İnsanlar kendi ihtiyaçlarını karşılamak için motive olurlar.

Eğer sporcularınızın ihtiyaçlarının neler olduğunu anlarsanız ve ihtiyaçlarını karşılamalarına yardım edebilecekseniz, onları motive edecek anahtarı etmişsiniz demektir.

Sporcularımızla tek tek görüşüp, bu sezon neden spor yapmaya verdiklerini özellikle öğrenmeniz gerekir. Sporcularınızın neden spor yaptığı hakkında daha fazla bilgi edindikçe, onların davranışlarını anlamak, ve sorunlarıyla uğraşmak daha kolay olacaktır.

Spor psikologları gençlerin iki önemli ihtiyacının şunlar olduğunu belirlemişlerdir.

  • Eğlenmek; teşvik ve heyecanı da içerir
  • Kendini değerli hissetmek; yeterli ve başarılı hissetmeyi de içerir.

Bu bölümde sporcularınızın bu iki ihtiyacının karşılanmasına nasıl katkı­da bulunabileceğinizi Öğreneceksiniz.

İhtiyaçlar, Ödüller, Motivasyon

Antrenörler, katılımlarını sağlayarak, sporcuların motivasyonunu etkileyebilirler. Farklı sporcuları, farklı zamanlarda farklı şeyler motive eder
veya ödüllendirir. Kupalar, madalyalar, para, Övgü, ve turnuva seyahati
dış kaynaklı ödüllere örnektir—bunları oyunculara başkaları verir, İç kaynaklı ödüller, oyuncular spora katıldığında içlerinden tatmin olmalarını
sağlayan şeylerdir. Eğlenmek, kendini yeterli ve başarılı hissetmek iç kaynaklı ödüllerdir.
Başkaları tarafından edilmek ve almak gibi dış kaynaklı ödüller motive edici olabilir, fakat iç kaynaklı ödüller değer kazandıkça bunlar daha az önemli hale . Dış kaynaklı ödüllerden farklı olarak iç kaynaklı ödüller ateşleyicidir. Antrenör olarak sizin temin etmeniz gerek­mez. Yapmanız gereken, her oyuncuya kendi iç kaynaklı ödülüne ulaşma­sını sağlayacak maç ve antrenman koşullarını yaratmaktır. İyi motivasyon
kaynağı olan antrenörler, oyuncuları motive etmezler. Bunun yerine, oyuncuların kendini motive edeceği uygun iklimi ve şartları yaratırlar. Ve iç mo­tivasyonun oluşmasına yardım edecek dış kaynaklı Ödülleri ustaca kullanır­lar. Oyuncular, eğlenme, ve önemli hissedilme gibi iç kaynaklı Ödüllerden mahrum kalırsa oynama motivasyonunu kaybeder ve bırakmaya aday olurlar. Bu bölümün ilerki kısımlarında ödüllerin özel kullanımını daha de­taylı olarak ele alacağım, fakat şimdilik iç kaynaklı Ödüllerin uzun vadede en motivasyon kaynağı olduğunu aklınızda tutun. Şimdi en önemli iki iç kaynaklı ödüle daha yakından bakalım: eğlenmek ve kendini önemli hisset­mek.

Eğlenme Gereksinimi

İnsanlar sadece spor değil, her türlü oyunu neden oynar? Bu soru asır­lar boyu filozofların ve bilim adamlarının merakını çekmiştir. Ancak yakın zamanda bunun nedenini öğrenmeye başladık. Her birimiz belli bir teşvik ve heyecan ihtiyacı ile doğarız; buna genellikle harekete geçme (uyarılma) ihtiyacı denir ki, ben buna sadece eğlence derim.

Optimal Uyarılma

Uyarılma seviyeniz çok düşükken sıkılırız ve teşvik/tahrik ararız. Uyarılmanın esas amacı eğlence aramak olduğu zaman, biz buna “oynama” deriz. Bazen de kendimizi istediğimizden daha fazla uyarılmış buluruz ve endişe­li ve ürkek hale geliriz. Sonra da bir şekilde uyarı düzeyimizi düşürmeye çalışırız.

Diğer bir ifadeyle, insanlar optimal bir uyarı seviyesine ihtiyaç duyarlar ne çok fazla, ne çok az. Bu optimal uyarı düzeyi kişiden kişiye değişir. Hepimiz, fazla uyan ile başarılı olan veya çok az uyarı ile yetinen insanlar tanırız. Kişiden kişiye değişen sadece optimal uyarı seviyesi değildir, gün içinde hepimizin daha fazla veya az uyarıyı tercih ettiğimiz periyodlar vardır. Eğer antremanlarımızı normal olarak akşam üstü yaparken sabah erken saate alırsanız, bunun doğru olduğunu göreceksiniz.

Akış Duygusu

Optimal uyarıyı arzu edilebilir yapan nedir? Neden bunu ararız? Bunun ce­vabı optimal uyarıyı yaşarken kendinizi nasıl hissettiğinizde yatar, ki bir bi­lim adamı buna “akış duygusu” demiştir. Akış, kendinizi bir faaliyete tam olarak verdiğinizde ortaya çıkar; zaman kavramını kaybederiz, her şeyin düzgün gittiğini hissederiz, zira can sıkıntımız veya endişemiz yoktur.

Akışı yaşarken, dikkatimiz faaliyetin tam ortasında yoğunlaşmıştır ve bu da kendiliğinden konsantrasyon sağlar. Akış içindeyken kendimizle ilgilen­meyiz zira düşüncelerimiz faaliyete odaklanmıştır. Ne sıkıntı, ne de baskı duymadığımız için, kendimizi ve çevremizi kontrol ettiğimizi hissederiz. Bir sporcu bunu şöyle açıklamıştır: “Yaptığınız işle o kadar meşgulsünüzdür ki, kendinizi oyundan ayrı olarak düşünemezsiniz.”

Akış duygusu mutluluk vericidir ve iç kaynaklı ödülü sağlar. Faaliyetle­re sadece akış duygusunu tatmak için katılırız çünkü bu eğlencelidir. Spor­lar da şüphesiz gençler arasında popülerdir, zira uyarılmayı optimal seviye­ye yükselterek eğlenmeyi sağlar.

Ama her zaman değil. Bazı gençler için spor basit bir eğlence değildir; yeterli uyarıyı sağlamazlar veya aşırı uyarırlar. Antrenörler, sporu sıkıcı ve monoton veya sporcunun endişe edeceği kadar tehlikeli hale getirmenin sorumlusudurlar. Şimdi burada genç sporcuların optimal uyarı ve dolayısıyla akış duygusunu kazanmasına yardım edecek bazı öneriler bulacaksınız.

  • Öğrenilecek ve uygulanacak becerilerin güçlük derecesini sporcunun ye­teneğine uygun olarak düzenleyin. Görev mücadele duygusu yaratacak kadar zor olmalı, fakat başarı ihtimali görmelerine engel olacak kadar da güç olmamalıdır. Bu çok Önemli nokta şekil 6.2’de gösterilmiştir. Eğer sporcuların yeteneği fazla, fakat görev kolay ise sıkılırlar. E-ğer sporcuların yeteneği az, fakat görev zor ise endişe duyarlar. Fa­kat yetenekleri mevcut zorlayıcı özelliğe makul bir derecede ya­kınsa, sporcunun akışı hissetmesi ve eğlenmesi o kadar imkan dahi­lindedir.
  • Antremanları, değişik egzersiz­ler ve beceri geliştirecek etkin­liklerle teşvik edici hale getirin.
  • Bundan da öte, gençlerin, yeni re becerileri öğrenmelerine yardımcı olacak etkinlikler tasar­lamalarına izin verin.
  • Kendilerine sıra gelinceye kadar uzun süre beklemeleri yerine, herkesi fa­al tutun. Bu bölümün ilerideki kısımlarında ve Kısım IU’de verilecek olan önerileri uygulayarak antremanları da maçlar kadar eğlenceli hale getire­bilirsiniz.
  • Antrenman ve maçlar sırasında devamlı talimat vermekten kaçının. Spor­culara size dikkat etmedikleri ve faaliyeti özümsemedikleri zaman süre tanıyın. Müsabaka sırasında sizin devamlı olarak çizgi kenarından tali­mat yağdırmanız sporcuların akış duygularını engeller.

Diğer Eğlence Kaynakları

Eğlence için optimal uyarı ve akış elde etmeye çalışırken, sporcular eğlence­yi, sporla olan ilgilerini paylaşan diğer gençlerle birlikte olmakta bulurlar. Bu katılma sebebini fark edemeyen antrenörler istemeyerek, sporculara ta­kım arkadaşları ile sosyal ilişki kurma fırsatı vermeyen bir takım havası ya­ratırlar. Bu, oyuncuların sosyalleşmesini ve kendiliğinden oluşan havai olaylara katılma fırsatını büyük çapta azaltan aşırı disiplinli antrenman veya müsabakalarda meydana gelir. Antrenörler takımda, oyunculara sanki aynı takımda değil de birbirlerine karşı oynuyormuş hissini veren bir rekabet or­tamı da yaratabilirler.

