrılmıştır. Hiç şüphesiz bunun en büyük katkısı savaş taktikleridir.
Osmanlı Devleti bir devletle savaşa girmeden önce onunla ilgili hemen her bilgiyi toplayıp ona göre hazırlık yapardı, jeopolitik yapısından tutun da askeri yapısına kadar.  Osmanlı Devleti bu bilgileri topladıktan sonra savaş taktiklerini belirlerdi yani yanıltma ve şaşırtma taktikleri.
Hilal Taktiği
Osmanlı Devleti’nin uyguladığı en ünlü savaş taktiğidir. Kurtlardan öğrenilip savaşlarda uygulandığı düşünülür. Bu aslında bir yanıltma taktiğidir, çünkü en güçlü olan tarafını arkada saklayarak düşmana zayıf gibi gösterirdi. Bu tuzağa düşen düşman hemen kuşatılıp etkisiz hale getirilirdi.
Psikolojik Taktik
Osmanlı ordusunun hemen önünde yer alan deliler düşmanın üzerine korkusuzca koşuyordu, bunu gören düşman ordusu psikolojik olarak yeniliyordu ve korkmaya başlıyordu. Deliler fedai olarak da görülebilir çünkü genelde savaşlarda kurtulan olmuyordu.

Turan-Taktiği

Turan-Taktiği

Osmanlı Türklerinin, yükseliş çağlarında, XVI. Asırlarda kazanmıştırkları harpların gerçekçi bir açıklaması yapılmış değildir. Türk ordusunun, çok kez kendinden kala­balık bağlaşık Avrupa ordularını yendiğini yazan tarihler, bu zaferleri, Türk asker­lerinin kahramanlığının ötesinde bir açıklamaya bağlamak lüzumunu duymamış­lardır. Hâlbuki Osmanlı Cihan İmparatorluğunun kurulmasını sağlayan bu zafer­lerin sırları, sanıldığından daha girifttir.

Hilal Taktiği

Hilal Taktiği

Osmanlı Türkleri’nin yükseliş çağlarında bir savaşın, önce siyasî hazırlığı yapı­lırdı. Savaşılacak devlet ve çok defa devletlerin jeopolitik durumları göz önüne alınır, bağlaşıklarından ayrılmaya çalışılır, büyük bir diplomatik gayret sarfedilirdi. Bu, çok dikkat ve incelik isteyen bir işti. Çünkü Türkiye İmparatorluğu ba­zen, Fâtih Sultan Mehmed vakitında olduğu gibi, 20 küsur devletle birden savaş halinde bulunurdu.

Osmanlı Turan Taktiği

Osmanlı Turan Taktiği

Savaşılacak kuvvetlerin hesabı iyice yapılmış olduktan sonrasında, Türk ordusuna savaşa hazırlama çalışmaları başlardı. Türk ordusu, daima harpa hazır, meslekleri as­kerlik olan bir kitleden müteşekkil bir kurumtu. Sadece orduyu, toplamak ve savaş alanlarına götürmek meseleleri önemliydi. Ne kadar kuvvetin ne süre ve nerede yığınak yapacağı ve hangi yolların geçileceği kararlaştırılırdı. Bu yolların hangi konaklarında ne miktar yiyecek, yem ve cephane bulundurulmak icap edeceği he­saplanır, oraların sancak ve alay beylerine, kadı ve naiplerine emirler gönderilirdi. Yol üzerindeki depoların mevcudu öğrenilirdi.

Geçilecek yolların durumu, köprüle­rin vaziyeti, ne kadar zamanda ne kadar kuvveti geçirebileceği incelenirdi. Çok kere ordu yürüyüşe geçmeden önce yollar, son bir bakım ve kontrolden daha geçiri­lirdi.

Mercidabık ve Ridaniye Savaşları

Mercidabık ve Ridaniye Savaşları

Seferin nereye yapılacağı çok defa aylarca önce beylerbeyi ve sancak beyleri­ne bildirilir, fakat bazen de son âna kadar gizli tutulurdu. Meselâ Fatih, seferin nereye olduğunu gizli tutardı. Akkoyunlular’a karşı Otlukbeli savaşının hazırlıkla­rının hangi devlete karşı yapıldığı, padişahtan başka herkesin meçhulüydü. Trab­zon İmparatorluğuna karşı seferinde de böyle yapmış ve düşmanı pek gafil av­lamıştı. Nitekim son çıktığı seferin nereye olduğuna, günümüze kadar tarihçiler karar verememişlerdir. Çünkü seferin daha başında Fatih, ölmüştü.

Yavuz da. Mı­sır seferine çıkarken, İran üzerinde gidildiği propagandasını yaptırmıştır. Sultan İb­rahim zamanında, Girit seferine giden Türk Donanması. Malta’ya gidiyor sanılı­yordu. Girit sularına iyice yaklaşırken Kapdân-ı Derya Yusuf Paşa, padişahın mühürlü hattı hümâyûnunu açmış, amiraller, seferin Girit üzerine bulunduğunu öğ­renmişlerdi. Bu gizlilik, yabancı haber alma teşkilâtlarına karşıydı. Türklerin Av­rupa’da son derece muhteşem bir haberalma teşkilâtı olduğu gibi. Avrupalıların da Türkiye’de aynı işi gören casusları vardı. Fakat Türk haber alması, çok üstün­dü. Avrupa devletlerinin son durumlarını, tüm teferruatıyle Divân-ı Hümâyûn’a, doğrusu hükümete bildirirdi.

