Sendika sözcüğü, bir birliğin, ortaklığın veya alacaklıların haklarını korumakla görevli kimse anlamına gelen, Fransızca bir kelime olan “sendik” sözcüğünden türemiş ve sendikin bulunduğu yer anlamındadır. Günümüzde ise sendika genişletilmiş anlamı ile: İşçilerin veya iş verenlerin iş, kazanç, toplumsal ve kültürel konular bakımından çıkarlarını korumak ve daha da geliştirmek için aralarında kurdukları birlik anlamındadır.
Sendikalar günümüzde endüstri toplumlarının vazgeçilmez örgütleridir. Sendikalar aynı zamanda toplumları çalışma hayatı yönü ile şekillendiren ve geleceği etkileyen önemli güçlerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir çok ülkede sendikal örgütlenme çalışan nüfusun önemli bir kısmını içinde barındırmaktadır. Özellikle sendikacılık hareketinin başladığı endüstri toplumları bu konuda önemli örgütlülük düzeyine sahiptirler. Sendikacılık, endüstrileşme hareketi ile aynı yıllara rastlamaktadır. Endüstrileşme hareketi ile birlikte üretimin artması ve çalışanların çalışma şartlarının ağırlaşması, özellikle uzun çalışma sürelerinin konulması, buna karşılık ücretlerin düşüklüğü ve çalışanların sefalet içinde yaşamaları sonucunda; işçiler birlikte hareket ederek hak ve menfaatlerini korumaya yönelik arayışlara girişmişler ve endüstrileşme hareketinden kısa bir süre sonra sendika adı verilen kuruluşlarda örgütlenmeye başlamışlardır. Başlangıçta işçilerin ortak hareket etme düşüncelerinden kaynaklanması nedeniyle sendikalaşmayı: iktisadi açıdan işverenler karşısında zayıf durumda olan işçilerin kuvvetlerini birleştirmek için meydan getirdikleri, tüzel kişiliklerin kurulması, çalışması, gelişmesi ve mücadelelerine verilen ad olarak tanımlamak doğru olacaktır.
1800’lerin başlarında Batı’da sendikalaşmayı engellemek için bazı tedbirler alınmış, bu oluşumun “bireyin sözleşme yapma hürriyetine” aykırı olduğu iddia edilmiştir. Ancak işçilerin birlikte hareket etme düşüncesi engellenememiş, sendikalaşma fikri ve fiili kabul edilmek zorunda kalınmıştır. Ne var ki daha sonraları işverenlerde ortak hareket etme düşüncesi ile işçi sendikalarına karşılık olmak üzere kendi sendikalarını kurmaya başlamışlardır.
Sendikalar bir ihtiyaçtan kaynaklanarak doğduğuna, her ülkede ki ekonomik, sosyal, siyasi ve kültürel yapı birbirinden farklılıklar gösterdiğine göre, sendikalaşma hareketinin başlama tarihleri ile kanun hükümleri ve yapıları da birbirinden farklılıklar gösterecektir. Bu yüzden sosyalist, marksist, kapitalist ve liberal yapılardaki sendikalar birbirinden oldukça farklı oldukları gibi tarım ağırlıklı bir ülke ile endüstri ağırlıklı bir ülke arasında da farklılıklar görülecektir. Hatta bu farklılık sendikacılıkta yeni olan ülkeler ile eski olan ülkeler arasında da gözlenmektedir.
Bu çalışmada çok kapsamlı bir konu olan sendikaları genel bir bakış çerçevesinde değerlendirmeye ve endüstri toplumlarının vazgeçilmez unsuru olarak tanımladığımız sendikaların daha çok sosyal ve ekonomik unsurlarına değinmeye çalışılacaktır.
1.SENDİKANIN TANIMI VE UNSURLARI
1983 yılında yürürlüğe giren 2821 sayılı sendikalar yasasının 2. maddesine göre sendika; işçilerin ve işverenlerin çalışma ilişkilerinde ortak ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak için meydana getirdikleri tüzel kişiliğe sahip kuruluşlara denir. Sendika kurma hakkı 1982 anayasasında 51.maddede düzenlemiştir. Anılan maddeye göre işçiler ve işveren üyelerinin çalışma ilişkilerinde ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma hakkına sahiptirler.
1.1 SENDİKANIN UNSURLARI
1.1.1. ORTAK AMAÇ İLKESİ
Gerek anayasanın 51.maddesine göre gerekse sendikalar yasasına göre, sendikalar ancak işçiler ve işverenlerin çalışma ilişkilerinde kendi aralarındaki ekonomik ve sosyal hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek amacıyla kurulabileceklerdir. Ortak amaç bu olmaktadır. Ayrıca anayasanın 58.maddesi işçilerin ve işverenlerin karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal durumlarını düzenlemek üzere toplu iş sözleşmesi yapma hakkına sahip olduklarını belirterek sendikaların asıl amaçlarını bir kez daha açıklamıştır.
1.1.2. KURULMA SERBESTLİĞİ İLKESİ
Demokratik parlamenter ülkelerde sendika bu yoldaki kurulma isteğini açığa vurulmasıyla kurulmuş sayılır. Anayasanın 51.maddesine göre sendikalar ve üst kuruluşlarını kurabilmek için kanunun gösterdiği bilgi ve belgeleri kanunda gösterilen yetkili merciye verilmesi yeterlidir. Bu hükme paralel düzenleme sendikalar yasasını 6.maddesinde sendika ve konfederasyonlar önceden izin almaksızın kurulabilir şeklinde yapılmıştır.
1.1.3. BAĞIMSIZLIK İLKESİ
İşçi ve işveren sendikalarının birbirlerine karşı bağımsızlığı buna göre; işçi ve işveren kuruluşları birbirlerine karışamaz veya birbirlerine herhangi bir suretle müdahale edemez. İşçiler ve işçi sendika ve konfederasyonları işveren kuruluşlarına, işverenle işveren kuruluşları da işçi sendika ve konfederasyonlarına üye olamazlar. İşçi sendika ve konfederasyonu işveren yada bir işveren kuruluşunu denetimine tabi tutmak veya bunların nüfuzu altında işçi sendika ve konfederasyonu kurulmasını teşvik ve tahrik etmek yasaktır. İşçi sendika ve konfederasyonlarının işverenlerden veya işveren kuruluşlarından, işveren sendika ve konfederasyonlarının da işçi kuruluşlarından ve işçilerden yardım ve bağış alması yasaktır. Sendikaların siyasi partilere ve dini kuruluşlara karşı da bağımsızlığı söz konusudur. Sendikalar yasasına göre;
Yardım ve bağış alamazlar.
Bu kurum ve kuruluşlarla siyasi amaçlarla ortak hareket edemezler.
1.1.4. ÖZEL HUKUK TÜZEL KİŞİLİĞİNE SAHİP OLMA İLKESİ
Sendikalar yasasında birçok maddede sendikaların özel hukuk tüzel kişisi olduğu belirtilmiştir.
1.1.5 SENDİKALARIN YÖNETİMİNDE DEMOKRATİK HAKLARA UYGUNLUK İLKESİ
Anayasanın 51.maddesinde sendika ve üst kuruluşların tüzüklerinin yönetim ve işleyişinin anayasada belirtilen Cumhuriyet niteliklerine ve demokratik ilkelere aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu husus, sendikalar yasasında tekrarlanmıştır. Sendikacılık düzeni demokratik düzenin bir parçasını oluşturur. O halde; demokratik düzenin bütünlüğü içinde sendika ve üst kuruluşlarının da bu düzene uygun biçimde işlemesi gerekmektedir.
1.2 ÜST KURULUŞ
Sendikalar bir araya gelip üst kuruluşların çatısı altında toplanabilmektedir. Gerek işçi sendikalarının gerekse işveren sendikalarının üst kuruluş kurma özellikleri vardır. Sendikaların üst kuruluş kurma hakkı Anayasamızda düzenlenmiş olup bu üst kuruluşların işçi ve işverenlerin çalışma ilişkilerinde ekonomik ve sosyal hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek için kurulabileceğini belirtmiştir. Anayasanın bu düzenlemesine uygun olarak sendikalar yasası sadece konfederasyon tipi bir üst kuruluş kurulmasını öngörmüştür. Sendikalar yasasının 2. maddesine göre konfederasyon şöyle tanımlanmıştır: değişik iş kollarından en az beş sendikanın bir araya gelmesi suretiyle meydana getirdikleri tüzel kişiliğe sahip üst kuruluşlardır.
3. ÜCRET OLUŞUMUNDA SENDİKA FAKTÖRÜ
Endüstri toplumlarının vazgeçilmez örgütü olan sendikalar hiç şüphesiz ücret dengelerinin sağlanmasında büyük rol oynamaktadır. Sendikaların bu gücü belli başlı faktörlere dayanmaktadır. Bu faktörler:
Sendikaların gücü; maddi ve maddi olmayan güç olmak üzere iki farklı unsura dayanmaktadır. Sendikaların maddi gücü; üye sayılarından ve üye aidatlarından sağlar. Bu güç sendikaların eğitim, yayın, seminer ve grev fonundan grev dönemlerinde işçilere yardım açısından önemlidir. Sendikaların maddi olmayan gücünü ise üyelerin birbirine bağlılığı ve üyelerin alınan karalara uyması ve birlikte hareket etmesi belirler.
Maddi ve maddi olmayan unsurlar açısından güçlü , nitelikli yöneticilere sahip bir sendika o ölçüde pazarlık gücüne ve becerisine sahiptir. Yukarıda sıralanan tüm bu faktörler ücret tespitinde önemli rol oynamaktadırlar.
Her ülkede olduğu gibi Türkiye’de sendikacılığın genel ekonomik sosyal ve siyasal koşullardan soyutlamak mümkün değildir. Türk toplumu, bir çok konuda olduğu, işçi hareketi konusunda da Osmanlı İmparatorluğundan devir aldığı değerlerle yaşamıştır. Osmanlı İmparatorluğu sanayi devrimiyle çok geç tanışmıştır. Üstelik ilk olarak görülen sanayi kuruluşları da ordunun, silah, cephane, giyecek vb. ihtiyaçlarını karşılayan askeri işyerlerinden olduğu için buralarda sendikal faaliyetlere de rastlanamamıştır. Ayrıca, önemli miktardaki sanayi kuruluşu da kapitülasyonlardan faydalanan yabancılara ait olması sebebiyle, çoğu zaman en kıdemsiz işçisinden, üst yöneticisine kadar yabacı uyruklular buralarda çalıştırılmaktaydı. Hatta, bu tür işyerlerinde yatırımı yapan ülkenin dili konuşulduğundan, bir Türk işçisinin bu kuruluşlarda iş bulması da mümkün değildi.
Askeri işyerleri ve yabancılara ait işyerlerinin dışında kalanlar da atölye denilen tipte ve birkaç işçinin çalıştığı kuruluşlar olması nedeniyle buralarda da sendikalaşma kolay olmamaktaydı. Bu yüzden ilk işçi kuruluşu sayılan 1871 tarihindeki “Amelperver Cemiyeti” bir öncü olarak bilinmektedir. Ereğli bölgesinde zengin kömür yataklarının işletilmesinde pek çok işçi çalıştırıldığından, bunların işe alınış şekilleri, ücretleri, barındırılmaları, iş şartlarını belirlemek için 1865 yılında yürürlüğe konulan “Dilaver Paşa Nizamnamesi” işçiler hakkındaki ilk hukuk metni sayılmaktadır.