Sporcuların sporu bırakma nedenini araştıran çalışmalar sonucunda, eğ­lenmenin sporcu için ne kadar önemli olduğu ortaya çıkmıştır. Sporu bırak­manın en sık görülen nedenleri şunlardır:

  • Diğer etkinlikleri daha eğlenceli buldum.
  • İlgimi kaybettim.
  • Yeterince oynayamadım.
  • İşe yaramadı ve keyif vermedi.
  • Antrenörden hoşlanmadım.

Eğer spora katılmada eğlence unsurunu kaldırırsanız, sporcuları da çıkarmanız gerekir. Ve tamamen bırakmasalar bile, motivasyonları önemli öl­çüde kaybolur.

Öyleyse sporcuları nasıl motive edersiniz? Anahtarın bir tanesi, sporu sıkıcı ve baskı yaratıcı değil, zorlayıcı ve heyecanlı hale getirerek, eğlence ihti­yaçlarını karşılamalarına yardımcı olmaktır. Diğeri ise değerli olduklarını hissetme ihtiyaçlarını tatmin etmelerine yardımcı olmaktır.

Kendini Değerli Hissetme Gereksinimi

Hepimiz, başarıyı yakalamak, yetenekli ve değerli insanlar olduğumuzu
hissetmek gibi temel ihtiyaçları paylaşırız. Toplumumuzda, değerimizin
büyük çapta başarma yeteneğimize bağlı olduğunu çabucak öğreniriz. 5 yaşındaki çocuklar bile bunu anlar ve sporla bağlantılı olarak bunu şöyle formüle ederler.

Galibiyet = Başarı

Yenilgi = Başarısızlık

Bundan dolayı, katılmak sporcuları potansiyel olarak tehdit eder, çünkü başarılarını kendilerine olan saygılarıyla özdesleştirirler. Kazanmak başarılı olmaktır, yetenekli olmaktır, değerli bir insan olmaktır; kaybetmek ise başa­rısızlık, yeteneksizlik, değersizliktir.

Sporcular makul bir miktar başarıyla tanıştıkları zaman bu onların yete­nek duygusunu güçlendirir, diğer yönden ise daha mükemmele ulaşma dürtülerini pekiştirir. Fakat sporcular başarıyla tanı sam azlarsa, kendilerini başarısızlıklarından dolayı suçlarlar ve bunu yeteneksizliklerine bağlarlar. Tekrarlanan başarısızlıklarda, sporcular başarıdan emin olmadıkları takdir­de, onurlarını en azından başarısızlıktan kaçınmak suretiyle korumaya ka­rar verebilirler. Erken gelen başarı veya başarısızlığın yaşanması, iki çok farklı sporcu tipini ortaya çıkarar: biri başarıya ulaşmak için motive olmuş­tur, diğeri başarısızlıktan kaçınmak için motive olmuştur.

Galipler Neler Düşünür?

Başarıya motive olan sporcular, başarısızlığa motive olmuş sporculara nazaran, galibiyete ve mağlubiyete çok farklı yaklaşırlar. Wendy Winner, örnek bir basan motivasyonlu sporcu olup, galibiyeti yeteneğinin bir sonucu ola­rak görür, bu da ona yeniden kazanacağına dair güven telkin eder. Wendy bazen bir başarısızlıkla karşılaşırsa, bunu yetersiz gayret göstermesine bağ­lar; bu gerekçe onun yeteneksizliğini yansıtmadığı için kendine olan güve­nine tehlike teşkil etmez. Wendy, başarmak için sadece daha çok çalışmaya ihtiyacı olduğuna inanır. Dolayısıyla başarısızlık, motivasyonunu azalt­maktan ziyade artırır.

Wendy için, spor yapar­ken tesadüfi bir başarısızlık kaçınılmazdır ve kendisin­den kaynaklanan bir hata değildir. Dolayısıyla makul düzeyde başarısızlık riskini almaya isteklidir başarı için risk almak gereklidir. VVendy ve onun gibi sporcu­lar, kendileri için şüphe et­mek ve üzülmekten ziyade, enerjilerini sporun meydan okuyan yönüne çevirirler. Başarıları için itibar kazanır­lar ve başarısızlıkları için so­rumluluğu yüklenirler. Bu sporcularımıza kazandırma­nız gereken sağlıklı bir dav­ranıştır.

 

 

Mağluplar Nasıl Düşünür?

Tam tersine, başarısızlığa motive olmuş, kendinden şüphe eden, endişeli Larry Loser ile tanışın. Larry başarısızlıklarını yetenek eksikliğine ve ender başarılarını da şansa, veya zayıf veya beceriksiz rakiplerine bağlar. Bu dü­şünce tarzı felaket yaratır; Larry başarısızlık için kendini suçlar, başarıları için ise ya çok az özgüven kazanır ya da hiç kazanmaz.

Larry Loser gibi sporcular, bu kötü durumu değiştirecek güce sahip olmadıklarına inanırlar, çünkü bundan önceki deneyimleri onlara ne kadar çalışırlarsa çalışsınlar sonucun hep aynı olduğuna inandırmıştır: başarısız­lık. Vardıkları sonuç şudur, “Çalışmanın faydası olmadı, dolayısıyla benim sorunum yeteneksizlik. Öyleyse neden çalışayım?

Spor galipleri ve mağlupları çok net bir şekilde belirler, Larry Loser gibi başarısızlığa motive olmuş sporcuların, kendilerine güvenlerini korumak için, katılmamak veya başarısızlıktan kaçınmak için manevra yapmaktan başka pek az seçeneği vardır. Birçok arkadaşının sporu bırakması­nı önermesine rağmen, aile, ant­renör ve meraklı bakışların baskı­sı Larry’nin oynamaya devam et­mesini sağladı ve “ödül için” oynayarak kendine güvensizlik baskısından korunmayı öğrendi.Azami gayretini sarf etmek yerine, Larry, hemen hemen farkına varmadan sadece ödül için çaba gösterir, ve eğer başarısız olursa,sadece yeterince gayret sarf etmediğini söyleyebilir. Bunu niye ya­par? Çünkü azami gayretini gös­terip de başarısız olursa, başkala­rı onun yeteneksiz olduğunu an­layacaklardır. Larry’nin düşüncesine göre diğerlerinin onun yetenek eksikliğini anlaması yerine ki bu onun için değersiz olmakla eşan­lamlıdır çaba sarfetmemek daha az tehdit edicidir. Azami gayreti sarf etmemeyi tercih etmek, kaçınmak için ümitsizce çabaladığı başarısızlığın ihti­malini artıran bir trajedidir.                                                              
Ama trajedi daha da büyür. Antrenörler genellikle başarıyı Ödüllendirir­ler, zira bu daha adil görünür herkes yetenekli değildir, ama herkes gayret
gösterebilir. Larry Loser ve onun gibi başarısızlığa motive olmuş sporcular
için, tam bir gayret göstermek yeteneksizliğinin keşfedilmesi riskini taşır.
Antrenörün teşvikinden sonra başarısızlık göstermesi, antrenörü şaşırtır ve­
ya kızdırır. Antrenör bunun motivasyon eksikliğine yorar, fakat Larry motivasyonsuz değildir. Tam tersine -öz güvenine olan tehditten kaçınmaya- çok iyi motive olmuştur. Bu bir kısır döngü haline gelir.

Larry Loser’ın diğer bir genel numarası da, kendini mazeretlerle donatmasıdır. “Bacağım ağrıyor,” “Ayakkabım iyi değil,” “Gözüme bir şey kaçtı”, “Kendimi iyi hissetmiyorum,” vs.

Takımında Larry Loser’ler olan antrenörler, sorunu sık sık, onlara bazı başarılar tattırarak çözmeye çalışırlar. Ama sporcular bir kere Larry gibi düşünmeye başladıklarında, antrenörü daha da şaşırtıp, hüsrana uğratacak şe­kilde, başarıyı kabullenmeme eğilimine girerler. Başarısızlığa motive spor­cular kendilerine güvenlerini kazanmak için başarıyı kabullenmek isteme­lerine rağmen, kendilerinden tekrar başarı bekleneceği korkusuyla bunu reddederler. Başarının gerçekleşmesinden o derece korkabilirler ki, kasıtlı olarak galip gelmekten kaçınırlar. Başarısızlığa  motive sporcular, kendi başa­rılarını kabullenmeyi öğrenmeye başlayıncaya kadar, yeteneklerine ve dola­yısıyla kendilerine olan güvenlerini artırma ümidi yoktur.

