Dünya barışını sağlayan, insanları ırkları her ne olursa olsun bir araya getiren sayılı organizasyonlardan biridir o. Neden bahsettiğimi mi soruyorsunuz? Sorunuzun cevabı açık ve net “spor”.
Spor, herkesin bildiği gibi eğlenme amaçlı , güç harcayarak yapılan beden uğraşı değildir. Spor ortak bir dildir. Bu dili bilmeyenlerde vardır . Bunlara acımamak elde değil. Kimlerden mi söz ediyorum ? sizinde tahmin ettiğiniz gibi  fanatik diye nitelendirilen kendini bilmezlerden. Bu insanlar sporu barışa doğru uzanan bir yol değil aklınca savaş meydanı olarak nitelendirirler. Onlar göre tutkunu oldukları takımın oyuncuları kendi askerleri, karşı takım ise düşmanlarıdır. Maç başlar, yani savaş. Savaşın sonunda  askerleri mağlup olmuşsa kahrolurlar, sinirlenirler ,hatta karşı takıma saldırmaya kadar uzar gider bu şiddet. Bu tür insanlar spor gibi amacı, sadece dünya barışı  ve farklı toplumları bir araya getirmek olan bu kavramı kirletecek kadar seviyesiz ve cahildir. Peki tüm bu olanlar sadece onların suçu mu ? hayır , bu yaptıklarından tümüyle onlar sorumlu değildir çünkü kimse onlara sporun insanların ortak bir dili olduğunu , bir spor müsabakası izlendiğinde  dostluk gibi  güzel bir duyguyu, bu müsabakada rol aldığı takdirde de paylaşa gibi duyguların en asili olan bir olguyu insanlara kazandırdığını  öğretmemiştir. Sporun amacını bilmeyen insanlarında kendi düşüncesi doğrultusunda ister istemez sporun amacını saptırmaları doğaladır.
Peki bu durumu düzeltmek mümkün değil midir? Tabi ki mümkündür. Nasıl mı? Yanıtı çok zor olmamakla birlikte toplumun belirli bazı kesimlerinin üstüne düşen görevlerini yerine getirmesiyle bu problemin üstesinden gelinebilir. Bu kesimlerin başında da aile gelmektedir. Aileye düşen görev çocuğuna küçük yaşlardan sporun dostluk ve kardeşlik olduğuna inandırmasıdır. Meselâ aile bireyleri çocuklarının yaptığı maçlarda çocuğunu kavga ederken gördüğünde yaptığının yanlış olduğunu izah etmelidir. Bunun yanında aile bireylerinden biri bir spor dalının fanatiği olmamalıdır. Anne ve babanın tuttuğu bir spor takımını çocuğunda tutması için baskı yapmamalıdır. Her defasında, taraftarı oldukları takımı zevk için tuttuklarını   ve kendileri için çok önemli bir şey olmadığını çocuğuna yansıtmalıdırlar. Ayrıca aile, çocuğuna her türlü spor aktivitesinde başarıyı alkışlamayı  öğretebilmelidir. Bu tutum çocuğun aşırı uçlarda bulunma isteğini törpüler. Ailenin temel birim olduğu düşünülürse üstündeki sorumluluk bir kata daha  artmaktadır. Şu unutulmamalıdır ki  aile, eğitimin ilk  başladığı yerdir. Nasıl bir binanın temeli sağlam atıldığında yıkılmaz bir yapıt oluyorsa, eğitim yönünden temeli sağlam atılmış birey de, bu tür yıkıcı yanlışlıklara karşı daima sağlam ve ayaktadır.
Aileden sonra gelen kesimde toplumu yönlendirmede büyük söz sahibi olan görsel ve işitsel basındır. Bunlara düşen görev çeşitli tartışma programları yapıp, spor hakkında halkı bilinçlendirmektir. Bundan ayrı TV ve radyo yayınlarında  çıkan  kişilerin seviyeli ve insanları kışkırtacak konuşmalar yapmaması gerekir. Meselâ, bir futbol kulüp başkanı basın toplantısında “ takımımı şampiyon yapamazsam beni stadımda asın” demiştir. Bir kulüp başkanını bu tür konuşma yapması taraftarı kışkırtır. şiddete yöneltir. Kimsenin bu şekilde konuşmalar yaparak insanların spor hakkındaki güzel ve temiz düşüncelerini kimsenin kirletmeye hakkı yoktur.
Yukarıda bahsettiğim kesimlerden ayrı bir de okul vardır.

Okulda,  insan ailede ve çevrede gördüğü doğruları uygulamayı öğrenir, bunun adı eğitimdir. Eğitiminde her şeyin başı olduğu düşünülürse okullarda yapılan eğitim çok önemlidir. Okullar yeni nesli bu konuda bilinçlendirmelidir.

Yukarıda belirttiğim çözüm yollarını gerçekçi bir şekilde uygularsak fanatizm gibi kanayan bir yarayı her ne kadar da durduramasakta en hafife indirebiliriz.