İkinci Meşrutiyetin ilan tarihi olan Temmuz 1908’e kadar sakinliğini sürdüren çalışma hayatı, Kanun-u Esasi’nin ilanı ile hareket kazanmış demiryolu, deniz işçileri ile askeri ihtiyaçlar için tekstil maddeleri üreten işyerlerinin işçileri yaygın grevlere girişmişlerdir. Grev hareketlerinin İstanbul, Marmara ve Trakya bölgelerindeki fabrikalara yayılması üzerine 1908 yılında “Tatil-i Eşgal Kanunu” çıkartılmış, özel işyerlerindeki grevlere ait engelleyici hükümleri bulunmayan bu kanunla, kamu işyerlerindeki uyuşmazlıklarda bir uyuşma prosedüründen geçildikten sonra hala anlaşma sağlanamamışsa o takdirde greve gidilmesi esası getirilmişti. Kısa süren bir hürriyet havasından sonra 31 Mart 1909’da başlayan ayaklanma hareketi üzerine bütün siyasi faaliyetlerle birlikte işçi hareketleri de yasaklanmıştır. Balkan Savaşı, 1.Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı bütün endüstrileşme faaliyetlerinin durduğu, sendikalaşmanın da sönük kaldığı yaklaşık on yıllık bir dönemdir. Eylül 1921’de kabul edilen bir tasarı ile;
gibi hükümler yasal hale getirilmiştir.
1920’lerin ilk yıllarında görülen fakat uzun ömürlü olmayan işçi kuruluşları arasında İstanbul Amele Birliği ve Amele Teali Cemiyeti’ni saymak mümkündür. 17 Şubat 1923’de İzmir’de toplanan İktisat Kongresine İstanbul Amele Birliği temsilcileri de katılmışlardır. Bu kongrede işçi temsilcileri önemli bazı isteklerde bulunmuş ve bunların pek çoğu sonradan gerekli yasal düzenlemeleri yapılmak üzere kabul edilmiştir. Bu isteklerden başlıcaları şunlarıdır:
İstekler haklı görülmekle birlikte, bunların kanun ve yönetmelikler haline gelmesi bir zaman almıştır. Nitekim 1925 yılında hafta tatili kanunu çıkartılarak işçilerin haftanın bir günü tatil yapabilmeleri sağlanmıştır. 1925 yılı sendikalaşma yönünden önemli bir duraklama hatta gerileme yılıdır. Doğuda meydan gelen isyan hareketi ile birlikte İstanbul’da yoğunluk kazanan grevler üzerine “Takrir-i Sükun” kanunu çıkartılarak her türlü cemiyet ve sendikal harekete son verilmiştir.
1938 yılında yürürlüğe konulan Dernekler Kanununa göre ırk, sınıf, din vs. esasına göre dernek kurulması suç sayıldığı için işçilerin dernek veya sendika halinde örgütlenmeleri de yasak kapsamında düşünülmüştür. Ama, 1946 yılında dernekler kanununda yapılan bir değişiklikle sınıf esasına dayalı olarak örgütlenme yasağının kaldırılması sonucunda işçilere sendika kurma olanağı sağlanmıştır. Bu serbestlikten kısa bir süre sonra;
9 Temmuz 1946 tarihinde Türkiye İşçi Derneği kurulmuş,
20 Şubat 1947 tarihinde 5018 sayılı İşçi ve İşveren Sendikaları ve Sendika Birlikleri Hakkında Kanun yürürlüğe konulmuş,
Ağustos 1946’da İstanbul İşçi Sendikalar Birliği ve Türkiye Deniz İşçileri Sendikası kurulmuştur.
1947 yılında sendikalarla ilgili kanun yürürlüğe konulmasından sonra sendikalaşmadaki gelişmeler aşağıdaki gibidir.
Yıllar Sendika Sayısı Top. İşçi Sayısı Sen. İşçi Sayısı Sendikalaşma Oranı
1948 73 329 463 52 000 15.8
1949 77 344 914 72 000 20.9
1950 88 373 961 78 000 20.9
1955 363 604 295 189 595 31.4
1956 432 824 881 282 967 34.3
1963 563 975 570 295 710 30.3
Yukarıdaki tabloda görüldüğü üzere 1950 ile 1955 yılları arasında sendikalaşma oranında ciddi bir artış olmuştur. Bunda 1952 yılında bütün işçi sendikalarını bir birlik haline getiren “Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu, TÜRK-İŞ”in kurulmuş olması ve işçiler lehine peş peşe çıkartılan kanunlar etkili olmuştur. Türk-İş’in işçilerin sendikalaşması, hakların korunması ve geliştirilmesinde önemli rolü olmuştur.
27 Mayıs 1960 ihtilali ile birlikte öteki faaliyetlerin yanında sendikal faaliyetlerde askıya alındıktan sonra yürürlüğe konulan 1961 Anayasası’nın “Sendika Kurma Hakkı” başlıklı 46. maddesi ile sendika kurma hakkı ilk defa anayasada yer almıştır.Bunun kadar önemli olan aynı Anayasa’nın “Toplu Sözleşme ve Grev Hakkı” başlıklı 47. maddesinde “İşçiler, işverenlerle olan münasebetlerinde, iktisadi ve sosyal durumlarını korumak veya düzeltmek amacıyla toplu sözleşme ve grev haklarına sahiptirler. Grev hakkının kullanılması ve istisnaları ve işverenlerin hakları kanunla düzenlenir” denilerek yine ilk defa Anayasa’da toplu sözleşme ve grev hakkı yeralmış bulunmaktadır.
Türk-İş’in kuruluşundan yaklaşık on yıl sonra da 20 Aralık 1962 tarihinde işveren sendikalarının üst kuruluşu olan “Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu, TİSK” kurulmuştur. Başka bir gelişme de Türk-İş bünyesinde bulunan sendikalarda sosyal demokrat görüşünde ötesinde bulunan, özel sektörün devletleştirilmesi, sendikal mücadelenin yanında siyasi mücadeleyi ve benzerlerini ilkeleri içinde alan yeni bir konfederasyon “Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu, DİSK” 13 Şubat 1967 yılında kurulmuştur. 1970’lerde sendika sayılarında azalma, buna karşılık sendikalı işçi sayısında hızla artma görülür. Böylece sendika başına düşen işçi sayısı da arttığından “güçlü sendika” dönemine girilmiştir. Ne var ki, petrol şoklarının bozmaya başladığı ekonomik durum yanında, siyasi olayların da ağırlık kazanması sendikal faaliyetleri etkilemiş, ekonomik gerekçelere dayalı grevlere, siyasi gerekçelere dayalı grevler de eklenmiş, ekonomik hayat durma noktasına gelmiştir.
1980’li yılların başına gelindiğinde Türk İşçi Hareketi’nin çok yönlü olarak parçalandığı ve ülkenin genelinde görülen siyasi kamplaşmadan etkilendiği görülmekte, bu durumda sendikalaşma başta olmak üzere çalışma hayatındaki ilişkilerde çok önemli gelişmeler ortaya çıkmıştır. 12 Eylül 1980 askeri darbesi demokrasinin askıya alınmasıyla birlikte sendikal hakların da kısıtlanmasını getirmiş, dışa açık büyüme ve liberalizasyon politikaları da, ücret pazarlıklarında bir çok yeni sorunun ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Bu ara dönemde Türk-İş’e bağlı sendikalar ile uzun süre kapalı tutulan HAK-İŞ Konfederasyonu dışında DİSK ve MİSK ve bunlara bağlı sendikalar kapatılmış, bazı sendikaların faaliyetleri de askıya alınmıştır. Tablo 1’ de, 1960-1980 yılları arasında iş yasasındaki işçi sayısı ile sendikalı işçi sayıları gösterilmektedir.
YILLAR |
İŞ YASASI KAPSAMINDAKİ İŞÇİ SAYISI | SENDİKALI İŞÇİ SAYISI |
| 1960 | 824.881 | 282.967 |
| 1961 | 868.954 | 298.000 |
| 1962 | 903.817 | 307.000 |
| 1963 | 975.570 | 259.710 |
| 1964 | 999.596 | 338.769 |
| 1965 | 1.082.507 | 360.285 |
| 1966 | 1.142.912 | 374.058 |
| 1967 | 1.336.945 | 834.680 |
| 1968 | 1.327.215 | 1.057.928 |
| 1969 | 1.365.936 | 1.193.908 |
| 1970 | 1.406.100 | 2.088.219 |
| 1971 | 1.448.108 | 2.362.787 |
| 1972 | 1.562.580 | 2.672.857 |
| 1973 | 1.612.579 | 2.658.393 |
| 1974 | 1.718.551 | 2.878.624 |
| 1975 | 1.819.456 | 3.328.633 |
| 1976 | 1.580.000 | 3.269.356 |
| 1977 | 1.970.000 | 3.807.577 |
| 1978 | 2.205.056 | 3.897.290 |
| 1979 | 2.152.411 | 5.465.109 |
| 1980 | 2.204.807 | 5.721.074 |
Tablo 1: Işıklı,1995,167
1982 Anayasası sendikal haklar bakımından, 1961 Anayasasından oldukça farklı düzenlemeler getirmiştir. Anayasanı 50 ve 51. maddeleri Sendika kurma ve Sendikal faaliyetler ile ilgili hükümleri kapsamaktadır. Özellikle sendika ve üst kuruluşlar kurma hakkı sadece işçiler ve işverenlere tanınmıştır. Ayrıca Anayasanın çizdiği genel çerçeve dahilinde oluşturulan 2821 sayılı Sendikalar Kanunu İşçi ve İşverenin işkoluna göre sendikalaşması prensibini getirmiştir. Yine 2821 sayılı yasa, işçi ve işverenlerin aynı zamanda ve aynı işkolunda birden çok sendikaya üye olunamayacağını belirtmektedir. Üst kuruluş olarak ise sadece Konfederasyonları kabul ederek, federasyon uygulamasına olanak tanımamıştır. 1984 yılına değin, toplu iş sözleşmeleri serbest toplu pazarlıklarla değil, Yüksek Hakem Kurulu kararları ile belirlenmiş ve uygulamaya konulmuştur. Ancak, dönemin ve benimsenen ekonomi politikalarının gereği, Yüksek Hakem Kurulu kararlarında işçi kesiminin pek etkisi olmamış ve bu dönemde toplu sözleşmelere uygulanan ücret artışları, enflasyon oranlarının sürekli gerisinde kalmıştır. Böylece Yüksek Hakem Kurulu serbest toplu pazarlık dönemine geçilinceye dek, sınırlı ücret artışları ile dışa açık büyüme politikasını kolaylaştıran bir rol oynamıştır. Buna rağmen bu dönemdeki ücret politikası, bugün büyüyen iş uyuşmazlıklarının da bir temelini oluşturmaktadır.
1984 sonrasında başlayan toplu pazarlıkla da, en başta, siyasal iktidarlar olmak üzere, işveren kesimi sınırlı ücret artışı politikasını sürdürmeye çalışmışlardır. Bu dönemde siyasal iktidar kamudaki toplu pazarlıklarda, Kamu Koordinasyon Kurulu gibi, Kamu İşveren Sendikaları gibi uygulamalarla sınırlayıcı bir ücret politikası ile liberal ekonomi yanlısı politikalar uygulamaya çalışmıştır. İzlenen bu politikalar ve çıkarılan yasalar işçi sendikalarını rahatsız etmiş, sendika- siyasal iktidar ilişkileri değişmeye ve bozulmaya başlamış ve bunun sonucunda hem kamudaki toplu pazarlıklarda iş uyuşmazlıkları artmış, hem de sendikalar siyasal iktidar karşısında daha eylemci politikalar izlemeye başlamıştır.
Türkiye’de sendikaların toplu pazarlık politikaları, üyelerinin çıkarlarına öncelik veren amerikan sendikacılık anlayışına yakındır. Bu yaklaşım içinde sendikalar genellikle, işletme/işyeri toplu pazarlıklarını yeğlenmiş, bu pazarlıklarda, ekonomik kazanımlara ağırlık veren ve bu konuda ücretler dışında, sosyal haklar adı altında, bir çok yan ödemeyi toplu pazarlık konusu yapan bir strateji izlemişlerdir.
