Günümüzde spor çeşitli özellikleri ile en önemli toplumsal kurumlardan biri olmuştur. Gerek sporcuların performans sınırlarının son derece genişlemesi, gerekse sporun, toplumsal, ekonomik ve po­litik açıdan büyük önem kazanması sporun niteliğinde ve niceliğin­de büyük değişikliklere açtı. Spor çeşitli grupları arasına meslek, sporcu da yeni tip bir “işçi” olarak girdi. , da­ha yirminci yüzyılın yarısına kadar, spor, “boş zamanlan değer­lendirme ve bedensel gelişme” aracı, yarışma ise bir “eğlence” idi. Günümüzde ise ekonomik açıdan büyük bir üretim ve tüketim alanı ve uluslararası düzeyde İse bir savaş nedeni olabilecek kadar etkili bîr aracı olmuştur. Sporda amaç da değişmiş, ­ce bir yarışmanın yerini, kazanmak için her yolun denendiği bir sa­vaş almıştır. Endüstri devrimini tamamlamış ülkelerde bütün ahlâk ve değerlerini ikinci plana iten performans kavramı, etkisini sporda da göstermiş, yarışma İle kazanma eş anlamlı olmuştur. Bu gelişmeyi daha iyi kavramak için, önce, sporun bir tanımını yapmak gereklidir. Spor sözcüğü latince kökenli olup OF: Delport ve ME -port sözcüklerinin kısaltılmış şeklidir (52 J., oyalanma, işten uzaklaşma anlamlarını taşımaktadır. Ancak bu anlam ile yetinmek is­temeyen spor düşünürleri, daha çok sporun amacını da bazı özel­liklerini ön planda tutan çeşitli tanımlar yaptılar (52 ). Kısaca bu ta­nımlar verilecek olursa:

“Sporun, bugünkü en önemli işlevi, saldırganlık dürtüsü için ba­rışçı ve arındırıcı bir boşalma olanağı sağlamaktır… Bir ülkenin Ulu­sal Marşı çalınırken düşmanlık duygularının uyanmadığı tek yer Olimpiyat Oyunlarıdır/’

“Spor, bireyin toplumsal uyumunu sağlamakta, bireylerin ruhsal ve bedensel sağlıklarını güvence altına almaktır.”

“Sporun gerçek görevi, genç insanları savaşa hazırlamaktır.”

“Spor kitlelerin afyonu, Olimpiyat Oyunları da, bir tür susponsuvarlı milliyetçiliktir.”

“Spor başarıyı genişletme ve yarışmada üstün gelmek ve kazan­mak amacı ile harcanan bir çabadır.”   :

Ancak, görüldüğü gibi, bu tanımların hiç birisi sporun özünü kavrayamamakta ve bu yüzden, sporun günümüzde gösterdiği gelişmenin ve kazandığı önemin nedenlerini ortaya çıkarabilecek ipuçlarını vermemektedir. Kanımıza göre ilk uygun spor tanımı şöyle olmalıdır.

“Spor; bireyin, biyolojik kökenli içgüdülerin neden olduğu dürtülerin amaca ulaşmasını sağlarken, aynı zamanda temel gereksinmelerini de karşılayan bir davranış biçimidir. Amacı ise, bireysel, toplumsal ya da ekonomik olabilir.”

Bireyin, içgüdülerini doyuma ulaştırırken, aynı zamanda temel içgüdülerin bu derece geniş ve kapsamlı bir şekilde karşılayabilen, başka bir davranış biçimi yoktur. Spor, bu nedenle günümüzde ev­rensel ve toplumsal bir kurum olmuştur.

Ancak sporun bu derece evrenselleşmesi için, bireyin içgüdü ve gereksinmelerini karşılaması yeterli değildir. Sporun bu evrensel boyutlara ulaşması için, diğer bazı koşullar da yirminci yüzyılın ikinci yarısında gerçekleştiler.

İkinci Dünya Savaşını izleyen yıllarda başlayan teknolojik patla­ma, dünyanın görüşünü değiştirdi. Üretim araçlarındaki gelişmeler, bir yandan üretimi ve buna koşut olarak, çalışanların artan üretimden aldıkları paylarını artırıp, onların zenginlik düzeylerini yükseltirken, diğer yandan çalışma saatlerini azaltıp, boş zamanlarının çoğalması­nı sağladı. Artık, çalışan kesim daha az çalışıp, daha çok kazanıyor­du. Bu ise, daha çok sayıda insanın gerek sporcu, gerekse seyirci ola­rak spor ile ilgilenmesini sağladı. Bu gelişmeye ek olarak, kitle ileti­şim ve ulaşım araçlarındaki gelişmeler de, insanlara dünyanın çeşitli yerlerindeki spor karşılaşma ve yarışmalarını kolayca İzleme olana­ğı verdi. Bugün artık dünyanın herhangi bir yerindeki bir yarışma için, binlerce insan şehirden şehre, ülkeden ülkeye dolaşmakta, bu­nu yapamayan yüz milyonlarca insan da aynı yarışmayı evinde rahat bir şekilde oturarak anında televizyondan izleyebilmektedir. İnşaat teknolojisindeki gelişmeler, daha büyük ve daha konforlu stadyumlar yaparak, daha çok sayıda seyircinin, daha konforlu bir şekilde yarış­maları ve karşılaşmaları izlemelerine olanak verdi. Bütün bu geliş­melerin sonucu olarak spor, politik alanda etkili bir propaganda, eko­nomik alanda ise yeni bir tüketim aracı olarak büyük önem kazandı ve çağımızın en önemli kurumlarından biri oldu. Bugün, uluslar ara­sı spor örgütlerinin yaptırım gücü uluslararası politik örgütlerin yap­tırım gücünden çok daha fazladır. Örneğin, bugün uluslararası poli­tik örgütler iki devletin savaşmasını önleyemez ama uluslararası spor örgütleri, savaşan iki devletin ulusal spor takımlarını yarıştırabilirler ve her ikisi de bunu olağan karşılar.