Takımınızda, hem Wendy VVinner’ler, hem Larry Loser’ler, hem de bu iki sporcunun özelliklerine değişik derecelerde sahip sporcular bulacaksınız. Larry Loser ve onun gibi olmaya meyilli sporcuları tanımanız ve onların motivasyon sorunlarını yanlış teşhis etmemeniz Özellikle önemlidir. Larry Loser’in sorunu çözülemez gibi görülüyorsa da öyle değildir. Biraz sonra bir çözüm şekli önereceğim.
Gerçekleşen Kehanet

Sporcuların basarı veya başarısızlıklarına sebepler bulmaları gibi, antrenör­ler de böyle şeyler yaparlar. Bu sebepler ifade edildiğinde antrenörleri sporcularından, onların performans motivasyonunu etkileyecek belli bazı beklentilere iter. Doug’un durumu bunun nasıl meydana geldiğini gösterir.

Doug geçen sezon, onu antremanlarda sık sık cesaretlendiren Antrenör Hanson’ın yönetiminde başarıyla basketbol oynadı. Bu sezon, yeni antrenör Mr. Johnson’un yönetiminde bir türlü “havasını” bulamadı. Kendine fazla güveni olmayan Doug, kötü oynamasını giderek yetenek eksikliğine bağla­maya başladı. Antrenör Johnson’un onun yeteneğini fazla önemsemediğini, Çünkü ona yardımcı olmak için çok az zaman ayırdığını ve antrenör Han-son’dan çok daha az teşvik ettiğini hissetti. Doug’un endişeleri arttıkça da­ha da kötü oynamaya ve yavaş yavaş işi sermeye başladı. Bir süre sonra, te­sadüf bir iyi performans ve antrenör Johnson’un teşviki bile fayda vermedi.

Doug, teşvikine gereken olumlu tepkiyi göster m ey ince, antrenör Johnson’un cesareti kırıldı ve Doug’un gayret göstermemesini tembelliğine verdi. Sonuçta kaybolan hevesi yavaş yavaş yeniden kazandırma ümidiyle, antrenör Johnson Doug’u birinci takımdan çıkarıp ikinci takıma gönderdi. Şimdi, işe yaramadığına daha çok inanan Doug takımdan ayrıldı.

Antrenör Johnson, Doug’u ikinci takıma göndermekle, ona, açıkça beklentilerini boşa çıkardığını belirtmişti. Fakat antrenörler çoğu zaman bek­lentilerini daha dolaylı olarak iletirler. Örneğin, kendilerinden daha fazla şey bekledikleri oyuncuları daha sık ödüllendirirler. (“Zamanımı niye bu çocukla harcayayım ki?”) Antrenörler takıma daha fazla katkıda bulunma­larını sağlamak için daha iyi oyuncularla daha yakın ilişkiler kurabilirler. Bu mesajlar dolaylı olabildiği halde, gençler bunları çok kolay kaparlar.

Bu beklentiler sporculara iletildiğinde, sporcular antrenörlerinin kendi­leri için yaptıkları tahminleri gerçekleştirmek için çalışabilirler. Tabii bu beklentiye dönüşen tahminler olumlu veya olumsuz olabilir.

Tahmin edeceğiniz gibi başarısızlığa motive sporcular olumsuz beklentilere en hassas olanlardır. Zaten kendilerine güven duymayan bu sporcular, antrenörün kendilerinden fazla bir beklentileri olmadığını fark ettiklerinde, bu sadece onların şüphelerini güçlendirir: “Hoca iyi olmadığını düşünüyor, öyleyse ne diye çabalayayım?” Başarısızlığa motive sporculara olumlu bek­lentiler iletildiğinde, bunları da, tesadüfi başarıları reddettikleri aynı neden­lerle reddederler.

Diğer taraftan başarıya moti­ve olmuş kendilerine güveni yüksek sporcular genellikle antrenörlerinin veya başkaları­nın olumsuz beklentilerini red­dederler. Onlardan bekleneni yapmak yerine daha fazla çalı­şarak, başkalarına hatalarını göstermek isterler. Olumlu bek­lentiler, şüphesiz, başarıya moti olmuş sporcuların kendi yete­neklerine olan inançlarını daha da güçlendirir.

Buraya kadar, sporcularını­zın motivasyonunu etkilemek için olumlu yönde birşey yapıp yapamayacağınız hususunda endişe ediyor olabilirsiniz. Ba­şarıya motive olmuş sporcu ay­rıca sizin tarafınızdan motive edilmeye ihtiyaç duymaz ve size başarısızlığa motive olmuş sporcuya yardım etmek için yapılacak fazla bir şey yokmuş gibi gelebilir. Fakat umudunuzu yitirmeyin—okumaya devam edin.

Sporcular Başarısızlıktan Korkmayı Nasıl  Öğrenirler

Organize sporlar, çocukların ilk Öğrendikleri bahçe oyunlarından çok farklıdır. Bazı farklar belirgindir: formalar ve nizami sahalar, kurallar ve hakem­ler, seyirciler ve skor kaydediciler, ve onların antrenörü olan siz. Fakat diğer bazı görünmeyen farkların da ayırdında olmanız gerekir. Bu farklar başarı­sızlıktan korkmayı öğrenen sporcular için temel nedenlerdir, ve bu nedenle­ri anlamak, motivasyon sorunlarının üstesinden gelmek için yaptığım öne­rilerin kıymetini anlamanıza yardım edecektir.

Öğrenmeye Değil Performansa Önem Verin

Gençleri spor becerilerini öğrenmek için kendi hallerine bıraktığınız zaman antrenör/ izlenme baskısı ve seyirciler yokken başarısızlıktan kaçınmakta çok beceriklidirler. Hedeflerini elde edemediklerinde, çıtayı biraz in­dirirler, hatalarından ders alırlar ve tekrar denerler. Bu şekilde bir kaç antreman ve ayarlamayla başarı hemen hemen garanti edilmiştir. Ama bu yolla daha zor hedeflere ulaşamazlar mı diyorsunuz? Yanlış! Gençler başardıkça, aktivitelerinin zorlayıcılığını devam ettirmek için hedeflerini doğal olarak biraz büyütürler. Böylece büyüklerin müdahalesi olmaksızın, gençler İki zıt kuvvet arasında uyum sağlayacak şekilde hedeflerini ayarlarlar: de­vamlı başarısızlıktan kaçınacak kadar küçük gerekli mücadele unsurunu sağlayacak kadar yük­sek. Bunun sonucu olarak gençler, hedeflerini mevcut yeteneklerinin üst sınırına yakın tutmaya yönelir­ler. Bu kendini ayarlayıcı öğren­meyle, hatalar başarısızlık olarak değil, öğrenme sürecinin doğal bir parçası olarak görülür.

Ama gençler organize sporlara başladığında, değerlendirme res­mi ve açık hale gelir. Dikkatler öğ­renmekten, uygulamaya döner. Öğrenme sürecinin doğal bir par­çası olan hata ve yanlışlar şimdi uygulamada başarısızlık olarak yorumlanabilir.

Gerçekçi Olmayan Hedefler

Gençler organize sporlara başladığında bazı başka şeylerle de karşılaşırlar. Antrenörlerin üstün performansı tercih ettiğini ve başarılı sporculara daha çok pirim verdiklerini hemen fark ederler. Kendilerinden daha fazla beceri­ye sahip olanları kıskanan ve benzer ilgiyi arzulayan daha az becerili spor­cular, daha iyiler gibi olmaya gayret ederler. Bunu yaparken, bu gibi genç sporcular hedeflerini kendi beceri düzeylerinin çok üstünde olduğuna ka­rar verebilirler.

Ve bazen sporcular böyle gerçekçi olmayan yüksek hedefleri kendileri seçmeseler dahi bazen antrenörleri ve aileleri seçerler. Örneğin, antrenörler, bütün takım için aynı performans he­defini koyabilirler, fakat bu ancak ta­kımdaki bir kaç en iyi sporcunun ula­şabileceği seviyededir. Ve, çocukları­nın, başarısıyla Özdeşleşip sanki ken­dileri yıldız olacakmış havasına giren ebeveynler, çocuklarını ulaşamayacak­ları hedeflere elde etmeleri için ikna et­me hatasına düşerler.

Hata kimde olursa olsun, sonuç ay­nıdır. Gerçekçi  olmayan hedefler ba­şarısızlığı hemen hemen garanti eder. Onlar gençlerin, kendi koydukları hedefler değil, başkalarının koyduğu he­deflere ulaşmak için oynamalarına neden olurlar. Trajik olarak, genç sporcu­lar bu hedeflerin gerçekçi olmadığını fark edemezler; performanslarının iyi olmadığına inanarak kendilerini yeteneksizlikle suçlarlar ve değersiz ol­duklarını sanırlar.