1980 sonrası Türkiye’sinin karşı karşıya kaldığı yüksek enflasyon, giderek büyüyen kamu açıkları, özelleştirme girişimleri, işyerlerinde dışa açılma, taşeronla çalışma ve geçici işçi çalıştırma eğilimleri, sendikaların toplu pazarlıktaki politikalarını zorlamakta ve taleplerini artırmaktadır. 1987 sonrasında yapılan toplu sözleşmelerde sendikalar geçmiş yıllardaki gelir kayıplarını belirli ölçüde kapatmışlarsa da başka sorunlarla karşı karşıya kalmışlardır. Örneğin1989 yılında 137.107 işçinin işten çıkarıldığı sendikaların verilerinden anlaşılmıştır.2 Artan bu sorunlar karşısında sendikaların nasıl bir politika izleyeceği netlik kazanmasa da hemen her konuda yasal düzenlemeye ihtiyaç duyan sendikalar, taşeron uygulaması, işten çıkarılmalar konusunda yasal güvenceler istemekte, ancak bugünkü ekonomik koşullar karşısında toplu pazarlıklar gibi yasal güvencelerinin de etkisi zayıflamaktadır.Tüm bu veriler ışığında, ayrıca çalışma mevzuatının esnek yapıda olmayışı ve işçi sendikalarının işletmelerinin rekabet gücünü gözetmeyen politikalar izlemesi sonucu adeta sendikasızlaşma teşvik edilmiş ve ülkemizde sendika üyelerinin toplam ücretlilere oranı %16 ile sınırlı kalmıştır. 3
| Tablo 2 : ILO, TİSK |
3. ULUSLARARASI SENDİKACILIK HAREKETİ
İşçi hareketinin uluslararası düzeyde birleşmesi I. Dünya Savaşı sonrasına rastlasa da, gerçek gelişimi II. Dünya Savaşından sonra gerçekleşmiştir. Ancak, I. Dünya Savaşından önceki dönemde uluslararası sendikal örgütlenmeye yönelik çalışmalar ve girişimler olmuştur.
3.1. I. Dünya Savaşına Kadarki Dönemde Uluslar arası sendikacılık Hareketi.
3.1.1. İlk Örgütlenmelerin Doğuşu
Uluslararası düzeyde bir işçi örgütlenmesine ilişkin bilinen ilk öneri, Londra Çalışanlar Birliği sekreteri William Lovett tarafından 1838 yılında gündeme getirildi. Lovett’in 1838 yılında yayımlanan kitabında, “Serveti yaratan arkadaşlar; bizi ezenlerin birleşmiş olduğunu görürken, biz niçin birleşmemeliyiz” diyordu. İngiltere’de bu görüşler ortaya atılırken, Fransa’da gizli bazı örgütlenmeler, işçileri uluslararası düzeyde biraraya getirmeye çalışıyordu. Ancak ağırlıkla siyasal amaçlı bu girişimlerden önemli bir örgütlenme doğmadı. 1840’lı ve 1850’li yıllarda Avrupa ülkelerinde yaşanan siyasal gelişmeler, uluslararası düzeyde bir işçi örgütlenmesi için uygun koşulları ortadan kaldırmıştı. 1850’li yıllarda İngiliz sendikacılık hareketi, meslek örgütlenmeleri temelinde, önemli gelişmeler sağladı. Ancak 1857 yılında inşaat sektöründe yaşanan çöküş sürecinde büyük grevler oldu. İngiliz işverenleri, grevleri kırmak için Fransa, Almanya ve Belçika’dan grev kırıcılar getirdiler. Londra sendikaları, bu girişimlere engel olmak amacıyla 1860 yılında Londra Sendikalar Konseyi’ni oluşturdu. Ardından Fransız ve Alman işçi örgütlenmeleriyle ilişkiler geliştirildi. Çeşitli vesilelerle gerçekleştirilen uluslararası toplantılarda bu ilişkiler güçlendirildi.
3.1.2. Birinci Enternasyonal
Bu süreç, 1864 yılında İngiliz, Alman, Fransız, İtalyan, Polonyalı ve İsviçreli işçilerin yer aldığı Uluslararası Çalışanlar Birliği’nin (Birinci Enternasyonal) kurulması sonucunu doğurdu. Birinci Enternasyonal’e örgütlerin yanı sıra bireylerin de doğrudan üye olma hakkı vardı. Birinci Enternasyonal özellikle 1868 yılındaki grevler sonrasında güçlendi; Londra, Paris, Belçika ve İsviçre’deki grevlerle dayanışma için kampanyalar açtı ve grev kırıcılığının önlenmesine önemli katkılarda bulundu.
Ancak bu dönemde çeşitli ülkelerdeki sendikal hareketler henüz yeterince güçlü değildi. Ayrıca, işçi sınıfının sendikal ve siyasal alandaki programları tümüyle içiçe geçmişti. Birinci Enternasyonal, sendikal amaçların yanı sıra siyasal amaçların ve örgütlenmelerin de bir aracı olarak değerlendiriliyordu. Ancak bu dönemde çeşitli ülkelerdeki sendikal hareketler henüz yeterince güçlü değildi. Ayrıca, işçi sınıfının sendikal ve siyasal alandaki programları tümüyle içiçe geçmişti. Birinci Enternasyonal, sendikal amaçların yanı sıra siyasal amaçların ve örgütlenmelerin de bir aracı olarak değerlendiriliyordu. Bu koşullarda, Birinci Enternasyonal’in merkezi 1872 yılında New York’a aktarıldı. Bu kuruluş, 1876 yılında lağvedildi.
3.1.3. İkinci Enternasyonal
Uluslararası işçi hareketi bir süre geriledi. Ancak 1880’li yıllarda Avrupa ülkelerinde işçi sınıfının sendikal ve siyasal alandaki gücünde önemli gelişmeler yaşandı. 1889 yılında Paris’te Fransız İhtilalinin yüzüncü yıldönümü nedeniyle çeşitli uluslararası toplantılar düzenlendi. Almanlar tarafından düzenlenen toplantı, daha sonra İkinci Enternasyonel olarak bilinen örgütlenmenin ilk kongresi kabul edildi. Bu kongreye sendikalar ve sosyalist partiler katıldı. İkinci Enternasyonel’in daha sonraki yıllardaki faaliyetleri de sendikalar ve sosyalist (o dönemki adıyla, sosyal demokrat) partilerin ittifakı temelinde gelişti. İkinci Enternasyonel, 1914 yılında başlayan Birinci Dünya Savaşı’na kadar, sendikal ve siyasal alandaki en önemli uluslararası örgütlenmeydi.
3.1.4. Uluslararası Meslek Sekreterlikleri
Bu yıllarda uluslararası düzeyde yeni bir örgütlenme ortaya çıktı. Çeşitli ülkelerdeki meslek sendikaları ve bazı durumlarda işkolu sendikaları, kendi aralarında “uluslararası meslek sekreterlikleri” adı verilen üst örgütlenmeler yarattılar. 1889 yılında Fransa, İspanya, İtalya, Almanya, İngiltere, Belçika, ABD ve diğer altı ülkedeki basım işçileri Paris’te toplanarak ilk uluslararası konferanslarını gerçekleştirdiler. 1900 ile 1914 yılları arasında uluslararası meslek sekreterliklerinin sayısı 27’ye çıktı. Uluslararası meslek sekreterliklerinin ana amacı, çeşitli ülkelerdeki çalışma koşulları konusunda üyelerin bilgilendirilmesi, grevkırıcılığının engellenmesi ve büyük grevler sırasında dayanışma çağrılarının yapılmasıydı. Ayrıca, sendikacılık hareketinin fazla gelişmediği ülkelerde de örgütlenme konusunda destek sağlanıyordu.
3.1.5. Ulusal Sendika Merkezleri Uluslararası Sekreterliği
Uluslararası meslek sekreterliklerinin çalışmalarında sağlanan başarı ve İkinci Enternasyonal içinde siyasal partilerle birlikte olmanın getirdiği bazı sıkıntı ve rahatsızlıklar, çeşitli ülkelerdeki sendikal merkezler arasında uluslararası düzeyde yeni bir örgütlenme girişimini gündeme getirdi. 1901 ve 1902 yıllarındaki iki konferans sonrasında, 1903 yılındaki bir konferansla, Ulusal Sendika Merkezleri Uluslararası Sekreterliği oluşturuldu. 1901 yılındaki ilk konferansa 8 sendikal merkez katılmıştı. Bu sayı 1913 yılında 19’a yükseldi. Üye sendikaların temsil ettiği işçi sayısı 1904 yılında 2,2 milyon iken, 1913 yılında 7,4 milyondu. 1913 yılındaki toplantıda ise bu örgütlenmenin adı Uluslararası Sendikalar Federasyonu olarak değiştirildi.
3.1.6. Uluslararası Hristiyan Sendikacılığı
Bu dönemdeki diğer bir gelişme ise Katolik işçilerin oluşturduğu sendikacılık hareketinin uluslararası düzeydeki ilişkileriydi. Papa 13. Leo’nun 1891 yılında yayımladığı Rerum Novarum tamiminden sonra çeşitli ülkelerdeki Katolik işçiler hristiyan sendikaları oluşturmaya başladılar.1900 yılından sonra çeşitli ülkelerdeki hristiyan sendikaları kendi aralarında ilişkiler kurdular. 1908 yılında da Zürih’te hristiyan sendikalarının uluslararası düzeyde bir konferansı toplandı ve Hristiyan Sendikaları Uluslararası Sekreteryası oluşturuldu. Bu yapının içinde Almanya, İtalya, Hollanda, Belçika, Avusturya, İsviçre ve İsveç sendikaları bulunuyordu. Alman işçileri ağırlıktaydı.
1920 yılında on ülkeden toplam üç milyonu aşkın işçiyi temsil eden hristiyan sendikalar Uluslararası Hristiyan Sendikalar Federasyonu’nu kurdular. Bu örgüt, onbeş uluslararası hristiyan meslek sekreteryasının oluşturulmasına yardımcı oldu. Uluslararası Hristiyan Sendikalar Federasyonu 1946 yılında adını Uluslararası Hristiyan Sendikalar Konfederasyonu olarak değiştirdi. 1950’li yılların başlarında hristiyan sendikacılık hareketinin ağırlığı Fransa, Belçika ve Hollanda’daydı.
3.1.7. Uluslararası Sendikalar Federasyonu (IFTU)
Birinci Dünya Savaşı yıllarında uluslararası sendikacılık hareketi büyük bir parçalanma yaşadı. Çeşitli ülkelerin sendikal merkezleri arasında dönem dönem toplantılar yapıldıysa da, örgütlü bir ilişki sağlanamadı. Savaşın sona ermesinin ardından, 1919 yılında yapılan bir toplantıda, 1913 yılında Uluslararası Sendikalar Federasyonu adını alan örgütlenme tasfiye edilerek, yeni bir Uluslararası Sendikalar Federasyonu (IFTU) oluşturuldu. Bu toplantıya ABD, İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda, Lüksemburg, İsviçre, İsveç, Norveç, Danimarka, Almanya, Avusturya, Çekoslovakya ve İspanya’dan sendika temsilcileri katıldı.
Daha sonraki yıllarda ise Avrupa sendikacılık hareketinde yaşanan hızlı gelişme, IFTU’nun daha da güçlenmesine önemli katkılarda bulundu. Ancak Amerika’daki AFL (Amerikan Emek Federasyonu) ile bazı önemli sorunlar yaşandı. 1929 yılı geldiğinde, IFTU ağırlıkla bir Avrupa örgütlenmesiydi. Federasyon’a üye 28 ulusal merkezin 23’ü Avrupa ülkelerindendi. Bu 23 örgüt, Federasyon’un temsil ettiği 13 milyon işçinin 12,5 milyonuna sahipti. Avrupa dışından da yalnızca Kanada, Arjantin, Filistin, Güney Afrika ve Güneybatı Afrika’dan üye sendikalar vardı.
3.1.8. Sendikalar Kızıl Enternasyonali (Profintern)
Ancak bu dönemde bir diğer gelişme daha yaşandı. 1917 Rus İhtilali sonrasında 1919 yılında Üçüncü Enternasyonel (Komintern veya Komünist Enternasyonel) kuruldu. Oluşturulan komünist partilerinin denetimindeki sendikalar da, komünist partilerinin yanı sıra, Üçüncü Enternasyonal’e üyeydi.Üçüncü Enternasyonal’in 1921 yılında toplanan kongresinin ardından 42 ülkeden komünist ve anarşist sendikacıların katılımıyla bir dünya sendikacılar kongresi düzenlendi ve Sendikalar Kızıl Enternasyonali (Profintern) kuruldu. Sendikalar Kızıl Enternasyonali ile Üçüncü Enternasyonal arasında örgütsel bir bağlantının olduğu kabul edildi.
