Türk edebiyatı oldukça köklü bir geçmişe sahiptir. Cumhuriyetin ilanıyla beraber de büyük bir değişime uğramıştır. Bu değişimin hazırlık süreci olarak bilinen dönemi ise sadece edebiyatta değil siyasi anlamda da bir geçiş dönemi olarak görülebilir. 1896 ile 1901 yılları arasında kendini gösteren dönemi normalde siyasi anlamda incelenir. Edebiyat dönemi olarak görülmesinin sebepleri de Tanzimat zamanında başlayan roman yazma alışkanlığının artması ve tazimatta yazılan romanlara nispeten daha farklı bir dil ve bakış açısıyla romanların görülmesi,  şiirde milli bir nazım şeklinin oluşması ve şiirde ve romanlarda önceki dönemlere kıyasla gözle görülür farklılıkların oluşması şeklinde sıralanabilir. Kısaca bir geçiş ve bir köprü durumunda olan bir dönemdir.

servet-i fünun özellikleri

1896 yılından 1901 yılına kadar süren bir edebiyattır. Recaizade Mahmut Ekrem’in önderliğinde toplanan sanatçılardan doğar. Bu edebiyatı Edebiyat-ı Cedide de denmiştir.

servet-i fünun dönemi
Dönemin Özellikleri

Sanatçılar devrin siyasal koşulları sebebiyle içlerine kapanık, bireyci bir anlayışa yöneldiler.
“Sanat sanat içindir” ilkesi benimsendi.
Dil oldukca ağır, üslup sanatkaranedir.
Betimlemeler gözlemlere dayanır ve nesneldir.
Şiirde şekil güzelliği önemlidir.
Kulak için kafiye kullanıldı.
Şiir düz yazıya yaklaştı.
Şiirde batıdan alınan şiir türleri kullanıldı.

Devrin Başlıca Sanatçıları

servet-i fünun tevfik fikret

Tevfik Fikret (1867 – 1915)

Recaizade Mahmut Ekrem’iin yönlendirmesiyle Servet-i Fünun Dergisinin yazı işleri müdürü oldu. Galata­saray Lisesinde öğretmenlik yaptı. Şairliği ile ünlüdür. Şiirde Divan edebiyatıyla bağları kopardı ve şekil kusursuzluğu için çabaladı. Parnasizm etkisinde duyguya değil gözleme dayalı şiirler verdi. Batılılaşmayı yalnız edebiyat anlayışında değil tüm hayat alanlarında savundu. Aruzu Türkçeye başarıyla uyguladı ve şiiri düz yazıya yaklaştırdı. Batılı şiir biçimlerini (sone, terzarima) ve serbest müstezatı kullandı. Süslü ve ağır bir dil kullandı. Manzum hikayeler yazdı. Çocukların ve gençlerin eğitimini çok önemsedi ve sadece çocuk­lar için yazdığı şiirlerde mütevazi bir dil ve hece ölçüsü kullandı. Serveti-i Fünun döneminden sonra cemiyet için sanat anlayışına yöneldi.

serveti fünun cenap şahabettin

Cenap Şahabettin (1870 – 1934)

Şairliği ile ünlüdür. Düz yazı türünde eserler de verdi. Tıp eğitimi almak için gittiği Fransa’da edebiyatla ilgi­lendi ve sembolizmden etkilendi. Sanat, sanat ve güzellik içindir düşüncesini savundu. şekil güzelliğini ön plana çıkardı. Duygu yerine ghasret gücüyle ve tablo şeklinde şiirler yazdı. Ağır bir dil ve süslü ifadeı tercih etti. Aynı şiirde birden fazla aruz kalıbı kullandı. Aşk ve tabiat en çok işlediği konulardır. Toplumsal konularla hiç ilgilenmedi.

servet-i fünun halit ziya uşaklıgil

Halit Ziya Uşaklıgil (1869 – 1945)

