SİYASAL VE TOPLUMSAL ORTAM
Osmanlı Devleti XIX. yy’da bir yandan kapütilasyonlar,Batılı devletlerin siyasal ve iktisadi denetimi ,öbür yandan halktan kopuk devlet anlayışı nedeniyle çökme sürecine girmişti.Batılı devletlerde bundan yararlanarak osmanlı egemenliğine son vermek ve bölgeyi bir pazar haline getirebilmek için içten ve dıştan müdahalelere girişmişlerdir.Osmanlı yöneticilerinin önceleri çöküşü yavaşlatmak için yeni uygulamalar aldıkları önlemler Osmanlı Devletinin toplum ,kültür ,sanat ,alanlarında birtakım değişmelere neden oldu.
TANZİMAT EDEBİYATINDA ŞİİR:
3 views
Büyük Atatürk’ün ölümünü takip eden günlerde, o zamanlar yalnız Avrupa’nın değil, dünyanın en ünlü gündelik spor gazetesi olan ve Fransa da yayınlanan “L’Auto”, yayınladığı geniş bir makalede “Atatürk’ün spora verdiği büyük önemi uzun uzun överken şunları da yazmıştı:
“Dünyada ilk defa beden eğitimini mecburi kılan devlet adamı o oldu. Yalnız kağıt üzerinde, nutuklarda değil, bilfiil yerine getirdi. Stadyumlar ve çeşitli spor merkezleri tesis ettirdi. Halk evlerinin spor kollarını bizzat mürakabe etti. Milletin mukadderatına hakim olduğu günden itibaren Türkiye’de spor, gittikçe artan bir önem ve değer kazandı”
Atatürk, ileride de izah edeceğimiz gibi, dünyada beden eğitimini ülkesinde mecburi kılan ilk devlet adamıydı. Onun “Sağlam kafa , sağlam vücutta bulunur” sözü de, yarattığı genç Türkiye devletinin geleceği için düşündüğü ana esaslardan biriydi hiç kuşkusuz. Nitekim, Cumhuriyetin ilanından önceki günlerde hazırlanan hükümet programlarında da bunu görmek mümkündür.
12 views
Büyük Atatürk’ün ölümünü takip eden günlerde, o zamanlar yalniz Avrupa’nin degil, dünyanin en güçlü günlük spor gazetesi olan ve Fransa’da yayinlanan “L’Auto“, yayinladigi genis bir makalede Atatürk’ün spora verdigi büyük önemi uzun uzun överken su satirlara da yer vermisti:
“Dünyada ilk defa beden egitimini mecburi kilan devlet adami o oldu. Yalniz kâgit üzerinde ve nutuklarda degil, bunu bilfiil yerine getirdi. Stadyumlar ve çesitli spor merkezleri tesis ettirdi. Halkevlerinin spor kollarini bizzat mürakabe etti ve milletin mukadderatina hâkim oldugu günden itibaren Türkiye’de spor, gittikçe artan bir önem ve deger kazandi…”
Atatürk ileride de görecegimiz gibi; gerçekten, dünyada beden egitimini ülkesinde mecburi kilan ilk devlet adamiydi. Onun “Saglam kafa saglam vücutta bulunur” sözü de, yarattigi genç Türkiye devletinin gelecegi için düsündügü ana esaslardan biriydi hiç kuskusuz. Nitekim daha Cumhuriyetin ilanindan önceki günlerde hazirlanan hükümet programlarinda da bunu bulmak ve görmek mümkündür.
22 views
Standartları yaratan unsurlar ;
242 views
Bu gelişim süreci içerisinde üretilen malları iç pazarda olduğu kadar, dış pazarda da tutunabilmeleri için devlet teşvikinin büyük payı olmuştur. Özellikle dış pazara açılabilmede üretilen mamüllerin yüksek kalitede ve özelliklerde olması bir zorunluluk halindedir. Bu nedenle tekstilin önemli bir alt dalı olan örme mamülleri içinde aynı ön şartlar geçerli olmaktadır. Zira bugün pazarlamada dokunun görünüşü ve tutumunun yanında sıklık, ağırlık, yoğunluk, esneklik ve bazı fiziksel faktörler daha önemli görünmektedir. Bu yüzden gerek üretim süresinde, gerekse bitim (terbiye) ve kontrol işlemlerinde kaliteyi yükseltici tedbirlerin alınması ve işlemlerin ciddi olarak sürdürülmesi gerekmektedir. Bu şartlar aynı zamanda işlemlerin verimliliklerini ve ömürlerini etkilemektedir.