Bütün bu gelişmelerin en ilginç sonucu ise, spor sözcüğünün söz­lük anlamı ile sporun bugünkü durumu arasında ortaya çıkan çeliş­kidir. Çünkü çeşitli tanımlara ve sözlük anlamına göre sporda üretim yoktur. Spor üretici olmaktan kaçmalıdır. Oysa bugün spor kurumla­rının en önemli işlevi üretmek olmuştur. Ve bugün spor dünyanın en değerli işlevi üretmektedir. Bu ürün “Tüketici” dir. Spor malzeme­sinden turizme ve stadyumlardaki seyyar satıcılara kadar uzayan bir tüketim zinciri ekonomiye büyük katkıda bulunmaktadır.

Bu durumu zamanında fark eden, politikacılar ve işadamları der­hal işe elkoydular. Çünkü sporun sağladığı bu olanaklardan daha çok yararlanabilirlerdi. Ancak bunun için halk yığınlarının spora göster­dikleri ilginin sürekli olması gerekiyordu. Bu ise ancak bir tek şekil­de sağlanabilirdi. “Daha yüksek performans”. Bu zorlamanın sonu­cu olarak, yüksek teknoloji ve bilim işe karıştı. Spor alanları, spor araç ve gereçleri, sporcunun performansını yükseltmeye katkıda bu­lunacak şekilde geliştirildi. Tıp bilim dalı, fizik bilim dalı ve bu iki bi­lim dalı içinde ve arasında kalan bir sürü bilim dalları, insanın bedense) gücünün sınırlarını belirlemek ve daha yüksek performansa ulaşmanın yolları aramaya koyuldular. Kazanılan yeni bilgiler ve yöntemler uygulanmak üzere antrenman bilim dalının emrine veril­di. Antrenmanlar, erken çocukluk çağlarına indirildi, süresi ve sıklığı artırıldı. Böylece “Daha yüksek performans-daha yüksek ilgi, daha yüksek ilgi-daha yüksek performans” kısır döngüsü içine girildi, do­ping gibi, şike gibi yozlaşma belirtileri ortaya çıktı.

Ancak, bütün bu olumsuz gelişmelere karşın, sporun pek göze çarpmayan bir özelliği varlığını sürdürüyordu. O da “Sporun bir uy­garlık öğesi” oluşu. Evet, spor bir uygarlık öğesidir. Çünkü uygarlık, çağın kültürel ve teknolojik değerlerini yakalamak ve onlarla iç içe yaşamaktır. Uygar toplumlar tek tip düşünmeye karşı olan toplumlar­dır. Birlik ve bütünlüklerini, karşıt ve farklı görüşleri bir arada yaşa­yarak korurlar. Karşıt fikirlere saygı ile katlanırlar. Çünkü, fikre saygı değil fikirleri savunma hakkına saygıları vardır. Uygar toplumlarda yaşayan uygar insan da karşısındakine, kendisinden farklı olma hak­kı, farklı düşünme hak ve özgürlüğünü veren insandır. Uygar insan, renk, ırk, din ve kültür farkı gözetmeden, bütün insanları sayan, se­ven ve insan olmaktan onur duyan insandır. Bu tanıma göre, spor ve sporcuda bu özellikler vardır. Sporcu itaatli değildir, disiplinlidir. İta­at etmek, boyun eğmektir. Disiplin ise, bir benimseme ve karar ver­me sürecinden sonra gösterilen davranıştır. Sporcu çalışkandır. Öz­veri sahibidir. Sporcu için, renk, ırk, din, kültür ya da düşünce farkı yoktur. Karşıtlarının ya da takım arkadaşlarının, politik düşünceleri, ırkı, rengi, ulusu, dinsel inançları, toplumsal konum ve düzeyi ya da geldiği toplum onu ilgilendirmez. Karşı takım ya da takım arkadaş­larının kişisel ve toplumsal özellikleri ne olursa olsun, sahaya çıkar, yarışmayı ya da karşılaşmayı kazanmak için elinden geleni yapar. Kazanır ya da kaybeder. Bu önemli değildir. Onun asıl görevi yarış­mak, en büyük amacı kazanmaktır. Bunun en güzel örneğini, İranlı ve Iraklı voleybolcular verdiler. İki ülke arasındaki savaşın en sıcak günlerinde, bir uluslararası turnuvada sportmence karşılaştılar. Konu şöyle özetlenebilir. Sporda ileri ülkeler, uygarlıkta da ileridirler ya da uygarlıkta ileri ülkeler sporda da ileridirler.