Kumanovo Muhaberesi

Kumanovo Muhaberesi

Ordu birliklerini toplamaya işgören komutanların sorumluluğu büyüktü. Bir tek gün kaybı için başı kesilen komutanlar vardır. Yıldırım Bâyezid, Niğbolu savaşı için 43 günde yığınak yapmıştır ki, o çağ Avrupa’sının aklının alamayacağı bir şey­di. Yığınak alanları, her ihtimal göz önünde bulundurularak seçilirdi. Yığınak alanı çok da emniyetli sayılsa, gene tüm ihtiyat ve korunma tedbirleri ihmal edilmez­di. Yığınak icra eden birlikler, derece derece birbirine bağlıydı. Yığınak bitmeden, sa­vaş kabul edilmezdi.

 Niğbolu Savaşı

Niğbolu Savaşı

 

Sonraki asırlarda yığınak bitmeden savaşı gören birkaç Türk komutanı yenilmiştir. Türk ordusu düzgüsel olarak 20 – 25 kilometre yürürdü. Aynı çağda Avrupa birliklerinin günlük ortalama yürüyüşü ise sadece 10 kilometre idi. Bu hususiyet, bütün manevra ve teşebbüs kabiliyetinin Türklerin tarafında olması demekti.

Türk ordusunun vasıflarına haiz bir ordu, düşman pek üstün olduğu taktirde, her zaman zafer kazanacak bir orduydu. Avrupalılar’ın XVI. Yüzyıl strateji kaideleri “toplanmak, yavaş ve az yürümek uygun yerde durup beklemek”ti. Türklerin strateji kaideleri ise şimdiki kaidelere daha uygun olup “çabuk toplanmak, mümküm olabilen hızla yürümek, düşmanı derhal yakalayıp yok etmek”ten ibaretti. Düşman henüz birleşmemişse, parça parça yok edilmesine çalışılırdı.

Mohaç Meydan Muhaberesi

Mohaç Meydan Muhaberesi

Temsili – İstanbul kuşatmasına Edirne’den yürüyüş

Türk ordusu, savaş alanında dört bölüme ayrılırdı. Merkez sağ ve sol kanatlarla ihtiyat. İhtiyat birliklerine çok örutubet verilirdi. Düşman büyük  Türk ihtiyatını yok sanarak Türk saflarına iyice dalınca, çok üstün olan Türk toplarıyla yıpratılır, sonrasında merkezde bulunan padişahın veya “sardar-ı ekrem” denilen başkomutanın talimatıyla ihtiyat kuvvetleri işe karışırdı.

Ihtiyat kuvvetleri son anda işe karışınca, başkomutan iki kanadı bir kıskaç benzer biçimde kapatarak düşmanı yok ederdi. Türk başkomutanı ordunun bütün birliklerine hakimdi. Emirleri dakikası dakikasına yerine getirilir, birliklerini dama taşı gibi oynatır bütün komutanlarını tanırdı. Türk ordusunun en büyük üstünlüklerinden birisi de bu hususiyetti. Çünkü Avrupa orduları, birleşik kuvvetler dilleri, milliyetleri, hükümdarları, komutanları ayrı birlikler hâlinde Türk ordusunun karşısına çıkıyordu. Her komutan ancak kendi birliğine söz geçirebiliyor, başkomutan ünvanını taşıyan Avrupa hükümdarının iktidarı, direkt doğruya kendine bağlı kuv­vetlerden öteye gidemiyordu.

osmanlı savaş taktikleri
Asrımıza kadar İngiliz ordusunda olduğu gibi, Türk ordusunda da askerlik, bir meslekti. şu demek oluyor ki savaş çıkınca asker toplanmaz, bu işi meslek seçmiş ve devletçe belirli yerlere yerleştirilmiş maaşlı yada tımarlı muharipler toplanırdı. Sulh vakitında talim ve terbiye çok sıkı tutulurdu. Türk silâhları, devamlı en modern silahlardı. En küçük yıpranmada değiştirilir, yenileri verilirdi. Bu işle “cebeci” sınıfı uğraşırdı. Nihayet Osmanlı Türk İmparatorluğunun bitmek tükenmek bilmeyen mâlî ve iktisadî kaynakları, en büyük ve mükemmel ordu ve donanmaları en iyi şekilde savaş alanına götürebilecek güç ve kudretteydi.

Osmanlı Türklerinin yükselme çağlarında yaptıkları harplar, XVIII. Ve XIX. Asırlarda Büyük Friedrich, Napoleon gibi büyük Avrupalı komutanların yapmış oldukları savaşlardan gerek alınan neticelar, gerek savaşa katılan kuvvetlerin sayısı bakımından çok daha büyük ve önemlidir.