9 views
Devlet, belli bir ülkede, bir hükümete ve ortak kanunlara bağlı olarak yaşayan bir milletin ya da milletler, topluluğunun meydana getirdiği siyasi ve hukuki bir organizasyondur (1). İnsanlar toplu olarak yaşamaya başladıkları andan itibaren, bu toplu yaşamı organize hale getirecek kurallara ve bu kuralları uygulayacak bir otoriteye ihtiyaç duymuşlardır. Bu ihtiyaç, devlet adı verilen kurallar ve kurumlar sisteminin doğmasına yol açmıştır. Bu sistemin işleyişinde devletin, onun varlığına ihtiyaç duyan bireylere karşı bir takım görev ve sorumlulukları olduğu gibi, o devlete mensup olan insanların da devlete karşı bazı ödev ve sorumlulukları vardır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin temel işleyişini belirleyen anayasamız, devletin görev ve sorumluluklarını; Türk milletinin bütünlüğünü, cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişi ve toplumun huzur ve mutluluğunu sağlamak, temel hak ve hürriyetlerin sosyal devlet ve adalet anlayışı içinde eksiksiz olarak uygulanmasını gerçekleştirmek (2) olarak ifade etmiştir.
Devlet, bu görevlerini yerine getirebilmek için, mensubu olan bireylere, bazı ödevler yüklemiştir. bu ödevlerin en önemlisi, devletin varolmasını ve görevlerini, yerine getirmesini sağlayan yasalara, mutlak bir biçimde itaat edilmesidir.
Bunun bilincinde olan büyük Atatürk, dünyada diktatörlükler dönemi yaşanırken, İslam dünyasında bir ilki gerçekleştirmiş ve yoktan var ettiği genç Türk devletini, demokratik ve laik temele oturtmuştur. 1921 anayasasında “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” Hükmüyle başlayan bu süreç, inkılaplarla taçlandırılmış ve günümüzün modern, demokratik ve laik, devlet ve toplum yapısına ulaşılmıştır.
19 views
Asya ve Avrupa kıtaları arasında köprü konumunda olan Türkiye, Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan boğazları, Orta Asya, Kafkasya ve Ortadoğu’daki doğal enerji kaynaklarının kesiştiği noktadaki jeopolitik konumuyla bütün dünyanın dikkatini çekmektedir.
Geçmişte Osmanlı devleti, bugün de Türkiye, bu jeopolitik ve jeostratejik konumundan dolayı çeşitli entrikaların çevrildiği bir alan olmuştur. Osmanlı devletini parçalayarak tarih sahnesinden silmek isteyen sömürgeci devletler, bu entrikalarında yüzlerce yıldır Türklerle dostça yaşayan Ermenileri kullanmışlardır.
Osmanlı-Rus Harbi’nden (1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı) önce bir Ermeni meselesi yoktur. Bu mesele, Rusya’nın, bazı Türk şehirlerini işgal ettikten sonra, buradaki Ermenileri kendi emellerine alet ederek istiklal amacı ile Babıâli’ye karsı kıskırtmasıyla baslamıstır. Ayastefanos ve Berlin Antlaşmaları’ na, Ermenilerin bulunduğu yerlerde ıslahat yapılmasına dair hükümler konulmasından sonra, bu hükümlere dayanılarak, büyük devletlerin Osmanlı Devleti’nin iç islerine müdahalelerde bulunmasıyla Ermeni meselesi ortaya çıkmıştır.
Aslında Ermeni meselesi, ‘Şark Meselesi’nin bir parcasını teşkil etmektedir. Ermeni meselesinin ortaya çıkış sebeplerinin, Osmanlı Devleti toprakları üzerinde yasayan Ermenilerin sosyal, kültürel, ekonomik, idari ve siyasi statülerinden kaynaklanmadığı; bu meselenin temelinde, suni olarak yaratılan ve ‘Şark Meselesi’ adi ile anılan milletlerarası bir emperyalist stratejinin, güçler dengesi politikasının yattığı bilinmelidir.
117 views
İRAN DEVLET SİSTEMİ Batı Asya’da bir devlet olan İran’ı kuzeyinde Ermenistan,Azerbaycan,Hazar Denizi ve Türkmenistan,doğusunda Afganistan ve Pakistan,batısında Irak ve Türkiye,güneyinde Basra Körfezi ve Umman Denizi vardır.Yüzölçümü 1.648.000 km² olan İran’ın başkenti Tahran,resmi dili Farsça’dır.
