Saldırganlığın sebeplerini açıklamaya yönelik çalışmalar, üç teori üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu teoriler arasındaki çatışmasının noktasını ise, saldırganlığın doğuştan mı geldiği, yoksa sonradan mı edinildiği tartışması oluşturur.

Freud un görüşlerine dayanan birinci teoriye göre saldırganlık, bir içgüdüye bağlı olarak ortaya çıkan ve saldırı davranışında bulunmaya yönelik doğuştan gelin bir eğilimdir. Sosyalleşme veya öğrenme teorisi iolarak da adlandırılan ikinci teori ise, saldırganlığın, öğrenme süreçlerinin bir sonucu, yani öğremilmiş bir davranış olduğunu ileri sürer. Engellenme-saldırganlık varsayımına göre de saldırganlık, engellenmeye bir tepki olarak ortaya çıkar. Bu şekilde tepki eğilimi, doğuştan gelebileceği , sonradan da edenilmiş olabilir.

İnsanlarda öldürme içgüdüsünün varlığından söz freud, bu içgüdüsel enerjinini bir şekilde boşaltılmaması durumunda kişinin, kendisine ve çevresine karşı tahrip edici davranışlar içerisine girebileceğini ileri sürmüştür. Bu yaklaşımın sporla ilişkisini ise kurmuştur. davranışları konusundaki çalışmalarıyla tanınan , hayvanlarda gözlemlediği saldırgan davranışları insanlara da genelleyerek, canlılardaki saldırganlığın bir içgüdü olduğunu savunmuştur. Ayrıca, düşmanlık ve saldırganlık eğilimlerinin dengelenip, bunların zararsız faaliyetlere dönüştürülebilmesi için, saldırganlığın yaşanmasının doğru ve gerekli olduğunu belirtmiştir.

Bu bakımdan faaliyetleri, özellekle de müsabaka ve sporları, saldırganlık eğilimlerinin, toplumda edilebilir bir şekilde ifade edilmesine yönelik bir oluşturmaktadır. Spor faaliyetleri, saldırganlık içgüdüsünün boşaltılması konusunda, bir subap görevini üstlenmiştir. Sporun bu özelliğine, “arınma”(Katharsis) fonksiyonu denir. Saldırganlık içgüdüsünden spor yoluyla arınmanın ardından, bu enerji tekrar birikinceye kadar, yeniden saldırgan bir davranışda bulunma ihtimali azalır.

Saldırganlığı bir içgüdü olduğu şeklindeki varsıyımı kabul etmeyenlerin temel çıkış noktası, bu davranışın da, diğerleri gibi öğrenilmiş olabileceğidir.l model alma ve pekiştirme yöntemleriyle, bu öğrenme süreci desteklenir. Bir spor müsabakasının başarıyla sonuçlandırılmasında önemli bir rol oynayan saldırgan davranışların, tekrarlanması ve benimsenmesi ihtimali çok yüksektir. Kuraldışı bir vuruşla rakibini korkutan ve sindiren bir tekvandocu, bu durumu, aldığı ikaza rağmen, müsabakanın gidişatı bakımından kendisi için daha faydalı olacağı şeklinde algılarsa, bu davranış sporcuda bir alışkanlık haline gelir.

Saldırgan davranışların öğrenilmesindeki iki temel kaynak, aile ve kitle iletişim araçlarıdır. Çocukların ilk ve en önemli nodel, aile büyükleridir. Bu kişilerin, saldırganlık da dahil olmak üzere, her türlü davranışları çocuklar tarafından taklit edilir. Çocuğun içinde bulunan saldırganlık yönündeki bir eğilim ise, anne ve babanın saldırgan davranışlarına bağlı olarak iyice pekişir.

Yaş ilerledikçe, sosyal çevre genişler. Bunun en uç noktasında, bütün dünyayı evimize getiren kitle iletişim araçları yer alır. Bir futbolcunun yaptığı faulü hakemin görememesi, bu sporcuyu, aynı davranışı tekrar etmesi konusunda cesaretlendirir. Bu maçın televizyondan yayınlanması durumunda ise, hakeme farkettirmeden rakibe faul yapma şeklindeki saldırgan davranışın çok daha geniş bir kesim tarafından taklit edilmesi ihtimali doğar.

Dollard ve arkadaşları (1939) tarafından ortaya atılan “engellenme-saldırganlık” teorisi, iki varsıyım üzerine karulmuştur. Buna göre, bir engellenmeyle karşılaşan kişi, buna tepki olarak bir saldırganlık davranışı gösterecektir. Her saldırgan davranışın temelinde de, bir engellenme söz konusudur. Engellenme, belli bir amaca yönelik olan bir davranışın, hedefine ulaşamadan durdurulması ve gayretlerin boşa çıkması durumudur. Bütün ümitlerin kaybolması durumunu anlatan “hayal kırıklığından” farklı olarak burada, hedefe ulaşmak için hala bir ümit mevcuttur. Saldırganlığın şiddetini gittikçe arttırarak kişi, son bir gayretle hedefine ulaşmaya çalışır.

Engellenme-saldırganlık teorisine yönelik eliştirilerde, engellenmenin her zaman saldırganlığa yol açmadığı; bazı durumlarda da ümitsizlik, depresyon (çökkünlük) veya geri çekilmegibi tepkilerin ortaya çıkabileceği ifade edilmektedir. Engellenme, çok çeşqitli tepkilere yol açabilir. Saldırganlıkr da, bunlardan sadece bir tanesidir. Bireysel mücadele sporcuları üzerinde “Rorschach testi” ile bir çalışmada da benzer sonuçlar elde edilmiştir.