Bu süreç, IFTU’nun (Uluslararası Sendikal Federasyonu’nun) yeni üyeler kazanmasına katkıda bulundu. ABD’deki sendikal merkezlerden biri olan AFL (Amerikan Emek Federasyonu) ise 1937 yılında IFTU’ya yeniden üye oldu. Böylece, IFTU’nun temsil ettiği işçi sayısı 1934 yılında 8 milyona gerilemişken, 1939 yılı ortalarında 20 milyona yükselmişti.
3.2. II. Dünya Savaşı Sonrasındaki Dönemde Uluslararası Sendikacılık Hareketi
3.2.1. Dünya Sendikalar Federasyonu
İkinci Dünya Savaşı IFTU’ya büyük darbe indirdi. Alman işgali altındaki bölgelerde sendikalar ortadan kaldırıldı. IFTU tüm etkinliğini yitirdi. Savaş sürecinde sendikaların uluslararası düzeydeki ilişkilerini sürdürmek amacıyla çeşitli toplantılar düzenlendi. Ancak yeni bir örgütlenmeye gidilmedi. Savaşın sonlarına doğru gerçekleştirilen bazı ön toplantıların ardından, 25 Eylül 1945 günü Paris’te yapılan toplantıya 56 ülke ve bölgeden 65 ulusal sendikal örgütü, IFTU’yu ve 17 Uluslararası Meslek Sekreterliğini temsil eden delegeler katıldı. Bu süreçte yer almayan önemli tek örgütlenme, ABD’deki AFL idi. Ancak ABD’den CIO (Endüstriyel Örgütler Kongresi) bu toplantıya katıldı. Bu toplantıda Dünya Sendikalar Federasyonu kuruldu. IFTU ise 13 Aralık 1945 tarihinde resmen tasfiye edildi.
Dünya Sendikalar Federasyonu, 1945-1947 yıllarında dünyanın en önemli uluslararası sendikal örgütlenmesiydi. Ancak 1947 yılında Soğuk Savaş’ın başlamasıyla birlikte, Dünya Sendikalar Federasyonu içinde ayrılıklar ön plana çıkmaya başladı.Tartışma, ABD’nin Avrupa ülkeleri için hazırladığı Marshall Yardımı konusunda patlak verdi. Bu dönemde Fransa ve İtalya gibi bazı ülkelerde ulusal sendikal yapılarda siyasal temelli bölünmeler yaşandı.
1948 ve 1949 yıllarında ise birçok sendika Dünya Sendikalar Federasyonu’ndan ayrıldı. Sosyalist blok dışındaki Avrupa ülkelerinden Fransa ve İtalya’nın en büyük sendika merkezleri (CGT ve CGIL) ise Dünya Sendikalar Federasyonu üyeliğini sürdürdü.
3.2.2. Uluslararası Hür İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun Kuruluşu (ICFTU)
Dünya Sendikalar Federasyonu’ndan ayrılan sendikalar ile ABD’deki AFL ve diğer bazı sendikaların temsilcileri, 1949 yılı sonlarında Londra’da bir toplantı yaptılar. Bu toplantıya 53 ülkeden ulusal sendikal merkez ile diğer 28 örgüt katıldı. Bu örgütlenmeler 48 milyon işçiyi temsil ettiklerini ileri sürüyorlardı. Bu işçilerin yüzde 44’ü Avrupa’da ve yüzde 30’un üstünde bir bölümü Kuzey Amerika’daydı.
Bu toplantıda Uluslararası Hür İşçi Sendikaları Konfederasyonu (ICFTU) kuruldu. ICFTU, özellikle 1950’li yıllarda, Soğuk Savaş’ın önemli bir aracı olarak faaliyet gösterdi. ICFTU’nun Avrupa Bölge Örgütü (ERO), Amerika Bölge Örgütü (ORIT) ve Asya Bölge Örgütü (ARO) oluşturuldu. Bu dönemde ABD’deki AFL ile Avrupa sendikaları arasında bazı çelişkiler ve sorunlar da yaşandı.
1950’li yılların başlarında ICFTU ile bağlantılı 18 Uluslararası Meslek Sekreterliği bulunuyordu. Bu örgütlenmelerin en büyüğü, 14 ülkede 6 milyon işçiyi temsil eden Uluslararası Metal İşçileri Federasyonu idi. Onu, 40’ın üstünde ülkede üyesi bulunan ve yaklaşık 5 milyon işçiyi temsil eden Uluslararası Ulaştırma İşçileri Federasyonu izliyordu.
3.3. Günümüzde Uluslararası Sendikacılık Hareketi
3.3.1. Uluslararası Hür İşçi Sendikaları Konfederasyonu (ICFTU)
Uluslararası Hür İşçi Sendikaları Konfederasyonu 1949 yılında kurulmasının ardından hızla büyüdü. Ancak bu dönemde ABD sendikal gelenek ve alışkanlıkları ile Avrupa işçi sınıfı ve sendikacılık hareketinin gelenek ve alışkanlıkları arasında bazı çelişkiler yaşandı. Bu durum, ICFTU için bazı sorunlar yarattı. Ayrıca, ICFTU’nun Soğuk Savaş’ta çok aktif bir taraf durumunda olması da bazı sorunlar yarattı. 1960’lı yılların sonlarında ABD’deki merkezi işçi örgütü olan AFL-CIO (Amerikan Emek Federasyonu – Endüstriyel Örgütler Kongresi) ile ICFTU arasında bir gerginlik yaşandı. AFL-CIO 28 Şubat 1969 tarihi itibariyle ICFTU üyeliğinden çekildi. AFL-CIO ancak 1 Ocak 1982 tarihi itibariyle yeniden üyeliğe girdi.
Sovyet sisteminin çökmesinin ardından ICFTU’nun üye sayısında önemli artışlar gerçekleşti. ICFTU, günümüzde, 145 ülkede 215 üye sendikal merkezde örgütlü 125 milyon işçiyi temsil etmektedir. ICFTU’un Afrika (AFRO), Asya ve Pasifik Bölgesi (APRO) ve Amerika (ORIT) bölge örgütleri vardır.
3.3.2. ICFTU ile Bağlantılı Uluslararası İşkolu Federasyonları
Bu bölümde federasyonlara ait bilgiler ayrıntılı olarak verilmeyecek, sadece isimlerine yer verilecektir. Bu federasyonlar şunlardır:
3.3.3. Dünya Emek Konfederasyonu (WCL)
1920 yılında kurulan Uluslararası Hristiyan Sendikalar Federasyonu, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra adını Uluslararası Hristiyan Sendikalar Konfederasyonu olarak değiştirdi. Bu örgüt, 1945 yılında Dünya Sendikalar Federasyonu kurulurken, katılma önerisini reddetti. Diğer taraftan, 1949 yılında Uluslararası Hür İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun kurulması sürecindeki birleşme önerisi de, bu yeni örgütlenmenin “Soğuk Savaş ideolojisine” bağımlı olacağı iddiasıyla, reddedildi. Örgütün adı, 1968 yılında yapılan kongresinde Dünya Emek Konfederasyonu (veya Dünya Çalışma Konfederasyonu) olarak değiştirildi. Dünya Emek Konfederasyonu’nun ve bağlantılı uluslararası işkolu federasyonlarının Türkiye’de üyesi yoktur.
3.3.4. Dünya Sendikalar Federasyonu (WFTU)
1945 yılında kurulduğunda dünyanın en güçlü uluslararası sendikal üstörgütü olan Dünya Sendikalar Federasyonu, ilk darbeyi, Soğuk Savaş’ın başlamasıyla 1948 yılında yedi. Batı dünyasının önemli sendikal merkezleri bu örgütten ayrıldı. Ancak gelişmiş kapitalist ülkelerde komünist partilerinin denetimindeki bazı önemli sendikal merkezler Dünya Sendikalar Federasyonu’na üyeliklerini sürdürdüler (özellikle İtalya’dan CGIL ve Fransa’dan CGT).
Ancak 1968 yılında Kızıl Ordu’nun Çekoslovakya’yı işgalinden sonra dünya komünist hareketinde hızlanan bölünmeler sonrasında, CGIL ve ardından CGT’nin Dünya Sendikalar Federasyonu ile ilişkileri zayıfladı ve daha sonra da koptu. Çin Halk Cumhuriyeti sendikaları da benzer bir yol izledi. 1990-1991 yıllarında Sovyetler Birliği ve Doğu ve Orta Avrupa ülkelerindeki çöküşün ardından, Dünya Sendikalar Federasyonu iyice zayıfladı. Bugün Dünya Sendikalar Federasyonu uluslararası alanda bir güç olmaktan çıkmıştır.
3.3.5. Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC)
Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC), Avrupa Birliği ile yakından bağlantılı bir örgütlenmedir. ETUC’un kuruluşunun kökleri, 1950’li yılların başlarında Avrupa Birliği doğrultusundaki ilk adım olan Avrupa Kömür ve Çelik Birliği’nin kurulmasına kadar uzanmaktadır. Avrupa birliği süreci başlayınca, Uluslararası Hür İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (ICFTU) Belçika, Fransa, Almanya, İtalya, Lüksemburg ve Hollanda’daki 21 üyesi “21’ler Komitesi” adını alan bir yapılanmaya gittiler.
1957 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu oluşturan Roma Antlaşmasının imzalanması sonrasında, ICFTU’nun Avrupa’daki üyeleri 1958 yılında Düsseldorf’ta toplandılar ve Avrupa Sendikalar Sekreterliğini oluşturdular. “21’ler Komitesi” de bu yeni yapılanmaya katıldı. 1969 yılında, Avrupa Sendikalar Sekreterliği, adını Avrupa Hür Sendikalar Konfederasyonu (ECFTU) olarak değiştirdi ve çalışmalarını daha kurumsallaştırdı.
Avrupa Birliği sürecinde adımlar atıldıkça, Avrupa Sendikalar Konfederasyonu düşüncesi de güçlendi. 1972 yılında yapılan görüşmeler ve varılan anlaşmalar sonucunda, 1973 yılı Şubat ayında Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi ülkeleri ile bazı diğer Avrupa ülkelerindeki sendikalar, Avrupa Sendikalar Konfederasyonu’nu kurdu. Avrupa Sendikalar Konfederasyonu günümüzde 33 ülkeden 74 sendikal merkezde ve 15 Avrupa işkolu federasyonunda örgütlü yaklaşık 60 milyon işçiyi temsil etmektedir.
3.3.6. Ekonomik ve İşbirliği Teşkilatı Sendika Danışma Komitesi (OECD-TUAC)
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) Sendika Danışma Komitesi (TUAC) Marshall Planı ile bağlantılı olarak 1948 yılında kuruldu. Günümüzde 29 OECD ülkesinden 55 ulusal merkezin üyesi bulunduğu bu örgütlenme, 70 milyon dolayında işçiyi temsil etmektedir. Bu yapıya Türkiye’den TÜRK-İŞ ve DİSK üyedir. TUAC’ın ana çalışma alanı, OECD’nin politikalarının işçiler ve sendikalar lehine yönlendirilmesidir.
4. SENDİKAL ÖRGÜTLENME VE SENDİKA TÜRLERİ
Sendikalar günümüzde sanayi toplumlarının vazgeçilmez örgütleridir. Sendikalar aynı zamanda toplumları çalışma hayatı yönü ile şekillendiren ve geleceği etkileyen önemli güçlerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir çok ülkede sendikal örgütlenme çalışan nüfusun önemli bir kısmını içinde barındırmaktadır. Özellikle sendikacılık hareketinin başladığı sanayi toplumları bu konuda önemli örgütlülük düzeyine sahiptirler. Ancak sendikacılık düzeyi salt örgütlü çalışanların sayısal önemi ile paralel bir gelişme içinde olmayabilir. Örneğin bir sendika işyerinde işçilerin ancak yarısını örgütlese bile pazarlık gücü sayesinde tüm işçilerin ücret ve çalışma koşullarını düzenleyebilmektedir.Sendikalar ülkelere göre farklı nitelikler göstermektedir.