Ülkede Türkler,Araplar,Kürtler,Yahudiler,Ermeniler’den oluşan önemli bir azınlık vardır.
TARİHÇESİ : Çok eski bir medeniyet olan İran’a 18.yy’dan sonra Zend,Kaçar ve Pehlevi hanedanları gelmiştir.1770’lerde Türkmen soylu Kaçar hanedanı iktidardadır.Aşirat yapılı bu hanedan devlet yönetimini bilmemektedir.Bu yüzden Mollalardan yardım almışlardır.Molla-Sultan-Toprak üçgeni bu dönemde ortaya çıkmıştır.Batı ise bu dönemde Molla-Toprak Ağası-Tüccarlarla ilişki kurdu ve modernleşme politikası sonucu İran’a girdi.Fakat bu modernleşme tıpkı Osmanlıdaki gibi tepeden inme idi.Batının bu politikaları 1906’da meşrutiyetle sonuçlanmıştır.Fakat devrim Azerbaycan’da uygulanmamış,bunun üzerine halk ayaklanmış ve ayaklanma on gün sürmüştür.Bunun üzerine meşrutiyet fermanı burada da yürürlüğe girmiştir.
Tahran’da meclisin bombalanmasına kadar meşrutiyet sürebilmiştir.Azerbaycan ise tekrar ilanını istemiştir.Bunun üzerine durumdan korkan Mehmet Ali Şah meşrutiyeti tekrar ilan etmiştir.Bu olay Kaçar Hanedanının tasfiyesini de kolaylaştırmıştır.
79 views
I.1. İşkence Nedir?
İşkence,kendi başlarına ya da herhangi bir otoritenin emri ile hareket eden bir ya da birden fazla kişinin, bir diğer kişiyi bilgi vermeye, bir itirafta bulunmaya ya da diğer herhangi bir nedenle zorlamak için kasıtlı, sistematik ya da nedensiz olarak gerçekleştirdiği fiziksel ya da ruhsal acıdır. [1]
Yukarıda da belirtildiği gibi, söz konusu muamele, yetkili otoritenin bir temsilcisi tarafından ya da onun muvafakatiyle yapılmış olmalıdır. Bu, herhangi bir devlet görevlisinin işkence ya da fena muameleye potansiyel olarak iştirak edebileceğine işaret eder. Böyle olmakla birlikte, bir soruşturmada bilgi elde etmek, ya da giderek daha çok görüldüğü gibi, bir ayaklanma ya da kargaşa karşısında, bir bütün olarak topluma göz dağı vermek gibi genel amaçları göz önüne alındığında, işkencenin başlıca aktörlerinin ceza soruşturması sürecinde yer alan görevliler ve devletin güvenliğinden sorumlu memurlar olduğunu saptamak hiç de şaşırtıcı değildir.
I.2. İşkenceyi Kimler Yapar?
104 views
Sosyal sorumluluk ile ilgili büyük kaygılar geçmişte yaşanan çeşitli olaylardan kaynaklanmaktadır. Sosyal sorumluluklar, 1800′lü yılların sonunda büyük şirketlerin sayılarının artmasıyla kavramsal olarak ortaya çıkmıştır (sanayi liderleri olan, John D.Rockefeller, Cornelius Vanderbilt ve Andrew Carnagie). O dönemlerde, baskı ya da anlaşma ile verilen komisyonlar ve sabit fiyat anlaşmaları gibi anti-rekabet uygulamaları hükümetleri yasal reformlar yapmaya itmiştir.Tarihin kaydettiği en önemli ekonomik bunalımlarından biri olan ve 1929 yılında patlak veren “büyük çöküntü” (Great Depression) başta Amerika Birleşik Devletleri ve Batı Avrupa’nın sanayileşmiş ülkeleri olmak üzere pek çok ülkede büyük oranda işsizliğe ve üretim kayıplarına yol açmıştır. Bu dönemle birlikte sosyal sorumluluk kavramındaki gelişmelerin hız kazandığı görülmektedir.1936′da Sears Şirketi tarafından ilk olarak, sosyal sorumlulukları ve davranış şekillerini tartışmak için üst düzey yöneticilerin katıldığı toplantılar düzenlenmiştir. 1960′larda sivil örgütler, kadın hakları ve çevrecilik gibi sosyal hareketler, şirketlerin sosyal sorumluluklarına halkın verdiği değerlerin gelişmesine ışık tutmuştur. Belirtilen tarihsel gelişim üç önemli sosyal sorumluluk perspektifini ortaya koymuştur. Bunlar; gizli el, devlet ve yönetim yaklaşımlarıdır.
63 views