Amaç : Çoğunlukla dolaylı bulgulara dayanılarak, anabolik hormonlarının düşük serum konsantrasyonlarının romatoid artritin etyolojisinde rol oynayabileceği öne sürülmüştür.

Yöntemler : 1973 – 1977 yılları arasında yapılan incelemede, herhangi bir artrit rahatsızlığı olmayan 19,072 Finli şahıs üzerinde, vaka kontrol çalışması yapılmıştır. 1989 yılı itibariyle, daha sonra gelişen 116 vakadan, hastalık öncesindeki testosteron ve DHEAS seviyeleri için serum örnekleri toplanmıştır. Herbir vaka için yaş, cinsiyet ve yaşanılan bölge yönlerinden eşlenilk olan üç adet kontrol temin edilmiştir.

Sonuçlar : Ortalama testosteron seviyeleri, 84 kadın hastada ve kontrolerde 1.4 nmol / litreydi ve DHEAS seviyeleri de, hastalarda 5.2, kontrollerde 5.5 mikromol / litreydi. 32 erkek hastadaki ortalama testosteron seviyesi 26.1 nmol / litre ve kontrollerde 26.4 nmol / litreydi. Bu gruptaki DHEAS seviyeleri, sırasıyla hastalarda 11.2 ve kontrolerde de 10.1 mikromol / litreydi. Alt gruplarının ve hormon dağılımlarının analizi, herhangi bir farklılık göstermedi.

Varılan Netice : Elde edilen bulgular, düşük testosteron ve DHEAS seviyelerinin romatoid artritin etyolojisinde bir rol oynayabileceği görüşüyle aynı çizgide değildir. Romatoid artrit, özellikle üretkenlik çağındaki kadınlarda, cinsiyet hormonlarının etyolojide yeralabileceğine işaret edecek şekilde erkeklerden daha yüksektir. Hormonların rolüne ilişkin daha ileri bulgular, hastalığıngebelik esnasında hafiflemesinin gözlenmesinden gelmektedir. Gebeliğin uzun dönemli koruyucu etkisi kadar, kontraseptif haplarla ve menapoz sonrası östrojen tedavisiyle sağlanan korumaya ilişkin bilgiler tartışmalıdır. Yukarıdaki sebeplerden dolayı, kontrollerle kıyaslandığında, romatoid artritli hastaların cinisyet hormon durumlarındaki farklılıkları gözetmek etmek mantıklıydı. Biyolojik yönden etkin cinsiyet hormonları, östradiol ve testosterondur. DHEA ve DHEAS, adrenal bezlerin ana salgı ürünleridir, fakat bunların işlevleri hâlen tam olarak bilinmemektedir. DHEA, kadınlarda zayıf bir androjen gibi davranırken, erkeklerde östrojene benzer etkileri vardır. Östrojen değerleri yönünden, romatoid artritli hastalarla kontroller arasında belirgin bir farklılık gözlenmemiştir. Romatoid artritli erkek hastalarda, testosterondaki düşük konsantrasyonun DHEAS seviyesi için de geçerli olduğu konusunda görüş birliği mevcuttur. Kadınlardaki bulgular tartışmalıdır. Bunun sebepleri, kısmen kontrollerin seçimine bağlı olabilir. Romatoid artritteki androjen anabolik hormonların işlev bozukluklarının veyâ eksikliğinin hastalığın sebeplerinden bir mi olduğu, yoksa sadece hastalığa ikincil olarak mı ortaya çıktığı sorusu henüz çözülmemiştir. Farklılığın en azından kısmen hastalığın etkinliğiyle izah edilebileceğine ilişkin bulgular vardır. Diğer yandan, HLA ile romatoid artrite olan zafiyet ve düşük testosteron seviyeleri arasında bazı bağlantılar rapor edilmiştir. Bu konudaki öncül bir rapora göre, menapoz öncesi dönemdeki kadınlardaki düşük DHEAs konsantrasyonlarının, romatoid artritin klinik olarak ortaya çıkmasından önce görülmektedir. 1973 – 1977 arasında, Sosyal Sigortalar Kurumunun Gezici Sağlık Ünitesi, Finlandiya’nın dört bölgesindeki 12 belediyelikte çoğul fazlı sağlık taraması gerçekleştirdi. Dört coğrafik bölgenin her birinde, o bölgenin bütün sâkinleri veyâ kırsal kesim ve şehirlerde oturanlar ve fabrika çalışanları, bu sağlık taramasına katılmaları için davet edildiler. 20 yaş ve üzerindeki (davet edilenlerin % 83’ü) toplam 19,518 kişi, bu organizasyonda yeraldı. Katılımcıların yaş ortalaması 45’ti (20 – 98 yaş aralığı). Risk altındakiler (19,072 kişi), Sosyal Sigortalar Kurumu’nun kayıtlarına veyâ anketlere göre daha önceden herhangi bir artrit hastalığı veyâ diğer bir romatik hastalık hikâyesi mevcut olmayan şahıslardı. İncelene bütün şahısların morbidite ve mortalitesi, sürekli takip edildi. Daha sonradan kronik artrit gelişen katılımcılar, her bir Finlandiya vatandaşına verilen ayrı bir sosyal güvenlik numarası kullanılarak tesbit edildi. Finlandiya’da, kronik enflamatuvar romatik hastalık gibi kronik rahatsızlıklar için, sigortadan ödemeli ilaç temin edilmektedir. Bunun için, bir uzman tarafından yazılmış kapsamlı bir tıbbi rapora ihtiyaç duyulmaktadır. Bu yazılı belgeler, romatoid artrit vakalarının tesbiti için, dikkatlice gözden geçirilmiştir. 