Örgütlülük paydası altında birbirlerinden farklı yapılar ortaya çıkmaktadır. Bu ayrımların en temel gerekçesi çalışma hayatından gelen farklar, ülkelerin siyasal ve toplumsal yapıları olmaktadır. Bunun dışında sendikal hareketi farklı hale getiren bir başka boyut sendikaların yönetimsel yapılarıdır. Bazı ülkelerde sendika yönetimleri oldukça merkezi iken diğerlerinde son derece esnek yapılar bulunmaktadır. Sendikaların karar organları ve sendika içi demokrasi konusunda da ciddi farklar oluşabilmektedir.
Günümüzde ise sendikaların değişik örgütlenme yapıları bulunmaktadır. Bu bağlamda en yaygın örgütlenmenin işyeri ve işkolu sendikacılığı biçiminde olduğu söylenebilir. İşyeri sendikası belirli bir işyerinde çalışan işçiler tarafından kurulan ve faaliyeti o işyeri ile sınırlı olan sendikalardır. Bu tür sendikal faaliyetin sadece o işyeri ile sınırlı kalması bir çok sakınca ve yararı birlikte getirmektedir. Bu türlü sendikal yapılara ABD ‘de ve Japonya dışında başka gelişmiş ülkelerde rastlanmamaktadır. Bu biçimdeki sendikal örgütlenmenin işyerleri içinde ve güçsüz bir yapıyı ortaya koydukları, bölünmelere ve dağılmalara yol açması nedeni ile tercih edilmedikleri görülmektedir. Özellikle aynı işyerinde örgütlenmeye çalışan birden çok sendikanın rekabet nedeni ile işçilerin çıkarlarını etkin biçimde koruyamadıkları ve geliştiremedikleri belirtilmektedir.
İşyeri örgütlenmelerinin genellikle küçük ve az sayıda işçiyi kapsaması nedeni ile ve işveren tarafından kontrol altına alınabilmesinin getirdiği kolaylıklar “sarı sendikacılık “ olarak adlanan bir sendikacılığa olanak sağlayabilmektedir. İşyeri sendikalarının bu olumsuz niteliklerine rağmen , küçük işyerlerinde örgütlenme ve işverenle birebir pazarlık sürecinin işyeri koşullarına kolay uyum sağlaması gibi bir gerekçe ile zaman zaman tercih edilebildiği görülmektedir. İşyeri sendikası aynı zamanda işletme sendikası olarak da adlandırılmaktadır. 1983 yılında Türkiye’de uygulanmaya başlayan 2821 sayılı Sendikalar yasası işyeri düzeyinde sendika kurulmasını yasaklamıştır. İşyeri sendikalarının küçük ve güçsüz olmalarından kaynaklanan ve kendi aralarında rekabet nedeni ile iyice parçalanmaları ve bölünmelerini engellemek için, yasa koyucu işyeri düzeyindeki sendikal örgütlenmeleri önlemiştir.
4.1. Kapsamlarına Göre Sendika Türleri
4.1.1. Meslek Sendikacıları (Craft Unionism)
Sendikacılık hareketinin ilk örgütlenme biçimini oluşturan meslek sendikaları , aynı mesleği veya zanaatı icra edenlerin bir araya geldikleri bir yapıyı açıklamaktadırlar. Tarihsel açıdan aynı mesleği icra edenlerle aynı zanaatı icra edenler açısından oluşan farklılık sendikalara yansıtılmaktadır. Meslek sendikalarının genel olarak yatay bir örgütlenme modeli olduğu , belirli bir bölgede değil ülke bazında federasyon içinde kurulduğu ve faaliyetlerini sürdürdüğü görülmektedir.
Meslek sendikaları biçiminde örgütlenmenin Lonca geleneği ile yakın ilişkisi bulunmaktadır. Avrupa’da kimi meslek sendikalarının kökeninde loncalar bulunmaktadır. Loncaların kapitalist sanayiinin gelişmesi karşısında etkilerini kaybetmelerinden sonra işçiler ve işverenlerin ortak olarak kurdukları “sendika” dan daha sonra işverenlerin ayrılması ile meslek sendikaları ortaya çıkmıştır. Aynı mesleği icra eden işçiler sahip oldukları nitelikleri bir ayrıcalığa dönüştürüp , mesleğe girişi sendikaları sayesinde denetim altında tutmaları, işverenle pazarlık güçlerini arttırmakta idi. Ancak bu tür dar bir meslek sendikacılığını günümüz koşullarında görmek mümkün değildir. Meslek ve zanaat sendikaları kitlesel üretimin gelişmesi, işgücünün niteliklerinde standartlaşmanın başlaması ve zanaat üretiminin önemini kaybetmesinden sonra ağırlıkları azalmıştır. Çok az sayıda meslek ve zanaat için sendikal örgütlenme sürmüştür. Bu tür sendikaların, ABD ve İngiltere gibi güçlü oldukları ülkelerde bile etkileri azalmaya başlamıştır.20. yüzyılın başından itibaren hizmetler sektörünün de gelişmeye başlaması, kamu ve özel sektör içinde memur sendikalarının oluşmasına başlamıştır. Bu sendikaların nitelikleri itibarı ile işkolu esasına göre örgütlenmekten çok hizmet sınıflarına ve mesleklere göre örgütlenme eğilimi daha fazladır. Öğretmenler, polisler ve itfaiye hizmetlilerinin örgütlenmesi bu esasa göre gerçekleşmiştir
4.1.2. Genel Sendikalar (General Unionism)
Çoğu meslek sendikasının sanayiinin ve hizmetlerin gelişmesi karşısında “genel sendika” haline dönüştüğü görülmüştür. Başlangıçta meslek sendikası olan pek çok sendika, başka meslek gruplarını da kapsayarak, “herkes için sendika” sloganı ile yeni bir anlayış ortaya çıkartmıştır. Temel amaç “bir tane büyük sendika” oluşturmaktır.1830 yıllarında Robert Owen ile başlayan genel sendikacılık yaklaşımı, 1890 yıllarından sonra yeniden önem kazanmıştır. Genel sendikalar, değişik işyerlerinde, değişik işlerde çalışsalar da, işçilerin gerçekte ortak çıkarları olduğu görüşünü benimseyen sosyalist akımın etkisiyle doğmuş ve sosyalist amaçlar içeren ilk sendikal örgütlenmelerdir. Genel sendikaların en önemli örneklerini, ABD Kamyon şoförleri ve Depolama işçileri sendikası ile İngiltere’ de halen İngiliz İşçi Partisi ile yakın ilişkileri bulunan Ulaşım ve Genel İşçi Sendikası oluşturmaktadır.
Genel sendika düşüncesi pek çok ülkede yaygınlaşmasa da, işçilerin tek bir sendikada toplanmaları gereksinimi, federasyon, konfederasyon gibi üst sendikal örgütlenmelerin oluşmasına yol açmıştır.
4.1.3. İşkolu Sendikaları (Industrial Unionism)
İşkolu sendikacılığı, bir endüstri-işkolunda çalışanların tümünü meslek ayırımı yapmaksızın örgütlemeyi amaçlar. Aynı işkolunda çalışanların benzer çalışma koşulları, ortak çıkarları bulunduğu düşüncesinden hareketle, gerçek güçlü bir sendikacılığa ulaşmak, gerekse işkollarında benzer çalışma koşulları yaratmak açısından işkolu sendikacılığına eğilim artmıştır. Sendikacılık hareketinin bütünleşmiş göründüğü, her işkolunda güçlü bir işkolu sendikasının bulunduğu Almanya, İskandinav ülkeleri gibi ülkelerde işkolu sendikacılığı oldukça etkindir. Bunun yanında ABD ve İngiltere gibi ülkelerde işyeri düzeyinde ve çok sayıda sendika kurulması yoluna gidilmiş, işkolu niteliği taşıyan sendikalar yanında meslek sendikaları da varlıklarını sürdürmüş bulunmaktadır.
Türkiye’de başlayan sendikacılık hareketi genel anlamda işkolu esasına göre gerçekleşmiştir. 1963 de çıkarılan 274 sayılı Sendikalar Kanunu, sendikaların işkolu esasına göre kurulması ilkesini vurgulamıştır. Ancak işkolunun belirli bir alt dalını örgütlemek amacı ile veya işkolu ayrımı yaparak veya yapmayarak belirli bir coğrafi bölgede de örgütlenmeyi amaçlayarak kurulabiliyordu. Bu bağlamda 274 sayılı yasa bir sınırlama getirmiyordu. Ancak 1960 lı yıllardan itibaren sendika sayısının azaltılarak güçlü ve merkezi örgütler kurma yolunda yoğun çabalar sarfedildi. Ancak bu çabalar çeşitli nedenlerle başarılı olamadı. 1970 yılında çıkarılan 1317 sayılı yasa ile bir işçi sendikasının Türkiye çapında faaliyet gösterebilmesi için işkolundaki sigortalı işçilerin 1/3 ünü örgütlemiş olma zorunluluğu 15-16 Haziran direnişlerine ve işçi olaylarına neden olmuş , daha sonra bu yasa ve Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.
1980 yılına gelindiğinde ise Türkiye’de Sendika sayısı 900 e yükselmişti. 1983 yılında çıkartılan 2821 sayılı sendikalar yasası sendikaların “işkolu esasına göre ve Türkiye çapında faaliyette bulunmak amacı ile kurulmasına” izin vermiştir. Ayrıca işyeri,işletme ve meslek esasına dayalı sendika kurulmasını açıkça yasaklamıştır. Bu bağlamda işkollarının saptanmasını idarenin yetkisine bırakmayıp , bir tüzükle 28 işkolu olarak belirlemiştir.
Sonuçta , sendika sayısı 1980 sonrası önemli oranda azalmıştır. Bu azalmada sadece işkolu sayısının sınırlı olması değil , toplu iş sözleşmesi yetkisi alabilmek için işyeri yada işletmede çalışan işçilerin yarıdan fazlasını temsil koşuluna ek olarak öncelikle o işkolunda çalışan işçilerin yüzde 10 nunu temsil etmesi koşul olarak getirilmesi etkili olmuştur. Türkiye’deki sendika sayısı 900 lerden hızla 90 civarına indirilmiştir.
4.2. Üyelerinin Niteliklerine Göre Sendika Türleri
Sendikalar üyelerinin niteliklerine göre de bir kaç gruba ayrılmaktadır. Beden işçilerini kapsayan sendikalar, fikir işçilerini kapsayan sendikalar gibi. Sendikalaşmanın öncelikle bedenlerini, kol güçlerinin kullanarak çalışanlar arasında başlayıp yaygınlaştığı bilinmektedir. Bunlar arasında belirli nitelikleri veya meslekleri olanlar meslek sendikalarını oluşturmuşlar, niteliksiz işçiler ise zamanla genel veya işkolu sendikacılığına yönelmişlerdir. Endüstride bedenlerini veya el emeklerini kullanan bu işçilere “mavi yakalı işçiler“ (blue workers) denilmiştir.
Endüstri sektörünün yanında hizmet sektörünün de önem kazanmasıyla, bu sektörde işgörenlerin sayısı artmış ve fikir işçisi denilen yeni bir çalışanlar grubu ortaya çıkmıştır.gerek hizmet kesiminde gerekse endüstriye destek hizmetlerde çalışan ve fikren çalışması ağırlık taşıyan bu işçilere ise “beyaz yakalı işçiler“ (white collar workers) adı verilmştir. Gerek eğitim ve nitelikleri , gerekse benimsedikleri toplımsal değerler açısından kendilerini orta sınıf içinde gören beyaz yakalılar, bu grubun sayıca çoğalması ve bu grup çalışanlarda sendikal hakların tanınmasıyla beden işçilerinden ayrı sendikalar oluşturmuşlardır. Kamu kesiminde çalışanlara da sendika kurma hakkının tanınmasıyla birlikte, beyaz yakalı işçilerin kurdukları sendikalar daha güçlü bir duruma gelmiştir.