 

Dış Kaynaklı Ödüller ve İç Kaynaklı Motivasyon

Üçüncü olarak, gençler organize sporlara başladığında, sadece kendilerini tatmin etmek için (iç kaynaklı motivasyon) ustalaşmaya çalıştıkları spor be­cerileri, dış kaynaklı ödüllerin özenle hazırlanmış sisteminin bir konusu ha­line gelir. Madalyalar, kupalar, şiltler, takdirnameler ve benzeri şeyler, genç­lerin spor yapma nedenlerinde pek de arzulanmayan değişikliklere ne­den olabilir. Sporcular, kendilerini tatmin etmek için oynamak yerine, önce­likle bu dış kaynaklı ödülleri kazanmak için oynamaya başlayabilirler. Dış kaynaklı ödüller kişisel hedeflerin değil başkalarının belirlediği hedeflerin elde edilmesi için verilir. Tekrar belirteyim, gerçekçi olmayan hedeflere ulaşmanın cazibesine kapılan sporcuların akıbeti başarısızlık olur.

Dış kaynaklı ödüllere aşırı önem vermenin başka bir olumsuz yanı daha vardır bağımlılık yaratabilirler. Kupaların ve madalyaların ışıltısına kapı­lan bu tür bağımlı sporcular alışkanlıklarını beslemek için devamlı olarak daha fazla ve daha büyük ödüller isterler. Artık, yetenekleri dahilinde kaza­nılacak altın kalmadığında, yarışmaya devam etmenin değeri kalmadığını düşünürler.

Kaç tane sportif “bağımlı” var? Kupa ve madalyalar (dış kaynaklı ödül­ler) sporcuların spor yapma motivasyonunu ne kadar zayıflatıyorlar? Bunu gerçekten bilmiyoruz, fakat genç sporculara bu ödüllerin anlamını öğrete­rek böyle sonuçları önleyebilirsiniz.

Dış kaynaklı ödüllerin, iç kaynak­lı motivasyonu zayıflatması, dış kaynaklı Ödüllerin hiç verilmemesi gerektiği anlamına gelmez. Dış kaynaklı Ödüller uygun şekilde kullanıldığın­da, spor becerilerini öğrenmek için mücadele eden sporcuların motivas­yonu için mükemmel teşvik araçları­dır. Ve şüphesiz, hepimiz başarıları­mızın takdir edilmesini ve onların anılarını sürdürmeyi isteriz.

 

Üstünde durduğumuz konu dış kaynaklı ödüllerin kendisi değil,
sporcuların bu Ödüllere atfettikleri anlamdır. Antrenörler, sporculara, sözleri ve davranışları ile devamlı olarak, dış kaynaklı ödüllerin spor becerilerini geliştirmek ve daha büyük he­defleri elde etmek için gösterdikleri çabanın ödülü olduğunu öğretmelidir­ler. Bu ödüller bir insanı diğerinden daha iyi hale getirmez, gelecekteki ba­şarıları garanti etmez, ve spor yapmanın, esas amacı değildir. Antrenörler,sporcuların, spor yapmanın bu önemli nedenini, spor yapmanın kendisi ol­duğunu hatırlamalarına yardımcı olmalıdır. Sporcular bu mesajı anladıkla­rında, dış kaynaklı ödüllerin onların spor yapmalarını motive eden duygu­ların altını oyması olası değildir.

Özet olarak, şimdi, organize sporlara katılan sporcuların başarısızlıktan korkmalarının üç nedenini biliyorsunuz.

• Öğrenme sürecinin doğal bir parçası olan hata ve yanlışların (ve hata yap­ma hakkının) başarısızlık olarak yanlış yorumlanması.

• Rekabet baskısı nedeniyle, sporcuların önlerine gerçekçi olmadığına inandıkları yüksek hedefler koymaları ve bunlara ulaşamamaları duru­munda başarısız olacakları sonucuna varmaları.

• Sporcuların kişisel hedeflerine ulaşmaktan ziyade dış kaynaklı ödüller için oynamaya yönelmeleri.

 Sporcuların Motivasyonunu Yükseltmek

Bundan önceki bölümlerde Önerdiğim ve bundan sonraki bölümlerde tartı­şacağım hemen her şey, doğrudan veya dolaylı olarak sporcularınızın moti­vasyonunun yükseltilmesine yardımcı olacaktır. Komut verme tarzından çok işbirliği tarzını benimsemenizin yanı sıra, sporcularınızın iyiliğini öne alıp, kazanmayı ikinci planda bırakma kararı vermeniz temel ön koşullar­dır.İletişim becerileri de, sporcuların başarı motivasyonu/ile bağlantılıdır. Ve, sporcuların eğlenme ihtiyaçlarının karşı­lanması için bazı yöntemleri belirttim. Geriye kalan, her genç sporcunun kendini değerli hissetmesi için bir yol bulmaktır. Bu ulaşılması güç bir he­deftir; gerçek galiplerin az, mağlupların çok olduğu bu ortamda her sporcu­nun başarıyı tatmasını sağlayacak bir yol bulmanız gerekir.

En basit çözüm mağlubiyeti ortadan kaldırmaktır; bu yöntemde, başarı­sızlığa motive olan sporcular üreten kısır döngü asla başlayamaz. Şüphesiz bu gerçekçi değildir; ayrıca kaybetmeyi öğrenmenin olumlu yönleri vardır. Çözüm, sporcuların (ve antrenörlerin) kaybetme deneyimlerini yorumla­malarını değiştirmeyi öğrenmelerinde yatar.

 

Başarı Galibiyet Değildir 

Bu değerlilik konusunda temel sorun, sporcuların ailelerinden, antrenörle­rinden, takım arkadaşlarından ve medyadan, kendi değerlerini galibiyet ve­ya mağlubiyetlerine göre ölçmeyi öğrenmeleridir. Bu inancın yıkıcı sonucu, sporcuların kendilerine değer verme duygularını, sadece başkalarının ken­dilerini değersiz hissetmesini sağlayarak devam ettirebilmeleridir.

Kazanmak önemlidir, fakat kişisel hedefleri elde etme çabalarından son­ra gelmelidir. Başarı, başkalarının performansını değil, sporcunun kendi he­deflerini aşmasında görülmelidir. Bu, sporda motivasyonu anlamanın en önemli prensibidir. Tekrar okuyun “Başarı, başkalarının performansını değil, sporcunun kendi hedeflerini aşmasında görülmelidir. Bu ifadesi kolay, fakat gerçekleştirmesi güç bir prensiptir. Eğer antrenörlüğünüz sporcularınızın bu prensibi anlamasını ve uygulamasını sağlarsa onların mükemmel spor­cular ve başarılı yetişkinler olmalarına, diğer antrenörlük faaliyetleriniz­den daha fazla yardımcı olacaktır.

Bu kişisel hedefler, galibiyet veya mağlubiyetin sonuçlarıyla ilgili hedef­lerden ziyade, özel performans veya davranışların kilometre taşlarıdır. Per­formans ve diğer davranış hedeflerine odaklanan kişisel hedefler aşağıda verilmiştir:

• Amacım geçen haftakinden 15 cm daha ileri atlamaktır.

• El arkası vuruşumu (back hand), köşeye % 75 daha derinlemesine vurabi­lecek şekilde geliştirmek istiyorum.

• Daha fazla gevşemeyi ve oyundan zevk almayı öğrenmek istiyorum.

Gerçekçi Kişisel Hedefler Belirlemek     

Sporcular Kişisel hedeflere daha fazla önem vererek, spora katılımlarının önemli bir kısmını kendi başarılarını kontrol altına alabilirler. Burada önemli olan, sporcuların kendileri için makul bir başarı derecesini garanti edecek gerçekçi hedeflet belirlemektir. Bütün rekabet bas­kıları ve aile ve takım arkadaşı etkilerine karşın, sporcuya, ken­disine uygun hedefleri saptama­sı için gerçekçi bir perspektife sahip olmasında yardım edecek olan antrenördür.

Takım hedefleri bu kişisel he­deflerle karıştırılmamalıdır. As­lında, her takım üyesinin, kendi beceri düzeyine göre belirlenmiş kişisel hedefleri olması halinde, bunları elde etmek için çaba gös­termeleri takım hedefine olan ih­tiyacı ortadan kaldırır. Şu kadar maçta galip gelmek veya falanca kupayı kazanmak gibi takım he­defleri belirlemek yararlı değildir ve biraz önce anlattığım kişisel hedefleri zayıflatır. Takım halinde oynamayı öğrenmek, birbirine saygı duymak, eğ­lenmek, sportmence oynamak gibi takım hedefleri daha uygundur. Takım hedeflerini ve her bir oyuncunun kişisel hedefini elde etmek, kazanmaktan daha önemlidir. Bunun yanı sıra sporcular hem kişisel, hem de takım hede­flerini elde ettiklerinde galibiyet genellikle kendiliğinden gelir.

