Başka dilcilik (dilbilimi) alanlarıyla karşılaştırmada çok yeni olan genel dilcilik kursu zorunlu ders gibi yüksek ekollerin ders planına 1963 yılında alınmıştır. Gösterilen dilcilik alanının yeniliğini bundan sonra da anlayabiliriz ki, belirli terimle sınırlanan kesin ismi de yok idi. Aynı araştırma alanına sahip olan bu ders genel dilcilik teorisi, dilcili problemleri gibi terimlerle adlandırılırdı. Bunlardan en yaygını ve daha çok resmi karakter taşıyanı genel dilcilik olmuştur.
Genel dilcilik bir ilim alanı gibi dil hakkında teorik problemleri kapsar.
Genel dilcilik bu ilim alanının ünlü Sovyet uzmanlarından A.S. Çikobava’ya göre, dört önemli problemin açıklamasıyla uğraşır. Bu problemler aşağıdakilerdir:
1. Dilcilik ilminin objesi olmak itibariyle dil problemi.
2. Dilin öğrenilmesinin özel yöntemleri problemi.
3. Dilciliğin yapısı, yani dilcilik alanları ve onların ilişkisi problemi.
4. Dilciliğin başka ilimlerle ilişkisi problemi.
629 views
“15. yüzyılın sonlarından başlayarak çeşitli Avrupa devletlerinin dünyanın geniş alanlarını keşif, fetih ve ilhak ve iskan etmeleriyle ortaya çıkan siyasal ve ekonomik süreç yada olgudur.”
Ana Britanica sf.580
Avrupalıların hazır emek ve servetleri yağmalaması sonucunda sermaye birikiminde artış meydana gelmiştir.
Sömürgecilik belirli evreler geçirmiştir. Bu evreler 1763 Paris Antlaşması, diğer bir evre 1763 Paris Antlaşması’ndan 1875 kadar sürmüş, diğer bir evre ise 1875 – 1894 yılları arasında olmuştur. Bu evrelerde sömürgecilik değişen koşullara çeşitli ülkeler arasında liderlik yada fazla sömürme yarışı olmuştur. Bu yarışta çeşitli savaşları ortaya çıkarmıştır. Sömürge devletler ilk evrede Portekiz, İspanya, ikinci evrede Fransa ve Hollanda daha sonra ise İngiltere ortaya çıkmıştır.
330 views
T.C. EKONOMİDEN SORUMLU DEVLET BAKANI KEMAL DERVİŞ : TL aşırı değerlendi.İhracatçılar bundan şikayetçi.Uluslar arası piyasada fiyat belirlemede zorlandıklarını belirttiler.TCMB gerekirse bu,aşırı değerlenmiş TL’ye müdahele edebilir(Bu müdahele Merkez Bankasının piyasadan döviz satın alarak TL’nin değerini düşürmesi ve döviz kurlarını yükseltmesi şeklinde olacaktı).
ŞUBAT 2001 KRİZİ SONRASI IMF İLE BİRLİKTE HAZIRLANAN EKONOMİK PROGRAMIN AMACI : Şubat 2001 krizinden hemen sonra hazırlanan bu ekonomik programın ana amacı(hatta tek amacı) Türkiye’de yıllardır süregelen yüksek enflasyonu azami düzeyde düşürmek.
Enflasyon hepimizin bildiği gibi genel fiyat artışıdır.Fiyatların artmasını temel olarak iki sebebe bağlayabiliriz.1)Üretim maliyetlerinde meydana gelen fiyat artışı(Bu durumda üreticiler yüksek maliyeti ürettikleri malların fiyatlarına yansıtacaklardır.).
66 views
11. Cumhurbaşkanı
KAYSERİ – 1950, Ahmet Hamdi, Adviye – İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi – İngilizce, Arapça – İktisat Doç. Dr., Öğretim Üyesi – Sakarya Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Fakültesi Öğretim Üyesi, İslam Kalkınma Bankası İktisat Uzmanı – XIX, XX nci Dönem Kayseri Milletvekili – Devlet Eski Bakanı – Eski Başbakan – Evli, 3 Çocuk Babası.