Batılı anlamda romanın Türk edebiyatındaki ilk başarılı ve sağlam örneklerini verdi. Edebiyatımızda realizmin de başarılı uygulayıcısı oldu. Fert ve çevre betimlemelerini süs için değil kahramanın ve vakasın tamamlayıcı öğesi olarak başarıyla yaptı. Ağır, yabancı sözcük ve yapılarla dolu bir dil kullandı. Kahramanları aydın tabakadan ve genellikle İstanbul’dan seçti. Öykülerinde Anadolu halkından kahramanlara yer verdi. Toplumsal konulardan çok bireysel konuları tercih etti. Mensur şiir türünde ilk örnekleri verdi. Ayrıca Batılı anlamda ilk anı örneklerini edebiyatımıza kazandırdı.

servet-i fünun mehmet rauf

Mehmet Rauf (1875 – 1931)

Romancı ve öykücüdür. Realizm etkisinde ruhsal çözümleme içeren roman ve öyküleriyle ünlendi. Gözleme örutubet verdi. Betim­leme ve ruh tahlilleri içeren eserler yazdı. Mevzularını toplumsal çevreden ancak bireysel mevzular olarak seçti. Dönemindeki öteki sanatçılara oranla daha sade olmakla beraber gene de ağır bir dil ve anlatımı tercih etti. Halit Ziya’nın izinden gitti sadece onun kadar başarılı olamadı.

servet-i fünun hüseyin cahit yalçın

Hüseyin Cahit Yalçın (1874 – 1957)

yazı, roman, öykü, kritik yazarıdır. Romanlarında başarı gösteremedi. Öykülerinde İstanbul insanını özellikle de azcaınlıkları ve seçkin kişileri ele aldı. Mütevazi ve özentisiz bir dil kullandı. Gündemdeki tartışmalarda sürekli rol aldı ve tehlikeli sonuç türündeki yazılarıyla tanındı. Çeviriler yaptı.

servet-i fünun süleyman nazif

Süleyman Nazif (1870 – 1927)

Önceleri şiir yazan sanatçının “Kara bir gün” adlı yazısı milli Edebiyat döneminde etkili oldu. Edebiyatçılar üzerine inceleme-araştırma eserleri yazdı. Malta’ya sürüldü.

Celal Sahir Erozan (1883 – 1935)

Servet-i Fünun, Fecr-i Ati, Millî Edebiyat ve Cumhuriyet dönemlerinde, devrin edebiyat anlayışına uygun eserler verdi. Kadın ve aşk mevzularında yazdığı şiirleri ile tanındı.

servet-i fünun sanatçılar

Dönemin bağımsız Sanatçıları

Hüseyin Rahmi Gürpınar (1864 – 1944)

Ahmet Mithat Efendi’nin izinde halkın okuması için bol bol yazdı. Eserlerinde kahramanları halkın içindeki uç tiplerden, konuları gündelik hayattan seçti. Mütevazı ve süssüz bir dil kullandı. Kahramanlar’ yetiştikleri çevreye uygun mevzuşturdu. Sokağı edebiyata soktu. Mizah unsuru-nu yoğun olarak kullandı. Toplumsal eleştiriye ağırlık verdi. Gözleme dayalı başarılı betimlemeler yaptı. Romanları teknik yönden zayıf kaldı.
Ahmet Rasim (1852 – 1937)

Gazeteciliği ile ünlendi. Makale ve fıkraları yanında çeviriler de yaptı. Ahmet Mithat gibi farklı mevzularda ve türlerde eserler verdi. Dili arı ve açıktır. Günlük yaşamın içinden mevzuları mizahi bir üslupla işledi. Günlük hayat yansıtmakta başarılı oldu. Roman ve hikâyelerinde başarılı olamadı. Konularını İstanbul’dan, özellikle Beyoğlu’dan seçtiği kahramanlarının aile sarsıntılar’ ve ülke meseleleri üzerine yoğunlaştırdı.