Kişisel Hedefler Belirlemenin Önemi

Maçı kazanmak, kişisel hedefleri elde etmekten daha az önemli hale gelince, sporcular antrenmana daha çok motive olurlar. Antrenmanlar sporculara, antrenörlerinin yardımı ile kişisel hedeflerini elde etmek üzere çalışma im­kanı verir. Müsabakalar işin sonu olarak değil, kişisel hedeflerin elde edil­mesinde peryodik testler olarak görülür. Sporcular kendilerini galibiyet ve­ya mağlubiyete göre değil, özel performans ve davranış hedeflerine göre, başarılı veya başarısız olarak yargılarlar.

Çeşitli kaynaklardan edinilen bilgiler, sadece üstün yetenekli sporcuların değil, daha az başarılı olanların da spora bu bakış açısından bakmaktan ya­rarlandığını ve hoşlandığını göstermiştir. Diğerlerini yenmeye değil, kendi hederlerine yoğunlaşırlar. Bu perspektifin sonucu inanılmaz derecede olumludur. Sporcular, gerektiğinde, gerçekçi olduklarından emin olmak üze­re antrenörün rehberliğinde, kendi hedeflerini belirlemelerine müsaade edildiğinde, gelişmelerinden sorumlu hale gelirler. Kontrolü ellerinde bulun­durduklarını hisseder, ve başarılarıyla onurlanıp, başarısızlıklarının sorum­luluğunu duyarlar. Daha önce de belirttiğim gibi, sporcuları motive etmede bu ilk adımdır.

Antrenörler, sporcuların gerçekçi hedefler belirlemelerine yardımcı olabilmek için iyi muhakemeye, bunun için de her sporcunun beceri seviyesini değerlendirebilmeye ihtiyaç duyarlar. Ve bu da, belki sizin de bu bölümü okurken düşündüğünüz başka bir can alıcı noktayı ortaya çıkarır.

 

Sporcuların Limitlerini Anlamak

Sporcular sadece motivasyon eksikliği nedeniyle düşük performans göster­mez. Düşük performans, sporcuların yeteneklerinin sonucuna geldiklerinin
bir işareti de olabilir. Ne gayreti artırmak, ne de kendilerine dünya kadar,
güvenmeleri, performanslarını yükseltmeyecektir.

Sporcular, katılma motivasyonlarını kaybetmeden kendi sınırlarını incelikle kabul etmeyi öğrenmelidirler. Hiç kimse mükemmel değildir, kaldı ki,özellikle antrenörleri, ebeveynleri, ve yakın arkadaşları mükemmel olmanın kendine güvenmek için gerekli olduğunu hissettirirken, bir çok sporcu mükemmel olmayan performansın tehdidi altındadır.

Bir çok sporcunun, kendilerine güvenlerinden endişeye düşmeden kişi­sel limitleriyle yüz yüze gelmeyi öğrenirken yardıma ihtiyaçları vardır. Ant­renörler, her sporcunun bir süperstar veya profesyonel olacağı gibi saçmalıkları dikte etmek yerine, her sporcuyu kendi limitlerini araştırmaya ve keşfetmeye teşvik ederek olgunlaşmalarına yardım etmelidir. Sporcular sadece bu yoldan gerçekçi hedefler koymayı öğrenebilirler. Ama antenörler onları limitleri olmadığına inandırırsa, sporcular gerçekçi olmayan hedefle­re yönelecek ve bu da başarısızlıklarına ve belki de sakatlanmalarına yol açacaktır.

 

Başarıyı Tatmak

Antrenörler sporcuların gerçekçi hedefler koymalarına yardım ettiklerinde, sporcular kaçınılmaz olarak daha fazla başarılı olurlar ve kendilerini daha güçlü hissederler. Daha güçlü olmak, kendilerine olan güvenlerini ve kay­betme endişesi olmadan orta zorluktaki becerileri kazanmalarını sağlar. Gayretlerinin olumlu sonuç verdiğini ve ufak tefek başarısızlıkların daha zi­yade yetersiz gayretten kaynaklandığını keşfederler. Gerçekçi hedefler bu endişenin getireceği başarısızlığı Önler. Başarısızlık sporculara değersiz ol­duklarından ziyade daha fazla çalışmaları gerektiğini belirtir. Kazanmayı daha az, kişisel hedefleri elde etmeyi daha çok vurgulayım. Bu prensip sporcuların kendilerine güven duymalarının anahtarıdır. Sadece kendilerine olan güvenlerini devam ettirmekle kalmaz onu daha da artırır.

Motivasyondan endişeye

Bu noktada belirlemek/istediğim konu özellikle motivasyonun sürdürülmesi ve artırılmasıyla ilgilidir, çünkü biliyoruz ki, iyi motive olmak, iyi performans göstermek ve katılmaktan hoşlan­mak için gereklidir. Bazı antrenörler hatalı olarak, daha fazla motivasyo­nun daha iyi olduğuna inanırlar, ama sporcular aşırı motive edilmiş veya uyarılmış olabilirler.

 Uyarılma – Performans İlişkisi    

Eğlenmek için optimum bir uyarıl­ma düzeyi olması gibi, iyi perfor­mans göstermek için de optimum bir uyarılma düzeyi vardır. Sporcular çok fazla veya çok az uyarıldıkları zaman, olması gerektiği kadar iyi performans gös­teremezler; fakat yeterli düzeyde uyarılırlarsa, en iyi performansı yakalarlar.

Bu optimal uyarılma seviyeleri farklı branşlar için değişiklik gösterir. Şe­kil 6.4’de gösterildiği üzere golfte topu deliğe sokmak, veya atıcılık veya bowlingde olduğu gibi hassas hareket kontrolü gerektiren spor becerileri düşük uyarılma seviyesinde; basketbol, beysbol ve voleybol nisbeten daha yüksek uyarılma  seviyelerinde; ve halter veya amerikan futbolundaki to­pu sahibinden koparına ve bloklama gibi büyük kas hareketi gerektiren be­ceriler daha yüksek uyarılma seviye­lerinde daha iyi  uygulanırlar. Opti­mum uyarılma seviyeleri sporcudan sporcuya değişir. Bir sporcu bir spor becerisini başka bir sporcuya nazaran daha az uyarılma düzeyinde daha iyi yapabilir.  Eğer biraz motivasyon iyi ise, daha fazlası neden daha iyi değildir? Sporcular özellikle başarısızlığa motive sporcular aşırı motive olduklarında ya da uyarıldıklarında başarılı ola­mama hususunda endişeli ve tedirgin olurlar. Endişe, kasların daha fazla kasılmasına-ve kasın daha gevşek ve rahat olduğu durumundaki kadar yu­muşak ve düzgün hareket edememesine neden olur. Oyuncular hareketi yapmaktan ziyade, nasıl yaptıklarını düşünürler. Bunun sonucu olarak dikkatleri müsabakaya tam olarak odaklanamaz ve kontrollerini kaybettik­lerini zannedebilirler.

Muhtemelen hatırlayacağınız gibi bu, alıntıyı sporcular en iyi perfor­manslarını yani performanslarının zirve noktasını akış durumunda, ya­ni optimal düzeyde uyarıldıklarında yakalarlar.

Dolayısıyla, sporcularınızın motivasyonunu optimum seviyeye çıkarma­larına yardım etmeniz gibi, aşırı tedirgin olduklarını bunu düşürmelerine de yardımcı olmanız gerekir. Bunu yapabilmek için, onların neden tedirgin olduklarını anlamanız lazımdır.

 

Tedirginlik Sebepleri

Sporda tedirginliğin temel nedeni, sporcuların; gerçekleştirilmesi onlar için önemli olan, antrenörlerinin, ebeveynlerinin, seyircilerin veya kendilerinin beklentilerini yerine getirip getiremeyeceklerinden emin olmama durumu­na gelmeleridir. Sonuçta, önemine bağlı olarak sporcu ne kadar belirsizlik içindeyse, tedirginliği de o kadar büyük olur.

Bazı antrenörler bunu anlamazlar ve sporcuların daha az belirsizlik his­setmelerini sağlayacak yerde bunun artmasına neden olurlar. Bazı antrenörler örneğin, sporcuları maç kadrosuna girip girmeyecekleri konusunda be­lirsizlik için bırakırlar. Diğer bazıları, devamlı olarak sporculara maçı ka­zanmanın şüpheli olduğundan bahsederek, onları kendi kişisel yetenekleri hakkında tereddüt içinde bırakırlar. Ebeveynler ve takım arkadaşlarının yanı sıra, antrenörler de sporcuların sosyal statüleri veya takım için önemleri konusunda güvensizlik hissetmelerine neden olabilirler. Antrenörler genel­likle sporcuları tedirgin etmek değil, motive etmek için çalışırlarken, güven­sizlik hissine sebebiyet verirler. Bu antrenörler maalesef bu bölümde tartışı­lan motivasyon sürecini anlamamışlardır.