124 vakada, tanıya, hastalığın ortaya çıkışına ve romatoid faktörün durumuna ilişkin yeterli bilgi temin edilmiştir. Burada bahsedilen maksatlara yönelik olarak, bu hastaların 116’sından serum örnekleri toplandı. Her bir vaka için yaş, cinsiyet ve oturulan bölge yönlerinden eşlenik olan üç kontrol seçildi. Bazı durumlarda, sadece iki kontrol şahsından serum alınabildi. Dolayısıyla, kontrollerin sayısı 329’du. Toplanan serum örnekleri, 1994’e kadar -20 derecede saklandı. Serum testosteron ve DHEAS konsantrasyonları, Los Angeles’taki Tanı Ürünleri Firmasının ürettiği radyoimmün test kitleri kullanılarak belirlendi. Testosteron için test değişkeni sabiti, düşük seviyeler için % 6.9, orta seviyeler için % 4.2 ve yüksek seviyeler için de % 6.4’tü. DHEAS için bu değerler % 13.6, % 8.6 ve % 5.5’ti. Kadınlardaki ve erkeklerdeki ortalama testosteron seviyesi ve kadınlardaki DHEAS seviyesi, laboratuarlarca kullanılan normal aralığın ortasına tekâbül etmekteydi. Erkekler için DHEAS değerleri elde edilemedi. Romatodi artrit vakalarıyla bunların kontrolleri arasındaki serum testosteron ve DHEAS seviyelerinin farklılık derecesi, çift yönlü (t ) testiyle ölçüldü. Serum hormon konsantrasyonlarıyla romatoid artrit arasındaki ilişkileri tahmin etmek için, mantıki bir model kullanıldı. Çizgisel trendleri test etmek için, serum testosteron ve DHEAS da, modellere sürekli değişkenler şeklinde ilâve edildi. Bu modellere dayanılarak, yaklaşık oranlar hesaplandı. Romatoid artritli hastalarla bunların erkek ve kadın kontrolleri arasında, serumdaki testosteron veyâ DHEAS seviyeleri yönünden herhangi bir farklılık görülmedi. Romatoid faktörün pozitif veyâ negatif olduğu durumlarda, hormonlarla romatoid artrit riski arasında belirgin bir bağlantı tesbit edilmemiştir. Ayrıca farklı yaş gruplarına mensup kadınlar arasında, hormon konsantrasyonlarının dağılımları arasında belirgin kümeleşmeler yoktu. Veri analizinde, ilk incelemelerden hastalığın ortaya çıkmasına dek geçen sürenin 5 yıldan az veyâ fazla olması ölçütü de göz önünde tutuldu. Romatoid artritli vakalarla onların kontrolleri arasında, serumdaki testosteron veyâ DHEAS seviyeleri yönünden bir farklılık bulunmadı. Geçtiğimiz on sene boyunca, yapılan epidemiyolojik çalışmalarda dolaşımdaki steroid hormonlarının seviyesinin ölçülmesine yönelik büyük bir ilgi artışı olmuştur. Çoğu araştırmacı, bu tür hormon profillerinin insanlarda koroner arter hastalığı ve kanser gibi bazı hastalıklara olan yatkınlığı artırabileceği ihtimâli üzerinde durmuşlardır. Neredeyse bütün çalışmalar, uzun zaman saklanan serum örneklerine dayandırılmıştır. Yapılan çalışmalardan elde edilen bulgular, birbirleriyle çelişmekte ve bazı çalışmalarda gruplar arasında belirgin farklar bulunurken, diğer bazılarında bulunamamaktadır. Burada bahsi geçen çalışmanın maksadına yönelik olarak, testosteron ve DHEAS ile çalışmayı tercih ettik. Erkeklerde, testosteron Leydig hücrelerinden salgılanan baskın steroid hormonudur. Yetişkin kadınlardaki testosteron üretiminin yaklaşık olarak yarıya yakını, çevresel dokulardaki adrenal öncüllerden dönüşümle, geriye kalan yarısı ise overlerden ve adrenal bezlerden salgılanmaktadır. DHEA’nın hemen hemen tamamı, adrenal bezlerden salgılanmakta ve daha sonra da karaciğerde sülfatlanarak, hormonal yönden pasif olan DHEAS’a dönüşmektedir. Erkeklerde ve gebe olmayan kadınlarda, serumda en fazla bulunan steroiddir. DHEAS, uzun yarı ömrü ve serumdaki yüksek konsantrasyonu dolayısıyla, fark edilebilir bir diürnal çeşitlilik göstermez ve en azından kadınlarda, adrenal