Beyaz yakalı işçilerin kurdukları sendikalar yanında son yıllarda üniversite mezunu meslek sahiplerininde ayrı bir sendikalşmaya doğru gittikleri görülmektedir. Sendika kurma ve toplu pazarlık haklarının kamu ve özel kesimde profesyonel nitelikteki bu elemanlara da tanınması ile, bu tür meslek sahipleri de ayrı sendikalar kurmuşlardır. Beyaz yakalı işçilerin oluşturduğu sendikaların iş kolu sendikacılığından çok meslek sendikacılığı olduğu söylenebilir.
4.3. Kuruluş Düzeylerine Göre Sendika Türleri
Sendikalar kuruluş düzeylerine göre de sınıflandırılmaktadırlar. İşyerinde çalışanları kapsamak üzere kurulan sendikalar “işyeri sendikaları“ dır, etkinlik alanları da o işyeri ile sınırlıdır. Buna karşın belirli bir işkolunda çalışanların tümünü kapsamayı amaçlayan sendikalar “işkolu sendikası“ adını taşırlar. Her iki tür kuruluşun sendikaların toplu pazarlık etkinliği ile yakın ilgisi vardır. ABD gibi işyeri pazarlıklarının önem taşıdığı ülkelerde sendikalar da işyeri düzeyinde kurulmaktadır. Aynı durum Japonya’da da geçerli olduğu gibi, Türkiye’de de, 1983’te çıkarılan yasalara kadar işyeri sendikacılığı ve işyerinde toplu pazarlık yapılması daha geçerli olmuştur. Buna karşın Batı Avrupa Ülkelerinin hemen tümü için işkolu sendikacılığının ağırlık taşıdığı söylenebilir. Bu ülkelerde işkolları belirlenmekte ve sendikalar bu işkollarına göre kurulmakta, bir çoğunda her işkolunda kurulmuş birtek güçlü sendika bulunmaktadır.
İşyeri yada işkolu düzeyinde kurulmuş bulunan sendikaların her ülkede bağlı bulundukları üst kuruluşlar, ulusal düzeydeki sendikal örgütleri oluşturmaktadırlar. Üst kuruluşlar, genellikle federasyon veya konfederasyon adını almaktadırlar. Üst kuruluşlar sendikacılık hareketinin ülke düzeyinde ve uluslararası düzeyde temsil eden, kamuoyu yaratan ve bir baskı grubu olarak rol oynayan örgütlerdir. Bazı ülkelerde ( İşveç, Norveç gibi ) konfederasyonların toplu pazarlık yapma yetkisi bulunsa da, birçok ülke de bu yetki işkollarına göre kurulmuş bulunan sendikalardadır. Ancak zaman zaman ülkelerin karşılaştıkları ekonomik sorunlar ve çoğulcu demokratik yapı gereği, hükümetlerin işçi ve işveren sendikaları ile üçlü anlaşmalara gittikleri görülmektedir. Bu şekilde ülkedeki güçlü konfederasyonlar tüm işçiler adına pazarlığa oturmaktadır.
Merkezde güçlenmiş bir özellik gösteren ve sendikalar üzerinde etkili bir yeri bulunan konfederasyonlar için, hükümetle varılan anlaşmaları uygulamaya koymak pek fazla sorun yaratmasa da, üyeleri üzerinde böyle bağlayıcı etkisi bulunmayan konfederasyonlar bu tür anşlaşmalardan bir sonuç alamamaktadırlar. Yine de bu tür anlaşmaların gelişmiş ülkeler kadar, gelişmekte olan ülkelerde de gündeme geldiği ve ülke hükümetleri tarafından başvurulan bir yol olduğu görülmektedir. Ulusal düzeyde karşılaşılan sendikal birliklerin yanısıra uluslararası düzeyde de kurulmuş sendikal birlikler söz konusudur.
Türkiye’de gerçek anlamda işveren sendikaları 1960 sonrası oluşmuştur. 1961 yılında altı işveren sendikasının kurduğu İstanbul İşveren Sendikaları Birliği, 1962 yılında Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonuna (TİSK) dönüşmüştür. 1980 yılına gelindiğinde TİSK’e bağlı 14 işveren sendikası bulunmakta ve bu işveren sendikaları 1000 işyerini ve 200 bin dolaylarında işçiyi kapsamaktadır. Genellikle ticaret ve tarımdan endüstri işletmeciliğine geçen işverenlerin tutumlarında bireycilik ve geleneksellik ağır basmıştır. Bu nedenle işverenler işçilerin sendikalaşmasına uzun süre sıcak bakmamışlar hatta kendileri de örgütlenmek istememişlerdir. 1983 tarihli sendikalar yasası ile getirilen değişiklik nedeniyle bugün işveren sendikaları da azalmıştır. İşverenler de işkolu düzeyinde örgütlenmeye gittiklerinden 1991 yılında 28 işkolunda örgütlenmiş 52 işveren sendikası kurulduğu görülmektedir. 2000 yılı itibarı ile Türkiye’de halen 52 işveren sendikası ve bir işveren konfederasyonu (TİSK) bulunmaktadır.
1960-1970 yılları arasında örgütlenmiş kesimlerde belirli bir uyum ve yeni yasalara adaptasyon dönemi yaşandığından bu dönemde taraflar arasında önemli görüş ayrılıkları ve büyük iş uyuşmazlıkları pek görülmemiştir. 1970’li yıllar taraflar arasında iş uyuşmazlıklarının arttığı yıllar olduğu gibi işverenlerinde sık sık yasal düzenlemelerden de toplu pazarlık uygulamalarından yakındıkları bir dönem olmuştur. İşveren sendikaları bu dönem sonunda sendikal, örgütlenmeden grev uygulamalarına, ücretlerden kıdem tazminatına kadar bir çok konudaki yasal düzenlemelerde değişiklik taleplerinde bulunmuşlardır. Yasal değişiklik taleplerinin yanı sıra işverenler kamudaki toplu pazarlıkların tırmandırıcı özeliklerini eleştirmiş, buna karşı önlem arayışına girişmişlerdir. Özel sektör pazarlıklarında da grup toplu pazarlığı uygulamasını genişletmekten yana bir tutum geliştirmektedirler. 1970 sonlarında sendikal ve toplu iş sözleşmesi, grev, lokavt kanununda yapılması gereken değişiklikleri dile getiren işverenler için “işçi sendikaları yasaların aşırı himayesindedirler”.
1980 sonrasında getirilen yasal düzenlemelerde işveren kesimini bir çok isteğinin dikkate alındığı görülmektedir. Bu nedenle işçi sendikalarının yoğun eleştirisine rağmen işverenler bu günkü yasalardan pek şikayetçi değillerdir. TİSK ve ona bağlı işverenler iş yasalarını düzenleyen yasalarda temel bir değişiklik istemezken toplu iş sözleşmesi sistemi ile ekonomi arasında denge sağlanması üzerinde durmaktadırlar. Ücretlerle ekonomik politikalar arasında bir denge sağlamak içinde, ulusal düzeyde bir kurumlaşmayı önermektedir. İşverenler bugünkü sistemin işçi sendikalarının aşırı ücret taleplerine hiçbir engel getirmediğini bu nedenle ulusal düzeyde üç taraflı bir “Ekonomik ve Sosyal Konsey”e şiddetle ihtiyaç duyulduğunu dile getirmektedirler. İşverenlerin bu dönemde dışa açılma çabası içinde işgücü maliyeti konusundaki duyarlılıklarının da arttığı görülmektedir. Bu nedenle bir yandan ulusal düzeyde bir ücret politikasına gereksinim duyarlarken, öte yandan da ücret yapısının değişmesini istemektedirler. Sosyal yardımların çıplak ücreti aştığını belirtmekte, ücretlerden kesilen fonlardan şikayet etmektedirler. İşgücü maliyetindeki artışlarla hem işgücünün endüstrileşmiş ülkelere göre verimliliğinin azaldığını, hem de sonuç olarak bunun istihdamda azalma sonucunu doğurduğunu belirtmektedir. (Tablo 3)
TİSK KAPSAMINDA ÜCRET VE İŞGÜCÜ MALİYETİ SEVİYELERİ TEMMUZ 2001
| İŞKOLU-SENDİKA | ORTALAMA BRÜT KÖK ÜCRET(TL/AY) |
ORTALAMA BRÜT GİYDİRİLMİŞ ÜCRET (TL/AY) |
ORTALAMA NET GİYDİRİLMİŞ ÜCRET (TL/AY) |
ORTALAMA İŞGÜCÜ MALİYETİ (TL/AY) |
| AĞAÇ (1) | 421 056 000 | 630 720 000 | 491 904 000 | 884 160 000 |
| CAM | 660 215 000 | 997 859 000 | 668 955 000 | 1 180 998 000 |
| ÇİMENTO (2) | 585 444 000 | 1 045 452 000 | 704 425 000 | 1 299 129 000 |
| DERİ (1) (2) | 423 000 000 | 715 475 000 | 522 297 000 | 840 965 000 |
| GIDA (1) (2) | 372 000 000 | 780 000 000 | 551 000 000 | 930 000 000 |
| İLAÇ | 694 575 000 | 989 751 000 | 727 763 000 | 1 127 228 000 |
| İNŞAAT (1) | 382 718 000 | 650 623 000 | 468 448 000 | 812 239 000 |
| KAĞIT | 514 246 000 | 876 000 000 | 643 075 000 | 1 086 371 000 |
| KİMYA (3) | 626 405 000 | 1 115 001 000 | 755 291 000 | 1 315 451 000 |
| METAL | 400 563 000 | 722 343 000 | 533 328 000 | 874 303 000 |
| TOPRAK (1) | 371 000 000 | 529 685 000 | 388 000 000 | 779 000 000 |
| ŞEKER (1) (2) (4) | 694 020 000 | 1 007 504 000 | 723 890 000 | 1 144 304 000 |
| KAMU-İŞ (5) | ||||
| TÜHİS | 649 696 000 | 1 078 626 000 | 730 970 000 | 1 305 627 000 |
| MİKSEN | 457 125 000 | 864 675 000 | 614 132 000 | 1 010 680 000 |
| TURİZM | 418 800 000 | 543 929 000 | 446 022 000 | 883 123 000 |
| AĞIRLIKLI ORTALAMA | 566 332 000 | 947 809 000 | 659 323 000 | 1 144 245 000 |
(Tablo 3) Kaynak: TİSK
(1) Fazla çalışmaya ilişkin ödemeler, giydirilmiş ücrete ve işgücü maliyetine dahil değildir. (2) Kıdem ve ihbar tazminatları, işgücü maliyetine dahil değildir. (3) Toplu iş sözleşmesi henüz yenilenmemiş bir kısım işyeri için eski ücret düzeyleri esas alınmıştır. (4) Harcırahlar işgücü maliyetine dahil değildir. (5) Bilgi alınamadığından değerlendirmede yer verilmemiştir.
* Ortalama Brüt Kök Ücret: Ayda 225 saat üzerinden hesaplanan ücret olup buna hafta tatili, genel tatil, yıllık izin ücretleri ile diğer izinler için yapılan ödemeler dahildir.
* Ortalama Brüt Giydirilmiş Ücret: Ortalama Brüt Kök Ücret ile işçiye yapılan ikramiye, prim, yakacak, çeşitli sosyal yardımlar gibi nakdi ve ayni diğer tüm ödemelerin, fazla çalışma ücretleri dahil, toplamıdır (İşçinin doğrudan yararlanmadığı SSK primi işveren payı, Zorunlu Tasarruf Fonu işveren payı gibi maliyet unsurları hariçtir.)
