Kandaki şeker düzeyinin saptanması şeker hastalığının olup olmadığının belirlenmesi açısından en hızlı ve güvenilir yöntemdir. Poliüri (idrar miktarında artma), polidipsi (aşın su içme), halsizlik ve kilo kaybıyla ortaya çıkan bir tablo karşısında yalnızca kandaki şeker düzeyinin saptanması hekimin tanı koymasını sağlar. Yakınmaların, belirti ve bulguların belirsiz olduğu bulunmadığı olgularda ise, yalnızca kandaki şeker düzeyinin saptanması yeterli değildir ve başka incelemeler gereklidir.
Günümüzde gerek şeker hastalığının tanısı, gerek insülinle da kan şekerini düşürücü ilaçlarla tedavi gören şeker hastalarında kan şekeri dengesinin değerlendirilebilmesi için çeşitli incelemeler yapılabilir.

incelemeler iki ayrılır:

• Kan şekeri – Kan şekerinin saptanması için toplardamardan; ucıu ya da kulakmemesindeki kılcal damarlardan kan alınır. Kılcal damardan kan daha az miktarda kan kullanılmasını ve daha hızlı bir değerlendirim” sağlar; kılcal damar kanındaki şeker düzeyi, toplardamar kanındakine oranla biraz yüksek (bazal koşullarda yüzde 3-4 mg, şeker yükleme testinde yüzde 30-40 mg), plazmada saptanan kan şekerinden biraz düşüktür. Şeker hastalarında, sağlıklı bireylerden farklı olarak gün boyunca kan şekerinde dalgalanmalar olabilir; en uygun tedaviyi saptamak için kan şeker düzeyinin dikkatle edilmesi gerekir.

• Glikozüri (idrarda şeker) – Normal olarak böbrekteki kılcal damar yumaklarında (glomerül) süzülen glikoz, borucuklardan hemen tümüyle geri emilir 24 saatlik idrarda 30-40 mg kadar şeker bulunabilir.Kan şekeri yüzde 180 mg’yi aştığında idrarda şeker çıkar; bununla birlikte bu değerin bireyden bireye değişebileceği göz önüne alınmalıdır. Bu nedenle kan şekeri yüzde 180 mg’nin altında olduğunda da idrarda şeker bulunabilir ya da yaşlılarda olduğu gibi, kan şekerinin yüksek olmasına karşın idrarda şeker bulunmayabilir.

• Ketonüri (idrarda keton cisimciklerinin çıkması) – Normal olarak keton cisimleri (asetasetik asit, betahidroksi-bütirik asit ve aseton) idrarda bulunmaz. Yağ yıkımının arttığı durumlarda (uzun süren açlık ya da insülin yetmezliği) idrarda görülür.
Piyasada, kan şekeri, glikozun ve ketonürinin hızla saptanması için, evde kolayca kullanılabilen şeritler satılmaktadır.

• İnsiilinemi (kan insülin düzeyi) -Kimilerine göre, kandaki insülin düzeyinin saptanması, şeker hastalığının tanısı açısından bir önem taşımaz. Genç tipi şeker hastalığında kan insülin düzeyi çok düşük, oysa erişkin tipinde normal hatta yüksektir. Sağlıklı bireylerde de gerek bazal koşullarda, gerek şeker yüklemesinden sonra, insülin düzeyinde şeker hasfalarındaki değişikliklere benzeyen dalgalanmalar saptanmıştır. Glikoz dayanıklılığı azalan kişiler şeker hastalığına daha fazla eğilim gösterir.

• Peptit-C – insülin vücutta proinsülin olarak yapılır; bu molekül daha sonra insülin ve peptit-C’ye ayrılır. Her ikisi de aynı miktarda salınır, yarı ömürleri benzerdir (insülininki biraz daha uzundur); buna karşılık, insülinin büyük bölümü karaciğerde tutulurken, peptit-C idrarla tümüyle atılır. Bu nedenle bu molekülün saptanmasıyla pankreasın beta hücrelerinin salgı gücü kesin olarak değerlendirilebilir. Yalnızca insülin miktarının belirlenmesi kanda insülin karşıtı antikorların bulunduğu durumlarda yanlış değerler vereceğinden, peptit-C’nin de belirlenmesi daha önce insülin tedavisi görenlerde çok önemlidir.

• Glikozlu hemoglobinler – Glikozlu hemoglobin terimi normal insan hemoglobininin glisit köklerine bağlanan fraksiyonlarım belirtir. Klinik açıdan bu fraksiyonların en önemlisi, sağlıklı bireylerde hemoglobinin yaklaşık yüzde 4’ünü oluşturan ve şeker hastalarında 3-4 kat artabilen HbAic’dır. Glikozlu hemoglobin, kandaki şeker düzeyinin göstergesi olarak kabul edilir; özellikle son araştırmalar bu bileşiğin, testten önceki son 3-4 haftalık kan şekeri düzey ini yansıtabildiğini göstermektedir.