Birçok faktör sporu sporcular için önemli yapar. Önceden gördüğümüz gibi, kazanmanın kendisi çok önemlidir, çünkü sporcular kazanmayla, ken­dine güven arasında bağ kurarlar. Ek olarak, oyunun sonucunun topluma duyurulması, maçın gösterişli hale getirilmesi, ve şüphesiz her tür dış kay­naklı Ödüller maçın önemini artırır.

Bazı antrenörler sporcuların duygusal durumlarına özellikle duyarsız görünürler ve oyunun önem ve belirsizlik derecesini azaltarak, bazı sporcu­ların tedirginliklerini giderme ihtiyacında olduklarını fark edemezler. Bu­nun yerine sporculara maçın önemini ve oyun içindeki belirsizlikleri hatır­latan geleneksel bir maç öncesi moral konuşması yaparlar. Yeterince motive olmamış sporcular için, bu tür konuşmalar uyarılmayı optimal seviyeye çıkarabilir. Ama hali hazırda optimal uyarılmış sporcular için, bu konuşma onları optimal seviyenin ötesine iterek tedirginliklerine yol açar. Ve zaten tedirgin olan sporcular için ise çok korkutucudur.

Çoğu antrenörler alışılmışın dışında moral konuşmaları yaparak, kendi tedirginliklerini uygun seviyeye getirmelerine yardımcı olmaya çalışırlar. Maalesef, bunun faydadan çok zararı dokunur. Moral konuşması işe yara­maz, çünkü sporcuların bireysel ihtiyaçlarına cevap vermez. Bir sporcu ant­renörün etkileyici bir şekilde konuşmasına ihtiyaç duyarken, diğeri rahatla­tıcı bir telkine ihtiyaç duyar.

Aşırı tedirgin sporcuların endişelerini normal düzeye getirmek için, per­formanslarının nasıl değerlendirileceği hususundaki belirsizlikleri ve maça verdikleri önemi azaltmanın yollarını bularak yardımcı olabilirsiniz. Bunu gerçekleştirmek için çok etkili bir yöntem keşfettik. Sporcuların, kendilerini değerlendirme ölçütü olarak, kazanmayı değil kendi gerçekçi kişisel hedef­lerine ulaşmayı almalarını sağlamak için tereddüde neden olan tehdidi or­tadan kaldırmak gerekir; ve bu pek kolay bir iş değildir. Kişisel hedeflere önem verilmesiyle, sporcular yeteneği belirsiz bir rakibi yenmeye değil, sa­dece kendi performans hedeflerini elde etmeye çalışırlar. Sporcular kendile­rine güvenlerini galibiyet ve mağlubiyet ile ilintilendirmedikleri zaman, spor tehdit edici yönünü yitirir ve sporcular kaybetmekten korkmazlar.

 

Motivasyon nedir?

Sportif yüksek performansın elde edilmesi için sporcunun uzun ve yoğun antrenmanlara katlanması, ulaşılmış olduğu performansı değişik hava koşulları altında, rakip ve seyirci etkisine rağmen sergileyebilmesi onun motivasyonu ile ilgilidir.
Değişik nedenlere bağlı olarak bir davranışta bulunmak veya bulunmamak, bir işi yapmak ya da yapmamak motivasyonun hangi yönde ve ne kadar kuvvetli olduğu ile bağlantılıdır.
Burada motiv, bireyin içinde yaşadığı biyolojik ve sosyal ortamda varlığını sürdürmeye yönelik davranışlarının nedenidir. Motivasyon ise bilinçli ve bilinçsiz, kalıtımsal ve öğrenilen psikolojik seyir ve durum için kullanılan bir terimdir. Kısacası motivasyon, durumun şartları ve motiv arasındaki oyundur.  Motivasyon performansı olumlu yönde etkileyecek şekilde kullanabilmek için antrenörün sporcularını yakından tanıması, onların ilgi ve gereksinimleri konusunda ilgilere sahip olması gerekmektedir. Bu konuda olanak var ise bir psikologla çalışmak en yararlı şekildir.

Yeterli motivasyon nedir?

Sporcunun fizyolojik ve psikolojik açıdan yarışmaya hazır olma durumudur.

Yetersiz motivasyon nedir?

Burada motivasyon düzeyi düşüktür. Yetersiz motivasyon durumundaki sporcu keyifsizdir, nedensiz yorgunluk hisseder, yarışmayı bırakma eğiliminde veya bir an önce yarışmanın bitmesi isteğindedir. İşte bu ortamda sporcuda “start tembelliği” söz konusudu

Start tembelliği nedir?

Sporcunun bir yarışmada yetersiz motivasyona sahip olması nedeniyle ortaya çıkan durumdur. Bu arada sporcu isteksizdir, yarışmayı bırakmak ister, savaşım isteği yoktur, sahip olduğu motor yetenekleri tam verimi ile kullanılmaz.

Start tembelliğinden nasıl kurtulunur?

Start tembelliği durumundaki bir sporcuda yapılması gereken ruhsal gerilimi artırmaktadır. Bnun için psikotonik antrenman uygulanmalıdır.

Aşırı motivasyon nedir?

Aşırı motivasyon durumundaki sporcu sinirli ve telaşıdır. Bacaklarda halsizlik, ellerde titreme görülebilir. ”Start telaşı” olarak isimlendiriln bir durum söz konusudur. Sporcunun davranışlar kontrolsüzdür.

Start telaşı nedir?

Sporcunun bir yarışmada aşırı motivasyona sahip olması nedeniyle ortaya çıkan durumdur. Burada sporcu kontrolsüz davranış ve aşırı gergin bir davranış biçimi sergiler.

Start telaşından nasıl kurtulunur?

Start telaşı durumundaki bir sporcuda yapılması gereken ruhsal gerilimi azalmaktır. Bunun için psikoayarlama antrenmanı uygulanmalıdır.

Psikotonik antrenman nedir?

Psikotonik antrenman, sporcuların psikolojik durumunu ayarlamak için kas tonusunun (geriminin) bilinçli olarak ayarlanması prensibine dayanır. Uygulamaya bakıldığında bir çok kas tonusunu ayarlama tekniği vardır. Bunlar sırasıyla, otojenik antrenman tekniği, progresif (gittikçe artan) rahatlama tekniği, psikofizik antrenman tekniği, aktif tonus ayarlama tekniği v. b dir

Psikoayarlama antrenmanı nedir?

Psikoayarlama antrenmanı, sporcuların psikolojik durumunu bir uzman denetiminde ve onun yönlendirmesiyle ayarlamak için kas tonusunun (geriminin) bilinçli olarak kontrol edilmesidir. Psikosomatik problemlerin azaltılması veya yok edilmesi hedeflenir. Psikoayarlama yoluyla yarışma için uygun zihinsel durum elde edilebilir, gereksiz enerji kaybı önlenebilir, sporcuda başarı ile ilgili kendine güven duygusu geliştirilir.

Otojen çalışma (traning) nedir?

  Sporcuların psikolojik yönden yarışmalara hazırlanması içim kullanılan psikoregülasyon (psikolojik düzenleme) teknikler içinde en yaygın olanı otojen traning (otojen antrenman)dır. Ruhsal ve bedensel gevşemeyi sağlayarak dinlenme süresini kısaltır. Otojen traning, fazla ışık ve gürültüden uzak bir odada yatar ya da oturur halde yapılabilir. Oturur durumda dirsekler dizlerde dayanmalı, baş öne doğru eğilmelidir.
Daha sonra son derece sakin ve huzurlu olduğu düşünülerek diğer bütün düşünceler kafadan uzaklaştırılır. Ve aşağıdaki sırlanan altı psikofizik alıştırması uygulanmayı başlanır:
a-Kolların giderek ağırlaştığı ve sıcaklık hissiyle kaplandığı düşünülür.
b-Bacakların giderek ağılaştığı ve sıcaklık hissiyle kaplandığı düşünülür.
c-Karın bölgesinin üst kısmının ve giderek tüm vücudun sıcaklık hissiyle kaplandığı düşünülür.
d-Nefes alıp vermeye dikkat kesilerek, kontrol edilir.
e-Kalp atışlarına dikkat kesilerek düzenliliği kontrol edilir.
f-Alnın serinlik hissiyle kaplandığı düşünülür.