Hepsi kendi dalında belirli başarılara ulaşmış olan sporcular, iki grup halinde araştırmaya alınmıştır. Deney grubundaki sporcular, birden fazla sakatlanma geçirmiştir. Kontrol grubundaki sporcuların ise, bir sakatlanma hikayesi yoktur. Sakatlanma olayı, bu sporcular için bir engellenme durumu veya tahrik unsuru olarak değerlendirilebilir. Engellenme-saldırganlık teorisine göre, daha çok sakatlanmış soprcularda daha yüksek bir saldırganlık düzeyinin tespit edilmesi beklenir. Fakat, sonuçlar bu beklentiye uygun çıkmamıştır. Sakatlanmayla birlikte sporcuların, yaşadıkları psikolojik, sosyal ve fiziki hasara bağlı olarak, saldırganlığa karşı bir otokontrol sistemi geliştirmiş olması ihtimali ile bu durum açıklanmaktadır.

Bir spor faaliyeti sırasında saldırgan davranışlara sebep olan engellenmenin, iki ayrı çıkış noktası olabilir. Birincisi, spor faaliyetinin doğrudan kendisiyle ilgilidir. Arzulanan ve beklenen performans düzeyinin altında kalma veya bir yenilgi haline tepki olarak ortaya çıkan saldırganlık, buna örnektir.

Engellemenin ikinci örneği ise, gündelik hayatımızdır. Bunun  sporla bir ilgisi yoktur. Okulda, evde, işimizde veya günlük hayatımızın herhangi bir noktasında yaşadığımız birçok sıkıntı, üzüntü, başarısızlık ve her çeşit engellenmeye bağlı olarak gözüken saldırganlık tepkisi, spor faaliyetlerinin içerisinde açığa vurulabilir.

Bu açıklama, engellenme-saldırganlık teorisiyle içgüdü teorsinin kesişme noktasını oluşturur. Freud, saldırganlığa yol açan engellenmenin sebebini, çocukluk çağında yaşanan travmalara bağlarken, yeni psikanalistler, engellenmenin günlük hayatımızdan kaynaklandığını ileri sürer. Çalışma hayatındaki başarısı amirleri tarafından engellenen bir amatör sporcunun, müsabaka sırasında takım arkadaşları veya antrenörüne yönelik saldırganlık göstermesi gibi.

Engellemenin yanında saldırganlık tepkisine yol açan bir diğer faktör de, “tahrik” edilmedir. Bir kimse veya durumun bir kişi (sporcu) üzerinde rahatsızlık veya acı yaratması olarak tanımlanan tahrik, spor faaliyetleri sırasında, rakiple alay etme veya ona harakette bulunma şeklinde gerçekleşebilir.

Bir engellenme veya tahriğin ertesinde ortaya çıkan saldırganlığın şekli ve şiddeti, kişiden kişiye ve şartlara göre farklılık gösterir. Yine de, birtakım genellemeler yapabiliriz. Bir dostluk maçında karşılaşılan engellenmeyle, olimpiyat elemeleri sırasında yaşanılan engellenmeye gösterilen tepki aynı değildir. Hedefe yakınlaşıldığı ve oına ulaşma ihtimalinin arttığı durumlarda yapılan engelleme, saldırganlık eğiliminin de artmasına sebep olur. Buna, “amaca yakınlık hipotezi” denir. Müsabaka öncesinde tahmin edilen başarıya ulaşmak için geçen süre uzadıkça, saldırganlık da çoğalır.

Engelleyen veya tahrik eden kişinin yakınlık derecesiyle ona karşı yaşanılan duyğular da, saldırganlığın şiddetini belirler. Bir öğrencinin okul takımından bir arkadaşına göstereceği tepkiyle olimpiyat oyunlarında düşman bir ülkenin sporcusuna yönelik tepkisi, tahriklerin şiddeti her iki durumda eşit bile olsa, farklılık gösterir. Kendisine yakınlık duyulan bir rakibe karşı gelişen saldırganlık tepkisi için gerekli olan tahrik edilme eşiği, sevilmeyen rakiptekine oranla çok daha yüksek seviyededir.

Yukarıda saldırganlık kavramı ve ortaya çıkış nedenleri oldukça açık bir şekilde izah edilmiştir. İzahtan anlaşılacağı gibi ister doğuştan gelsin, ister öğrenme yoluyla ortaya çıksın insanlarda saldırganlık dürtüsü her zaman var olan bir durumdur. Önemli olan ise bu dürtünün ortaya çıkmasının önlenmesi yada pozitif yönde kanalize edilmesidir. Spor daha önceden yaptığımız ifadelerde olduğu gibi aslında özü itibariyle bu dürtünün barışçıl yoldan giderilmesini sağlayan bir faaliyettir. Yine açıkladığımız gibi saldırganlığın odağı olmasının nedeni, yanlış amaçlar için kullanılmasıdır. Sporu yapış amacımız, insanda varolan saldırganlık dürtüsünün ortaya çıkmasına neden olan engellenme faktörünü yaratıyorsa, o zaman saldırganlık ve şiddette kaçınılmaz oluyor. Aslında enbüyük meselede burda yatıyor. Günümüzde spor, saldırganlık dürtüsünün çıkmasına neden olan engelleme nin en üst seviyede olduğu bir anlayış içinde yapılmaktadır. Kazanmak, en iyi olmak, en büyük olmak, mükemmel olmak. Bu amaçlar için yapılan bir spor faaliyetinde, doğal olarak, amaca ulaşamama büyük bir engelleme oluşturacak ve bunun sonucunda da saldırganlık davranışı ortaya çıkacaktır.