androjen üretiminin iyi bir göstergesidir. İncelediğimiz vakalarla kontroller arasında, hormon konsantrasyonları arasında herhangi bir farklılık gözlenmedi. Elde edilen bulgular, erkeklerle kadınlar ve çalışma popülasyonunun diğer alt grupları arasında tutarlıydı. Cinsiyet hormonu bağlayıcı globülin seviyesini ölçmediğimiz için, serbest testosteron konsantrasyonlarında bazı farklılıklar çıkması ihtimâli vardır. Toplam vaka sayısı, az sayıdaki vakalardan kaynaklanabilecek hata ihtimâlini dışlayacak yeterlilikteydi. Bunun yanı sıra, eldeki vaka sayısı romatoid faktörün pozitif ve negatif olduğu durumları ayrı ayrı incelemek için müsaitti. Romatoid faktörü pozitif olan romatoid artrit hastaları sadece bir tek hastalık tablosu sergilerken, romatoid faktörü negatif olanlarda, çoğunlukla değişik rahatsızlıkların bir karışımı görülmektedir. Meselâ Heinola ve Moskova’da yapılan karşılıklı çalışmalarda, romatoid faktörü negatif olan romatoid artritinin klinik ve immünogenetik özellikler yönünden farklılık gösterdiğine ilişkin kanıtlar elde edilmiştir. Cinsiyet hormon çalışmalarında, kadınşlar ve rkekler ayrı ayrı incelenmelidir. Dahası, menapoz öncesi ve sonrası dönemdeki kadınlar, farklı şekilde davranabilir. Masi ve arkadaşlarınca öne sürülen ve menapoz öncesi dönemdeki kadınlarda daha sonradan gelişen romatoid artritin DHEAS seviyelerini azaltabileceği ihtimâlini çürütmek için yaptığımız çalışmanın gücü, fazla değildir. Diğer yandan, Masi ve arkadaşlarınca tesbit edilen yukarıdaki bulgunun 11 vakaya dayandırıldığı ve daha önceden, özellikle menapoz öncesi dönemdeki kadınlarda bir farklılık olabileceğine dâir bir hipotezin olmadığı da akılda tutulmalıdır. Farklı çalışmalar, testosteron ve DHEAS seviyelerinde geniş bir çeşitlilik olduğunu göstermiştir. Laboratuar yöntemlerindeki bu çeşitlilik, bu farklılıkların çoğu için açıkça geçerlidir, yalnız bazı farklılıklar, popülasyonlar arasında meydana gelebilir. Buna göre, düşük konsantrasyonun bir popülasyonda hastalığa önayak olurken, diğerinde olmayabileceği ihtimâli tamamen dışlanamaz. Dolaşımdaki hormonların hastalığın öncülleri olduğunu araştırmaya yönelik olarak yapılan hemen bütün epidemiyolojik çalışmalardaki bir sorun, tek noktadan yapılan tahminlere dayalı olmalarıdır.Kısa dönemli çalışmalardan, hormon konsantrasyonlarındaki bir kişide görülen farklılıkların, kişiler arasında görülenden çok daha küçük olduğuna ilişkin yeterli bulgu mevcuttur. Fakat, aynı kişiden alınan örnekler arasındaki korelasyon sabitleri, zamanla düşmeye meyillidir. Bildiğimiz kadarıyla, zaman içinde gelişen steroid hormon direncine ilişkin herhangi bir çalışma yayınlanmamıştır. İnsanlarda, tek yönlü tahminlerin hastalığın ortaya çıkışında bir haberci olarak kullanılabileceğine ilişkin görüşü destekleyecek şekilde, testosteron ve DHEAS konsantrasyonlarının genetik kontrolü var gibi görünmektedir. Bu çizgiler boyunca, doğrudan bir çalışma yapılması planlanmaktadır. Dolaşımdaki cinsiyet hormonlarına ilişkin çift yönlü gözlemlere ek olarak, düşük androjen konsantrasyonlarının, romatoid artritin etyopatogenezinde yeraldığı görüşünü destekleyen dolaylı bulgular mevcuttur. Özellikle, romatoid artritli hastaların çocuklarındaki cinsiyet hormonu oranlarına dikkat toplanmıştır. (İnsan da dahil) memelilerdeki nesillerin cinsiyetlerinin, kısmen ebeveynlerin hormon konsantrasyonlarınca kontrol edildiği öne sürülmüştür. Romatoid artritli kadınların, erkekten ziyâde kız çocukları olma ihtimâli olduğuna ilişkin bazı bulgular mevcuttur. Eğer androjen – anabolik hormonlar gerçekten de rol alıyorsa, cinsiyet hormon reseptörlerinin burada bir anahtar olma ihtimâli vardır. Şu anda, elde ettiğimiz veriler yukarıda bahsi geçen dolaşımdaki hormonların romatoid artrit riskiyle kuvvetli bir bağlantısının olduğu görüşünü desteklememektedir. Belki de bütün farklı yaklaşımlarda, romatoid artritin varsayılan endokrinolojik temeline ilişkin daha ileri seviyede izahata ihtiyaç duyulmaktadır.