Kandaki glikoz düzeyi ve glikozüriyle (idrarda şeker) birlikte HbAlc düzeyi, şeker hastalarının uzun süreli kontrolünde yararlıdır. Kan şeker düzeyi normale düşürülemeyen şeker hastalarında yüksek glikozlu hemoglobin değeri, kan şekerini düşürücü tedaviden sonra azalmaktadır.

Şeker hastalığının erken tanısında ağızdan yapılan şeker yükleme testiyle birlikte glikozlu hemoglobinin de kullanılması önerilmiştir. Bazı çevrelere göre, bu yöntem yükleme testinin sahte pozitif çıktığı durumlarda (örneğin, hiperürisemi (kanda ürik asit miktarının artması) alkolizm, kurşun zehirlenmesi, aspirin kullananlar ve patolojik hemoglobinlerin varlığında) yararlıdır.

Dinamik Testler

• Ağızdan şeker yükleme – Ağızdan şeker yükleme testi kandaki şeker düzeyi normal olmayan, buna karşılık klinik belirti vermeyen ya da çok az verenlerde şeker hastalığı ya da glikoza dayanıksızlık tanışı koymak için çok kullanılır. Son zamanlarda, kısa zamanda yüksek miktarda şeker alımının normal beslenmeyi yansıtmadığı için, bu testin fizyolojik bir uyarı sağlamadığı ileri sürülmüştür. Ağızdan verilen glikoz bağırsaklarda hızla emilir; kullanılmayan glikoz kandaki şeker düzeyini artırır ve buna bağlı olarak insülin salgısını uyarır.
Testin standart uygulama yöntemine göre erişkinlerde, 250-300 cc suda eritilmiş 75 gr glikoz 5-10 dakikada verilir.Çocuklarda doz vücut ağırlığının her kg’si için l ,75 mg’dir; gebelerde ise 100 mg ile yükleme önerilir.

Ağızdan şeker yükleme, sağlıklı dinlenmiş bireylerde en az 10 saatlik açlık döneminden sonra uygulanmalıdır; bu süre 16 saati geçmemelidir ve kişi birgün önce en az 150 gr karbonhidrat almış olmalıdır. Değerlendirme için glikoz alımından hemen önce, hemen sonra ve ardından iki saat içinde her yarım saatte bir toplardamardan kan alınır. Testten önce ve test sırasında sigara içilmesi ve ilaç alınması sonuçları belirgin ölçüde değiştirebilir; glikoz dayanıklılığı azalır. Kandaki şeker düzeyi 50 yaşından sonra her 10 yılda yaklaşık 10 mg artar.

Testin gebelik sırasında uygulanması önem taşır; şeker hastalarında düşük, ölü doğum, dölütte yapı bozukluğu gibi tehlikelerin sağlıklı kadınlara oranla daha yüksek olduğu bilinmektedir, idranında şeker çıkan ya da eski gebeliği sırasında kendiliğinden düşük yapmış ya da dölütte yapı bozuklukları saptanmış gebelere test yapılmalıdır. Ağızdan şeker yükleme testi sırasında, sağlıklı bireylerde ve şeker hastası olmayan şişmanlarda insülin salgılanması hızla yükselir. Genç tipi şeker hastalığı olanlarda yanıt yoktur; oysa erişkin tipi şeker hastalığında insülin salgılanmasında gecikme olur.

• Toplardamar yoluyla şeker yükleme – Toplardamar yoluyla şeker yüklemeye, öncekine oranla daha ender başvurulur. Ağızdan şeker yükleme testinde bulantı ya da kusma görülebilecek kişilerde, midesi alınmış ya da mide-bağırsak hastalığı olanlarda bu yöntem uygulanır.Şeker damardan verildiğinde mide ve bağırsaklardaki emilimden, mide-bağırsak enzimlerinden ya da vagus siniriyle ilgili etkenlerden etkilenmez.

Hasta ağızdan yükleme teşrinde olduğu gibi hazırlanır. Test, üç dakika içinde, toplardamara enjeksiyonla yüzde 33’lük eriyikten kilo basma 0,5 gr verilmesine dayanır.
Sağlıklı bireyde bunun ardından kan şekeri hemen yükselir, hızla insülin salgılanır. Şeker enjeksiyonundan sonra 3, 10, 20, 30,40, 50 ve 60. dakikalarda damardan kan almarak incelenir.