* Ortalama Net Giydirilmiş Ücret: Ortalama Brüt Giydirilmiş Ücret – (eksi) işçiden yapılan kanuni kesintiler (SSK primi işçi payı, İşsizlik sigortası Primi işçi payı, Gelir Vergisi, Damga Vergisi)
* Ortalama İşgücü Maliyeti: Ortalama Brüt Giydirilmiş Ücret +(artı) Diğer Giderler (SSK primi işveren payı, İşsizlik sigortası Primi işveren payı, Çıraklık ve Meslek Eğitimi Fonu ödemesi, işçi sağlığı ve iş güvenliği, kreş, spor, eğitim, harcırah giderleri, kıdem ve ihbar tazminatları ile işgücü maliyetinin diğer unsurları)
| İşgücü Verimliliği ve | ||
| İşgücü Maliyeti Düzeyleri ($/Saat) | ||
| 1998 | ||
| İşgücü | İşgücü | |
| Maliyeti | Verimliliği | |
| Ülkeler | $/Saat | $/Saat |
| AB-14 (*) | 20.22 | 32.33 |
| Ülkeler Ort.(*) | 15.85 | 25.69 |
| Endonezya | 0.09 | 1.16 |
| Rusya | 1.15 | 2.27 |
| Macaristan | 1.40 | 7.09 |
| Meksika | 1.52 | 5.92 |
| Çek Cumh. | 1.64 | 5.15 |
| Filipinler | 1.78 | 1.03 |
| Çin | 2.11 | 0.68 |
| Malezya | 2.59 | 3.86 |
| Şili | 4.74 | 6.02 |
| G.Kore | 4.89 | 6.70 |
| Tayvan | 5.07 | 12.31 |
| Portekiz | 5.15 | 12.40 |
| Türkiye | 5.24 | 4.17 |
| Singapur | 7.32 | 22.26 |
| Yunanistan | 7.81 | 16.54 |
| İsrail | 10.93 | 21.87 |
| İspanya | 11.92 | 22.75 |
| İrlanda | 12.77 | 28.73 |
| Avustralya | 13.54 | 23.72 |
| Kanada | 15.46 | 21.78 |
| İngiltere | 15.66 | 27.56 |
| İtalya | 16.43 | 31.76 |
| Fransa | 17.79 | 36.32 |
| ABD | 18.24 | 33.57 |
| Lüksemburg | 19.23 | 48.80 |
| Hollanda | 20.30 | 31.03 |
| Japonya | 20.66 | 32.13 |
| Finlandiya | 20.85 | 30.91 |
| İsveç | 21.41 | 30.98 |
| Belçika | 22.51 | 38.25 |
| Avusturya | 21.62 | 32.70 |
| Danimarka | 21.72 | 37.24 |
| İsviçre | 24.22 | 36.39 |
| Almanya | 27.89 | 34.87 |
| (*) Dış ticaret ağırlıklı ortalama | ||
| (Tablo 4 )Kaynak: IMD, TİSK | ||
6. MEMUR SENDİKALARI
Türkiye’de ilk memur sendikası 1965 yılında Türkiye Devlet Büro Görevlileri Sendikası adı ile kurulmuştur. İşçi ve işveren sendikalarındaki bölünmüşlük memur sendikacılığında da ortaya çıkmıştır. 1971 yılında memur sendikası sayısı 658’e yükselmiştir. Memur sendikaları Türkiye Kamu Personeli Sendikaları Konfederasyonu ve Türkiye İktisadi Devlet Teşekkül ve Teşebbüsleri Personel Sendikaları Konfederasyonlarını oluşturmuşlardır. Memurların sendika kurmalarının yasaklanması üzerine 1971-1980 döneminde çok sayıda memur derneği oluşturulmuştur.
Türkiye’de 1983 sonrasında memur sendikalarının kurulması uzun ve çetin bir süreçten geçmiş, ilk defa tabanın direnci ile yasal düzenleme yapılmadan memurların sendikalaşması mümkün olmuştur. Memurların sendikalaşma konusundaki mücadeleleri bu mücadeleye karşı siyasi iktidarların takındığı tavır özellikle 1990’lı yıllarda endüstri ilişkilerinde yeni çatışmaların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Memurların sendikalaşmasının anayasaya ve yasalara aykırı olduğu özellikle anayasada değişiklik yapılmadıkça hakkın kullanıp kullanılamayacağı konusu sürekli tartışma konusu yapılmıştır. Anayasanın 51. maddesinin bu hakkı sadece işçilere tanıdığı şeklindeki görüşlere karşılık hiçbir maddesinde memurların sendikalaşmasına yasaklayan bir hüküm bulunmadığı ayrıca sendikalaşma hakkını güvence altına alan bazı hükümler bulunduğunu belirten görüşler olmuştur. 1992 yılında memur sendikalarını yakından ilgilendiren 87 ile 151 sayılı sözleşmeler onaylanmıştır. 12.07.1994 tarihinden itibaren Türkiye bu sözleşmenin hükümlerini yerine getirme yükümlülüğü altına girmiştir.
Ocak 1995 itibariyle Türkiye’de 40 memur sendikası bulunduğu bildirilmektedir. Memur sendikaları konfederasyon düzeyinde de örgütlenmişlerdir. Ancak konfederasyon düzeyinde bölünme sonucu konfederasyonlar arasında belirgin bir rekabet söz konusudur. Memur sendikalaşması düşüktür. Memurlar arasında sendikalaşmanın sınırlı kalmasında kitlelerin bilinç düzeyini düşük olması, idari makamların tavrı, siyasi parti ve işçi sendikalarının örgütlenmeye destek vermemeleri etkili olmuştur. Toplu pazarlık hakkından mahrum olan bu grubun maaşlarında önemli bir aşınma bulunmaktadır. 1990’lı yıllardan bu yana memur sendikaları tarafından çok sayıda eylem gerçekleştirilmiştir. Bu eylemlerde işçi sendikalarının memur sendikalarına destek sağlamadıkları gözlenmiştir.
7. TOPLU PAZARLIK
Toplu pazarlık, bir tarafta işçileri temsil eden işçi sendikalarının, diğer tarafta işverenler veya işveren kuruluşlarının yer aldığı iki tarafın çalışma kural ve koşullarını belirlemek için bir araya gelerek toplu görüşmeye oturmaları ve toplu sözleşme bağlamaları sürecinin tümünü ifade etmektedir. Sendikalar için en önemli işlev dün olduğu gibi bugünde toplu pazarlık yapmak ve pazarlık sonunda bireysel sözleşmelerin yerini alacak ve yasalar gibi işyerlerinde bağlayıcı nitelik taşıyacak toplu iş sözleşmesi bağıtlamaktır. Toplu pazarlığın dar ve geniş olmak üzere iki anlamı vardır. Dar anlamıyla toplu pazarlık işçi sendikası ve işverenler veya işveren kuruluşları arasında sürdürülen ve işkolu veya işyerinde ücret ve çalışma koşullarını belirlemeye yönelik bir sözleşme veya iş uyuşmazlığı ile sonuçlanan pazarlık sürecini açıklamaktadır. Geniş anlamıyla, çalışma yaşamı ve koşullarına ilişkin işçi ve işveren olarak iki taraflı veya hükümetlerinde katılmasıyla üç taraflı sürdürülen görüşmelerin tümünü kapsamaktadır. Toplu pazarlığın bir pazarlık niteliği taşıdığı açıktır.
Toplu pazarlık sonucu bağıtlanan toplu sözleşmelerle taraflar, üzerinde anlaştıkları çalışma koşullarını ortaya koymakta ve çok zaman kendilerini bu toplu çalışma hükümleriyle bağlı saymaktadırlar. Toplu sözleşme ise bir veya birden çok işçi örgütü ile bir veya birden çok işveren veya işveren kuruluşları arasında bir veya birden çok işyeri ve işkolunda işçi ve işverenlerin bireysel ve toplu ilişkilerini düzenlemek ve sözleşme tarafları arasında hak ve yükümlülükleri belirtmek amacıyla bağıtlanan bir sözleşme olmaktadır.
Toplu pazarlığın karşılıklı alışverişe dayanan bir pazarlık ilişkisi olmaktan öte nitelikleri vardır. Sendikaların toplu pazarlıklar yoluyla temsil ettikleri üyelerin, en başta, ekonomik çıkarlarını koruma amacı taşıdıkları, bu nedenle toplu pazarlıklarda ekonomik amaçların ağırlık taşıdığı açıktır. Ücretler, yan ödemeler, sosyal yardımlar gibi parasal haklara ilişkin isteklerin tümü doğrudan doğruya ekonomik niteliktedir. Bunun yanında iş güvencesi, çalışma saatleri, izinler, eğitim, ilerleme olanakları gibi çalışma koşullarına yönelik isteklerde dolaylı olarak ekonomik nitelikler taşırlar. Ancak toplu pazarlıklarda ekonomik niteliği bulunmayan amaçlar ve isteklerde yer almaktadır.
Toplu pazarlığın bir tarafında çok zaman işçi sendikaları, diğer tarafında işverenler veya işveren kuruluşlarının yer aldığı bilinmektedir. İşçi sendikalarının kuruluş amacı üyelerinin ekonomik ve sosyal çıkarlarını korumak olduğu gibi, bu yolda gerçekleştirdikleri en önemli etkinlikte toplu pazarlıklar olmaktadır. Sendikalar açısından toplu pazarlığın başlıca amacı çalışma koşullarının belirlenmesinde işverenin tek taraflı yetkisinin sınırlanmasıdır. Bir çok ülke hukukunda toplu pazarlık yapma ehliyeti işçileri temsilen tüzel kişiliği olan işçi sendikalarına tanınmıştır. Toplu pazarlığın işveren tarafından ise bireysel olarak işverenler yer alabileceği gibi işveren kuruluşları da yer alabilmektedir. Toplu pazarlığın işveren tarafını o ülkedeki toplu pazarlık düzeyi belirlemektedir. İşyeri veya işletme düzeyinde sürdürülen toplu pazarlıklarda, işveren doğrudan doğruya toplu pazarlıkların tarafı olmaktadır.
8. TOPLU SÖZLEŞMELER
Türkiye’de toplu pazarlık alt-düzeylerde yapılmakta ancak grup toplu sözleşmelerine doğru genişlemektedir. 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev, Lokavt kanunu temelde toplu iş sözleşmelerini işyeri düzeyinde yapılanmasını öngörmüştür. Yasanın 3. maddesinde “bir toplu iş sözleşmesi aynı iş kolunda bir veya birden çok işyerini kapsayabilir” denilmekte, sendikaların ulusal düzeyde ve işkolu temeline göre kurulması öngörülmüşken toplu pazarlıklarda işyeri düzeyi benimsenmektedir. İşyeri toplu iş sözleşmeleri bir işyeri veya birden çok işyerini kapsayacak biçimde yapılabilecektir. Bu işyerlerini tümü için işletme toplu iş sözleşmesi bağıtlanabilecektir.
Türkiye’de oldukça uzun ve birçok maddeden oluşan bir toplu sözleşme uygulaması dikkati çekmektedir. Kuşkusuz en can alıcı maddeler ücret düzeyi ile ilgili olanlardır. İş değerlemesinin yaygın olmadığı Türkiye’de işçiler çoğunlukla ya işlerine yada hizmet yıllarına göre gruplandırılmakta ve herkes için aynı oranda bir ücret zammına gidilmektedir.
Grup toplu sözleşmelerinin yapıldığı iş kollarında toplu sözleşmelerde birinci ve ikinci yıllar için belirli bir ücret artışı öngörülmekle birlikte, ikinci yılda enflasyonun beklenen düzeyi aşması durumunda işçilerin mağdur olmaması için gerçekleşen enflasyon oranı artı belirli bir refah payı ölçüsünde bir ücret artışına gidilmektedir. Bu düzenleme ile en azından iki yıl için ücret açısından işyerlerinde bir hoşnutsuzluk ve uyuşmazlık yaşanılmasının önüne geçilmeye çalışılmaktadır. Böylece eşel-mobil sistemine benzer bir uygulama, kısmen de olsa, Türkiye pratiğine girmiş olmaktadır.
Toplu sözleşmelerde ücret zamları dışında çok sayıda yan ödemeye yer verilmektedir. Bunlar “sosyal yardımlar” olarak anılmaktadır. Aile yardımı, yakacak yardımı, izin yardımı, evlilik, doğum, ölüm, eğitim yardımları gibi çok çeşitlenen sosyal yardımlarla işçinin eline geçen gelir çıplak ücrete göre çok farklılaşmaktadır. Bu nedenle toplu sözleşme kapsamındaki işçiler için net ücreti belirlemede, “giydirilmiş ücret” kavramı kullanılmaktadır. Ayrıca toplu sözleşme kapsamındakiler için yemek ve ulaşım hizmeti işverence karşılanmakta veya yemek ve ulaşım yardımı yapılmaktadır. Son yıllarda işverenler sosyal yardımların çıplak ücreti geçtiği yolunda açıklamalarla Türkiye’de ücret yapısının bozulduğuna dikkat çekmektedirler.