Otojen training (otojen antrenman) tek başına uygulamayı öğrenene kadar deneyimli bir uzman eşliğinde çalışılmalıdır.

Biyofeedback(Biyolojik Geri Bildirme) ile gevşeme

Biyolojik geri bildirme gevşeme, sporcuların psikoenerji yöntemlerine ve enerjilerine yaptıkları aktivitelere göre optimal(en uygun) kullanımlarına yardımcı olur. Eğer sporculardan üst düzeyde verim almak istiyorsak onların fiziksel ve psikolojik kapasitelerini geliştirmelerine yardımcı olmak gerekir. Sporcular vücutlarındaki gerginliklerle ilgili yeterli bilgiye sahip değillerse biyolojik geri bildirimle gevşeme çalışmaları gereklidir. Kas gerginliğini öğrenmede üç çeşit biyolojik geri bildirim kullanılabilir.

a-      Deri sıcaklığı: Deri sıcaklığı genel gerginlik düzeyini işaret etmede önemli bir göstergesidir. Kaslar gevşek olduğundan deride daha fazla kan akışı olduğundan deride sıcaklığı yükselir, kaslar gergin olduğundan deride daha az kan akışı olduğundan deri sıcaklığı azalır.

b-     Deri yüzeyinin elektrik aktivitesi: Derideki elektriksel aktiviteyi ölçen birçok yol vardır. Bunların içindeki en kullanışlı olan”galvanik deri tepkisi”dir (Galvanic Skin Responce-GSR). Vücut gergin olduğunda. ter bezleri gergin kaslarda meydana gelen ısıyı kaybetmek için daha aktif olur. Deride nem olduğunda elektrik aktivitesinin bir noktadan, diğer bir noktaya akışı daha kolaylaşmaktır. GSR ile derideki bir noktadan diğer bir noktaya olan bir dakikalık elektrik aktivitesi ölçülür. Bu ölçüm sporcuya işitsel veya görsel uyaranlarla bildirilir. Sporcular kaslarını gerdirme ve gevşetme çalışmalarıyla derideki nem oranlarını alçaltıp, yükseltmeyi öğrenmelidir. Bunun sporcular tarafından öğrenilmesi çok zaman almaz.

c-      Kasların elektriksel aktivitesi: Kaslarla çok düşük düzeyde olan elektriksel aktiviteler”elektromyografi” EMG ile ölçülerek gerginlik tespiti yapılır. EMG yöntemiyle kas gerginliği ölçmek özellikle sporcuların özel kas gruplarında gerginlikler yaşandığında ve GSR ile sonuç alınmadığında oldukça yararlıdır.

Biyolojik geri bildirimle gevşeme sportif becerinin öğretimine benzer. Öncelikle öğretilecek beceri tespit edilmelidir. Öğretilecek beceri genel kas gevşemesi ile veya özel kas gevşemesi ile ilgili olabilir. Belirlenen becerinin, biyo geri bildirimle gevşeme olarak nasıl çalışacağı sporcuya açıklanır ve gösterilir. Sporcu sakin bir odaya getirilir, malzemeler tanıtılır ve nasıl kullanılacağı açıklanır. Sonra sporculara bilinçli olarak deri sıcaklığının veya GSR’in nasıl değiştirilebileceği gösterilir. Kas kasılmaları biyolojik-geri bildirimle çalışılacaksa, sporcular EMG’ye bağlanarak aracın kullanımı gösterilmelidir. Araçların kullanımı öğretildikten sonra, sporculardan hayal becerileriyle gerginliklerini kontrol altına almaları ve isteklerine göre yönlendirmeleri istenir. Elektronikte bilimsel gelişmeler, yukarıda sözünü ettiğimiz araçların basit, kullanışlı, portatif olarak üretilmesini ve bunların antrenman
Veya yarışmalar sırasında kullanmalarını daha pratik hale getirmiştir.

Zihinsel antrenman nedir?

Zihinsel antrenman yapılacak olan hareketin uygulama olmaksızın yoğun bir şekilde zihinde canlandırılmasıdır. Vücut bilinçli hareketlerinin tamamında beynin verdiği emirlere uymak durumundadır.

Bu yüzden zihinsel antrenman, fiziksel antrenman ile birlikte düşünülmeli ve antrenman programları kapsamında mutlaka yer almalıdır.   Bir hareketin zihinde canlandırılması sırasında ilgili kaslarda, o hareketin uygulamalı olarak yapıldığı zaman olduğu gibi elektrik akımlarının oluştuğu tespit edilmiştir. Bu yüzden sporcuların kendi spor dallarında öğrenmek veya geliştirmek istedikleri becerileri doğru şekliyle zihinde canlandırmaları, daha çok tekrar yapmalarını sağlayacağı için yararlıdır.

Hareketi durmadan, korkmadan doğru ve akıcı bir şekilde zihinde canlandırma uygulamalı olarak yapmaktan daha kolaydır. Hareketin mükemmeliği zihinde sağlandıktan sonra ise bunu pratikte gerçekleştirmek kolaylaştırır

Bu nedenle zihinsel antrenman koordinasyon gelişimde etkili bir yöntemdir.
Ayrıca zihinsel antrenman sporcunun yapacağı hareket yoğunlaşmasını engelleyen faktörleri ortadan kaldırarak konsantrasyonu sağlamaktır. Zihinsel antrenman spora yeni başlayanlarda de ileri düzeydeki sporcularda da rahatlıkla uygulanabilir. Sporcunun uygulayacağı teknik ve taktik karmaşıklaştıkça zihinsel antrenman daha da önem kazanır. Zihinsel antrenmanın uygulanmasını sporcu aşağıdaki basamakları izleyerek kolayca öğrenebilir.
a-Rahatça oturarak veya uzanarak gözler kapatılır ve birkaç kez derin nefes alınıp vücut serbest bırakılır.
b-Ayaklardan başlayarak yukarı doğru vücut parçalarının rahatlamaya başladığı ve bir sıcakla çevrelendiği düşünülerek hissedilir.
c-Zihin sorunlardan uzaklaştırılıp, yapılmak istenen hareket ve yarışma pozisyonu hayal edilir.
d-Zihinde canlandırılan hareket net ve ayrıntılı olarak düşünülerek, bu esnada ne hissedildiği v nasıl davranıldığı yaşanır
e -Hayal edilen harekette sporcu kendini her zaman başarılı olarak düşünüp görmelidir,
f -Hareketin mükemmel olarak yapıldığı zihinde canlandırıldıktan sonra sporcu başarılı olduğunu ve uyguladığı hareketi kusursuz olarak yaptığını kendi kendine söylemelidir.
g. -Birkaç derin ve yavaş nefes aldıktan sonra gözler açılır
i -Zihinsel antrenman günde –2-3 kez uygulanır ve başlangıçtan itibaren yararı giderek daha etkili ve çabuk hissedilir.

Meditasyon nedir?

Meditasyon konsantrasyonu geliştiren bilinçli bir zihin çalışmasıdır. doğu kültüründe günlük yaşamın bir parçası olan meditasyon, günümüzde dünyanın pek çok ülkesinde kullanılır. Meditasyon yoluyla rahatladıkları, daha huzurlu ve mutlu oldukları bilinmektedir.

Spora meditasyon kendine güvenme motivasyonu yükseltme olumlum düşünce geliştirme ve stresi azaltarak ideal performansa ulaşmak amacıyla zihinsel antrenman olarak kullanılmaktadır.

Meditasyon kolaylıkla herkes tarafından uygulanabilir. Etkili olabilmesi için günde en az iki kere mümkünse aynı saat ve aynı yerlerde tekrarlanmalıdır. Meditasyona skin bir ortamda ve rahat bir pozisyonda derin nefes alıp vererek başlanır. sembol olarak bir obje veya sözcüğe yoğunlaşılır. Meditasyon yapılırken uykulu durumda olmamalı zihni berrak olmalıdır

Sibervizyon nedir?

Gelişmiş ülkelerdeki spor psikologlarının, sporcuların performansını geliştirmek amacıyla kullandıkları zihinsel tekniklerden biridir. Özellikle gelişme dönemindeki sporcularda son derece faydalı bir tekniktir.

Bu teknikle ilgili spor dalındaki şampiyonlardan biri model olarak alınır. Zihinde o sporcu canlandırılır. Hareketleri, tekniği, başarıları canlıymış gibi net ve parlak görülür. sporcu belirli bir seviyeye ulaştıktan sonra model aldığı sporcu yerine kendisini koyarak düşünür.

Aynı mükemmel teknik ve başarıları kendinin sergilediğin, zihinde canlandırılır.

Böylece kendine güvenme, kendi hakkında olumlu düşünceler geliştirme, başaracağından emin olma gibi duygular hakim olmaya başlar.

Swish (değiştir) tekniği nedir?