• Tolbutamit testi – Tolbutamit ilk keşfedilen sülfanilürelerdendir; pankreasın beta hücrelerindeki insülin salgılanmasını uyarır ve buna bağlı olarak kan şekerinin azalmasını sağlar. Bu test, pankreastaki insülin deposunu değerlendirmek amacıyla kullanılır. Testin uy-gulanması için damar içine yaklaşık 3 dakikada l gr tolbutamit enjekte edilir. Kan şekeri ve insülininin saptanması için 3, 5, 20, 30 ve 60. dakikalarda kan alınır. Normal olarak kan şekeri 20. dakikada, 30. dakikadaki kan şekerinden bağımsız olarak bazal değere oranla yüzde 80 azalır; bazal kan şekerine oranla 20. dakikada yüzde 80’den, 30. dakikada yüzde 77’den fazla olursa şeker hastalığı tanısı konabilir. Sağlıklı bireylerde, kandaki insülin düzeyi 3-5 dakikalar arasında en yüksek değerdedir; daha sonra 20 dakika içinde bazal değerlere kadar düşer.

KOMPLİKASYONLAR

Şeker hastalığının akut komplikasyonlarından en tehlikeli olanlar asidoz (kanda asitlik düzeyinin yükselmesi) ve şeker komasıdır. Şeker hastalığı sırasında sıklıkla ortaya çıkan bir akut komplikasyon da, vücudun mikroplara karşı savunmasındaki zayıflamaya bağlı enfeksiyonlardır. Çıbanlar, apseler, bronkopnömoni (bronş-akciğer iltihabı), sepsis (mikrobun kana karışması) ya da verem görülebilir. Vücudun tepki verme yeteneği azalsa da, enfeksiyon uygun ilaçlarla kontrol altına alınabilir;enfeksiyon sırasında vücuttaki insülinin etkisine direnç oluştuğundan, o zamana değin tedaviyle çok iyi kontrol edilen şeker hastalığının gidişi bozulabilir ve daha farklı bir tedavi gerekebilir.

Kronik kmoplikasyonların başında kan damarlannın ilerleyici bozukluğu (diyabetik anjiyopati) gelir. Daha çok küçük damarlarda, yani arteriyol ve kılcal damarlarda özellikle ağtabaka, böbrek, kalp, beyin ve bacaklarda ayrıca sinirlerde görülür. Şeker hastalığında belirtilerin ciddiyetiyle damar lezyonlan arasında her zaman doğrudan bir ilişki olmadığından, anjiyopati günümüzde de önemli bir sorundur. Şeker hastalığında metabolizmada ortaya çıkan değişiklikler ile şeker anjiyopatisi arasında bir neden ve etki ilişkisi olduğu kesin olarak belirlenmemiştir. Bu iki tablodan birinin ötekinin ortaya çıkmasına neden olabileceği ya da her iki tabloda da kalıtımın rol oynadığı ve bunların tek bir nedenin bir birinden bağımsız sonuçları olduğunu ileri süren görüşler de vardır.

Gözde ağtabakada (retina) ortaya çıkan retinopati bazı olgularda körlüğe varabilen ilerleyici görme bozukluklarına yol açabilen ciddi bir komplikasyondur. Şeker hastalığı retinopatisinin tanınması ve gidişinin belirlenmesi için gözdibi muayenesi çok önemlidir.
Böbrek damarlannın şeker hastalığına bağlı olarak bozulması Kimmelstiel-Wilson sendromu olarak adlandırılır. Özellikle böbrekteki kılcal damar yumakları (glomerül) uzun bir süreç boyunca biçimini kaybederek hiyalin yapısında küçük kitlelere dönüşür; bu kitleler kılcal damarların arasında birikerek, kılcal damarların ve böbreğin süzme işlevini bozar. Kılcal damar yumaklarının (glomerül) geçirgenliği aşırı derecede arttığından bu madde damardan dışarı çıkar. Kimmelstiel-Wilson sendromunun ilk belirtisi idrarda albüminin çıkmasıdır. Hastalık ilerlerse böbrek yetmezliği ve vücutta ödem oluşmasına neden olan nefrotik sendrom ortaya çıkabilir.

Koroner damarlar bozulursa damarların çapı azalır; bu da kalp kasının (miyokart) yeterince beslenmemesine neden olacağından şeker hastalarında miyokart enfarktüsü sık görülür.
Aynı durum beyin damarları için de söz konusudur; bunun sonucunda tromboz (pıhtıyla tıkanma) ve beyin kanamaları görülebilir. Bacaklarda daha sık olmak üzere, kol ve bacakları besleyen damarlarda da aynı süreç geçerlidir. Bu durumda kol ya da bacakların uçlarında beslenme bozukluğu, ardından kangren gelişebilir; sinirleri besleyen damarlar da bozulursa miyelit (omurilik iltihabı), nevrit (sinir iltihabı) ya da beyinde belirli bir bölgeyle sınırlı ya da yaygın bozukluklar oluşabilir. Bu bozuklukların ortaya çıkmasında, doğrudan şeker hastalığındaki metabolizma değişikliklerine bağlı bir sinir dokusu hastalığı da rol oynayabilir.