Toplu sözleşmelerin ücret ve yardımlar dışında birkaç konuda yoğunlaştıkları görülmektedir. Genel olarak fazla çalışma ücreti, izin süreleri, fesih bildirim süreleri, kıdem tazminatı gibi konularda yasal hükümlerin ilerisinde haklar getirmektedirler. Örneğin yasaya göre %50 zamla ödenen fazla çalışmanın birçok sözleşmede %75 veya %100 zamlı ödeneceği öngörülmektedir.
Türkiye’de işsizlik sigortası bulunmadığı ve çok sayıda iş isteyen karşısında iş güvencesini sağlamanın da zorluğu nedeniyle yasalar ve toplu sözleşmelerle gelişen bir kurum karşımıza çıkmaktadır: kıdem tazminatı. İşçi sendikalarının ve işçilerin çok duyarlı oldukları kıdem tazminatı kurumu işverenler açısından işyerlerini büyük yükler getiren bir uygulama olarak sürekli eleştirilmiştir. 1980 sonrasında yasada yapılan değişiklikle kıdem tazminatına bir tavan getirilmiştir. Buna göre işçinin bir yıllık kıdem tazminatının miktarı, o yıl içi en yüksek dereceli memurun emekli sandığı kanununa göre alacağı bir yıllık emeklilik ikramiyesini aşamayacaktır. Bu nedenle toplu sözleşmelerde kıdem tazminatı süresinin arttırılması, getirilen tavan nedeniyle artık bir anlam taşımamaktadır.
Türkiye’de toplu sözleşmelerin kapsadığı çalışan sayısı çok sınırlıdır. Kamu ve özel sektörde yapılan sözleşmelere bakıldığında, bunların arasında sözleşme türü ve kapsadıkları işçi sayısı açısından ayırımlar göze çarpmaktadır. Özel sektörde çok sayıda işyeri toplu sözleşmesi yapılmakta, kapsanan işçi sayısı az olmaktadır. Buna karşın kamu sektöründe daha çok işletme sözleşmesi yapılmakta ve kapsanan işçi sayısı yükselmektedir.
9. TOPLU İŞ UYUŞMAZLIKLARI VE ÇÖZÜM YOLLARI
Toplu iş uyuşmazlıkları bireysel ve toplu iş uyuşmazlığı olarak ikiye ayrılmaktadır. Bireysel iş uyuşmazlığı işverenle çalışanlardan birini veya birkaçını ilgilendiren uyuşmazlıklardır. Bu uyuşmazlıkların çözüm yeri iş mahkemeleridir. Toplu iş uyuşmazlığı ise işveren karşısında işçi kuruluşlarının yer aldığı uyuşmazlıklardır. Toplu iş uyuşmazlıkları çalışma ilişkilerinin her aşamasında her düzeyde ver her konuda olabilir.
Toplu iş uyuşmazlıklarının çözümlenmesinde mücadeleci ve barışçı olmak üzere iki farklı yol izlenebilir.
9.1 Barışçı Çözüm Yolları
9.1.1 Uzlaştırma
Uzlaştırma çabaları bir kişi veya bir uzlaştırma kurulunca üstlenilir ve uzlaştırma süresince iki tarafın görüşleri arasında bir yakınlık sağlanmaya çalışılır. Türkiye’de 1980 öncesinde yer alan uzlaştırma kurulu yerini 1983 yasaları ile arabuluculuk uygulamasına bırakmıştır.
9.1.2 Arabuluculuk
Uzlaştırma çalışmaları gibi arabuluculuk da taraflar arasındaki uyuşmazlık noktalarını gidermeye çalışan bir çözüm yoludur. Ancak arabuluculuğa uzlaştırmadan daha etkin bir rol verilmiştir. Tarafları uzlaştırmaya çalışan arabulucu bir anlaşma sağlayamadığında kendi önerilerinden oluşan bir rapor hazırlar. Taraflar bu raporu ve önerileri kabul etmek zorunda olmasalar da arabulucunun kararları kamu oyunu etkilemek açısından ağırlık taşımaktadır. Türkiye’de uygulamada arabuluculuk bir formalite olarak görünmektedir.
9.1.3 Hakem Kurulları
Hakemlik gerek arabuluculuktan gerek uzlaştırmadan farklı bir uygulamadır. Hakemlik ya yasal olarak yada tarafların kendi aralarında kararlaştırdıkları bir uygulamadır ve karar verici olarak rol oynar. Türkiye’de grev ve lokavt yasağının 6 aydan uzun sürdüğü, bakalar kurulunun sağlık ve güvenlik nedenleri ile grev veya lokavtları ertelemesi durumunda da erteleme süresi olan 60 gün içinde antlaşma sağlanamamışsa 3 taraflı bir kurul olan Yüksek Hakem Kuruluna gidilmektedir. Yüksek Hakem Kurulunda işçi, işveren ve hükümeti temsil eden ikişer kişi, bilim ve yargı organlarını temsil eden birer kişi olmak üzere toplam sekiz kişi bulunmaktadır.
9.2 Mücadeleci Çözüm Yolları
Mücadeleci çözüm yolları; işçiler açısından grev, işverenler açısından lokavt olarak tanımlanmaktadır. Grev işçilerin isteklerini işverene kabul ettirmek için topluca ve birlikte hareket ederek işi bırakma eylemidir. Grev, işi tümü ile bırakma biçiminde olacağı gibi işi yavaşlatma ve aksatma biçiminde de olabilir. Grevlerin büyük bölümü ekonomik nedenlere dayanmaktadır. Birçok ülkede yapılan araştırmada iş uyuşmazlıklarında ücretler birinci sırayı almakta ve ücret anlaşmazlıkları her yıl daha da artmaktadır.
3 TİSK Kıyaslama Raporu, s..95
1.233 views
ALMANYA KABUS GÖRMEYE BAŞLASIN!
Ben 2002′de demiştim’ki 2011 19 Mayista Kütahyanın, simav ilçesinde 5.9 şiddetinde deprem olduktan sonra, sıra Almanya’ya gelecektir.Almanya’da 25 şiddetinde deprem yaşanacatır.Tabi bu esnada başka yerde deprem olmayacağı anlamına gelmiyor.Artık Almanlar sonlarına hazır olsunlar.Almanyadan kaçarak olacak depremden kurtulacağını sanan varsa, böyle bir hezeyana kapılmasınlar.Almanya dışında deprem olmayacak, sanmasınlar.Dünyanın her yerinde farklı, farklı felaketler olacaktır.Depremde bu olacak felaketlerin başında geliyor.Bu olacaklar sıtartını japonyada olan deprem ve tusunami sonrası vermesine rağmen terörist emperyalizm ve terörist faşizm akılanmayarak saldırganlığını sürdürdüğü için, artık her kes için gebermesini onaylamıştır.Saldırganlığını sürdürmesi, kendi ölümünü daha da acılı bir biçimde yaşamasından başka bir işe yaramayacaktır.Her kes sunu unutmamalıdır.Şimdi Almanyada olacak depremden kaynaklı başka bir ülkeye gitmeleri, hiç bir işe yaramayacaktır.Gittikleri ülkede daha büyük deprem olma olasılığını hesaba katarak hareket etmelidirler.Bu süreci şöyle düşünün dönmekte olan bir çark var.Bu çarkın yeni bir diş atmadan, kendi ekseninde bir kere daha dönen bir çark olduğunu bilmelilerdir.Aynı zaman’da bu çark devinimini bitirdikten sonra, yine farklı biçimde kendisini tamamlayan bir işleyişi vardır.Onun için kaçmaktan vaz geçsinler.Çünkü yapacak hiç bir şey yok artık.Terörist emperyalizm ve terörist faşizmin kendi egolarını tatmin etmeye dönük, yaptığı katliyamları, işkenceleri, soykırımları, suçsuz insanları cezaevine atmalarını, engeleyebilirdiler.Şimdiye kadar nasıl’ki çaba harcamadılarsa, şimdide çaba harcamaya calışmasınlar.Artık her şey bitti.
DOĞANAY
FAŞİZMİN VE KONTURGERİLLA EMPERYALİZMİN TEMELİ AYLEDİR!
Faşizm ve konturgerilla emperyalizm ilk öncelik olarak ayle içinde örgütlenmeye başlar.Feodalizmde ayle bir birine yardımlaşma öğesini taşır.Ayle yapısı ne kadar
geniş olursa o kadar birlikte iş yaparak, hızlan işleri bitirmeye yarar.Bundan kaynaklıdır ki ayle çok çocuklu olur.Her hangi bir şey yaşandığında bir kardeş, kardeşler arasında yardımlaşma yaşanır.Bu yardılaşma sayesinde kendilerini güvende hisederler.Ayle bireyleri kendilerinin üretimden gelen gücünü ortaklaşarak daha fazla ekin elde ederler.Kısa zamanda elde etikleri ürünlerle, daha sonra birlikte bir başkasına çalışarak kendilerini idame ederler.Feodal sistemin son evresinde ise kadeşlerden bazıları kendi işlerini yaparken, bazılarıda bir başka işte çalışarak geçim kaynağını sağlar.Böylelikle hem yetkinleşme gelişir, hem de bir nevi ayle parçalanması gerçekleşir.Parçalanan ayle kapitalizme geçiş aşamasında, parçadan bütüne geçiş biçimindedir.Feodal toplumda ise bütünden, parçaya geçiş şeklindedir.Kapitalist toplum gün geçtikçe parçadan bütüne gidişi daha zayıflatır.Kapitalist toplum artık kişilerin yetenekleri üzerine gelişir.Yetkinleşen ve kapitalist sisteme hizmet eden kişiler özel konumda tutulur.Yani vaşileşen kapitalizm, kendisiylen özleşenlere daha törelaslı bir biçim kazanır.Konturgerilla evresinde ise artık ayle sadece görünüm açısından vardır.Ayle artık, bir kobra kadar zehirlidir.Bir timsah gibi kendi yavrusunu yedikten sonra oturup üzerinde ağlayacak kadar iki yüzlüdür.Konturgerilla emperyalizm döneminde kardeş, kardeşi nasıl konturgerilla emperyalizmin çarkına katarak daha fazla pay edinebilirim derdine düşer.Yani artık kardeşlik bağı, akrabalık bağı, dünyadaki pastadan dafazla pay alabilirim çırpınışlarına dönmüştür.Artık çocuğun ve kardeşimle daha fazla şey elde edebilirim değil, onun üzerinden daha nasıl kar edebilirim.Konturgerilla emperyalizmin vahşetine katılmak istemeyen yakınları için cezaevi, işkence ve ölüm olarak nüksetmektedir.Konturgerilla emperyalizmin vahşeti içine girenler ise konturgerilla emperyalizmin çocukları için kendi, iç organları uygun olması dahilinde iç organlarını vermeklen yükümlüdür.Vermeyenler ise hazırlanan pilanlarla tuzağın içine çekilerek, yaralanmaları sağlandığında ambulanslar veya hastenelerde iç organları alınarak öldürülüyorlar.Konturgerilla emperyazmin vaseti içine girmek istemeyen insani, evinde doğal gaz olnları, doğal gaz zehirlenmesiylen öldürüyorlar.Evinde doğal gaz olmayanlarıda, evde yakılan sobaların bacalarını tıkayarak zehirliyorlar.Konturgerilla empperyalizm toplu olarak yok etmek istemiyorsa, tirafik kazalarıylan veya yüksek bir yerden aşağı (çok katlı bir evden veya köprüden, dagdan vb. bir yeden) iterek öldürüyorlar.Konturgerilla emperyalizmde ayle ve arkadaşlıklar yalan, iki yüzlük üzerine kurulmuş bir gerçektir.
DOĞANAY