Sporcu ancak kendine güvenli, rahat ve olumlu düşüncelere sahip ise ideal performansını sergileyebilir. Bunun yoluda kendini rahatsız eden düşüncelerden ve davranışlardan kurtulmasından geçer.

Swish tekniği insanın mükemmel davranışı gerçekleştirmek amacıyla kendi kendine iletişim kurmasına dayanan NLP’de (Neuro Linguistic Programming) kullanılan bir tekniktir.

Bunun için sakin bir ortamda rahat bir şekilde oturulur. Sporcu beğenmediği, değiştirmek istediği durumunu veya davranışını zihinde canlandırır (olaylara çabuk sinirlenmek veya yanlış yaptığında kendi kendine kızmak gibi). Bu hayali zihnindeki ekranının sol üst köşesinde büyük ve net olarak yerleştirir. Sonra sahip olmak istediği durumu veya davranışı zihninde canlandırır. (Sakin olmak hatalara rağmen kendine güvenini kaybetmemek, başaracağına inanmak gibi). Bu hayali de zihnindeki ekranın sağ alt köşesine küçük ve net olmayan şekilde yerleştirir. Daha sonra da soldaki görüntüyü giderek küçültüp kaybederken, sağdaki olumlu ve istenen görüntüyü büyütüp, net ve parlak bir şekilde tüm zihin ekranına yerleştirir. Bu anda büyük bir başarı elde etmiş gibi sevinçle görüntüyü hissederek ve duyarak pekiştirmeye çalışır.

Bu çalışmanın her seferindeki birkaç kez ve sanki gerçekten yaşıyormuşcasına hissedilerek yapılması gerekir. Etkisi, şaşırtıcı şekilde olumlu sonuçlar ortaya çıkarmaktadır.

Duyguların performansa etkisi nedir?

Duygular sözle anlatılması güç olan ve coşku, sevinç, neşe, kızgınlık, öfke, hiddet, endişe, korku v. b isimlerle anılan yaşantıları kapsar. Duyguların bilinçli olarak yönetilebilmesi için antrenman planlaması sırasında ele alınması gerekir. Duyguların kontrol altına alınmasından kasıt, onların bastırılması değildir. Çünkü duygular deneyim ve öğrenme süreçlerinin kontrolü altındadır, Duygularını tanımayan ve yönetemeyen sporcu, sahip olduğu gerçek performans düzeyini sergileyemez.

Sporcunun duyguları kendine yönelik olabilir. Genellikle genç sporcular bir yandan yetersiz kendine güven, bir yandan da beğenilme, kabul görme isteği arasındaki farklılık düşük performans ortaya konmasına neden olabilir. Burada sporcu o gün havasında olmadığı ya da her şeyin ters gittiği gibi ifadelere olası başarısızlığına kılıf hazırlamaya çalışır. Başta bir şekilde sporcu duygularını çevredeki kişi ve olaylara yöneltebilir. Sporcu hava durumunu, zemini i, ulaşım koşullarını, yakım arkadaşlarının yaptığı hataları kendi başarısızlığının nedeni olarak gösterebilir. Hayal kırıklığı ve teslimiyetin sonucu şansızlıktan kurtulamamak olarak açıklayabilir.

Bu noktada antrenöre büyük görev düşmektedir. Antrenör sporcunun duygularının yarışmandan önce ortaya çıkmasına olanak sağlayacak planlamalar yapılmalıdır. Çünkü, kişisel farklılık nedeniyle sporcuların duygusal yönelimleri ve bunların yönetimi farklı olacaktır. Bunların yarışma sırasında tespit ederek çözümlemek olası değildir.

Sporcunun duyguları neşe, endişe veya kızgınlık düzeyinde ise gösterdiği tepkiler performansını engelleyecek aşamada değildir. Antrenör sporcuya açıklayıcı konuşmalar yaparak veya örnekler göstererek ona yardımcı olabilir. Ancak bu duyguların alışkanlık haline gelmesi, yarışmanın hafife alınması ve önemsenmemesine yol açacağından göz ardı edilmemelidir.

Sporcunun duyguları sevinç, korku veya öfke düzeyinde ise dikkati, koordinasyonu ve taktik davranışları olumsuz yönde etkilenelebilir. Çünkü bu duygular sporcunun yarışma için hedeflediği teknik ve taktik davranışlarının önemini kaybetmesine yol açar. Kendisine faul yapıldığında veya rakip öne geçtiği durumlarda sporcu yukarıdaki duyguların etkisinde ise rakibine düşmanca duygular sergileyebilir veya yarışmayı kazanma ümidini kaybederek çaba göstermekten vazgeçebilir. Ya da yarışma sırasında bu duygularla hareket eden sporcu, eğer yarışmada iyi durumda ise erken sevinç nedeniyle teknik, taktik davranışı önemsemeyerek sürpriz yenilgiler alınmasına yol açabilir. Antrenör iyi gözlem yaparak sporcunun bu duygularını hemen tespit edip algılama, düşünme ve karar vermesinde bilinçliliğin devamını sağlamalıdır.

Sporcunun duyguları coşku, dehşet veya hiddet düzeyinde ise başta düşünme ve algı yeteneği olmak üzere pek çok zihin fonksiyonu zayıftır ve hareketlerini bilinçli olarak gerçekleştirmesi olası olmaz. Sporcunun sahip olduğu psiko-fizik denge durumuna kavuşması için yoğun duyguların ortadan kaldırılması gerekir. Aksi takdirde sporcuya oyunda tutmaya devan etmek ve sonuç beklemek büyük hata olur.

Sporcuya duygusal yardım nedir?

Sporda, hemen her durumda duygusal açıdan yaklaşılabilir ve eğer doğru yöntemler kullanılabilirse sporcunun duygularını tanıması ve kontrol etmesi öğretilebilinir.

Duyguların önemli bir özelliği var olan durumun algılanmasına bağlı olarak ve subjektif yargılama sonucu ortaya çıkmasıdır.

Bu nedenle antrenör yarışmada yaşanan durumları, antrenman planlaması sırasında benzer şekilde yaratarak, sporcunun deneyimlerini artırmalı ve olumlu duygular, doğru algılama, mücadele isteği uyandırmayı sağlayarak, olumsuz tepkileri başından engellemelidir. Bunun içinde öncelikle yapılacak olan antrenörün anlayışlı ve güven verici davranarak sporcunun duygularını rahatlıkla açıklayabileceği bir iletişim kurmasıdır.

Sporcuya yanlış tepkilerde suçlamak ve yapması gereken doğruyu söylemek yerine davranışının nedenini bulma konusunda yardımcı olmak gerekmektedir. Genellikle sporcuda neden gereken yere pas vermediğini, uygun pozisyonlarda atış yapmadığını yada belirli durumlarda tereddütler yaşadığını açıklamakta güçlük çeker. Çünkü kendisi de nedenin farkında değildir. Bunları anlamsını sağlamak, benzer durumlarda, başka sporcuların duyguları hakkında bilgi vermek ve sonuçtaki değişik olasılıkları sıralayarak sporcuyu bilinçlendirmek gerekir. Sporcudan yapmasını istediğimiz teknik ve taktik hareketleri bir başka sporcuya yaparken gözletmek, istenenin zor olmadığını anlamasını sağlar. Ayrıca sporcunun hayran olduğu ve örnek aldığı birini izlemesi sağlandığında, o sporcuya güçlü bir duygusal bağ kurulacağından henüz kendisi o kapasitede olmasa da spor yaşamı boyunca olumlu etkilenecektir. Bu durum özellikle ergenlik dönemi sporcularında görülür.

Sporcunun kendine, arkadaşlarına ve antrenörüne güven duyarak mutluluk içinde hareket etmesi sağlanmalıdır. Bunları sağlayabilecek bir antrenörün öncelikle kendi duygularını tanıma ve yönlendirme konusunda yeterli olması gerekir, duyguların bulaşıcı olduğu unutulmamalıdır.

Sporcunun hedeflenen sonuçlara ulaşabilmesi için uzun ve yorucu antrenmanlarla dış fiziksel engelleri aşması daha güçlü daha çabuk ve daha mükemmel teknik taktik davranabilmesi için uğraşılmaktadır. Oysa sporcunun yorgunluk, isteksizlik, kendine güvensizlik gibi iç psikolojik engelleri aşmadan duygularını tanıyıp, yönlendirebilme yeteneğini geliştirmeden yapılan çalışmalar her zaman antrenörleri hayal kırıklığına uğratabilir.

Bu nedenle duygusal eğitime çocuk ve gençlerin fiziksel antrenmanlara başladıkları ilk andan itibaren başlamak gerekir. Bu da antrenörün antrenman planlaması yaparken fiziksel ve psikolojik hazırlıkları birlikte düşünmesi ve uygulanması anlamındadır.