İşte yeni kabine Hürriyet 18 Kasım 2002
58. Hükümet’i kurmakla görevlendirilen Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı Sezer’le görüşmesinden sonra yeni kabineyi açıkladı. Abdüllatif Şener, Ertuğrul Yalçınbayır ve Mehmet Ali Şahin’in Başbakan Yardımcısı olduğu yeni kabinenin tek kadın üyesi Güldal Akşit Turizm Bakanlığı koltuğuna oturdu.
Hükümeti kurmakla görevlendirilen AKP Kayseri Milletvekili Abdullah Gül, yeni kabineyi onaylatmak için Sezer’le görüşmek için 15.40′da Köşk’e çıktı. Görüşme, 17.10′a kadar sürdü.
10 views
İnkılap, kelime anlamı ile değişme, bir halden başka bir hale dönmeyi ifade eder. İnkılap; Arapça “ kalp” kelimesinden gelmiş olup, bir milletin sahip olduğu siyasi, sosyal ve askeri alanlardaki kurumların devlet eliyle makul ve ölçülü metotlarla köklü bir şekilde değiştirilmesi olarak tanımlanmaktadır. İnkılap ve devrim kelimelerinin Fransızca karşılığı “révolution”, İngilizce karşılığı “revolution”dur. Kelime Latince kökenli olup, revolvere kelimesinden gelmektedir. Revoultion kelimesi, ani ve şiddetli, kökten bir değişikliği ifade etmek üzere ilk defa 1789 Fransız İnkılabı ile kullanılmaya başlanmıştır. Kelime genel olarak, inkılabı ifade etmek için kullanılmışsa da, büyük harfle yazıldığında da Fransız inkılabını ifade eder. Fransız inkılabına Fransız ihtilali de denilmektedir. Dilimizde kullanılan inkılap kelimesi de bu yüzden, çok defa ihtilal kelimesi ile karıştırılmaktadır. Bazı yazarlarların eserlerinde, Türk İnkılabı, ihtilal olarak ifade edilmektedir. Aslında inkılap ve ihtilal aynı şeyleri ifade etmez. İhtilal, inkılabın bir evresini, mevcut otoriteye karşı gelmeyi, zora başvurmayı öngörür. İhtilal kelimesinin Fransızca ve İngilizce tam karşılığı mevcut değildir.
136 views
Osmanlı İmparatorluğu, 16. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde doğuda ve batıda geniş sınırlara ulaşmıştı. Ancak bu yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı Devleti eski ilerleme hızını kaybetti. Osmanlı Devleti’nin kurumlarında bozulmaların başladığı ve güç kaybettiği dönemde Avrupa’da Rönesans ve Reform hareketleri yapılmıştı. Osmanlı Devleti, Avrupa’daki bilimsel ve teknolojik gelişmeleri takip edemedi ve eski geleneklerine bağlı kaldı. Bu durum devletin duraklamasına neden olmuştur.
DURAKLAMA NEDENLERİ
İç Nedenler:
1. Monarşi ile yönetilen Osmanlı İmparatorluğu’ nun çok uluslu bir karaktere sahip olması.
2. Osmanlı Merkez Yönetiminin Bozulması
Merkez yönetiminin bozulmasında etkili olan faktörler şunlardır:
- Tahta geçen bazı padişahların küçük yaşta ve tecrübesiz olmaları.
- 17. yüzyıl başında 1. Ahmet tarafından veraset sisteminde yapılan
101 views
Cumhuriyetçilik devlet yönetiminde ve düzeninde millet iradesinin egemen olmasıdır. Devletin biçimini belirleyen yönetim tarzıdır şeklinde de tanımlanabilir.
Bu açıdan devlet hayatında kişisel otorite ve keyfiliği önlemenin güvencesini oluşturur. Hürriyet, eşitlik ve adaletin dayanağı milli egemenliktir.Cumhuriyetçilikte egemenliğin kaynağı millettir. Millet kendi yöneticilerini belli bir süre için seçer, denetler ve gerektiğinde değiştirir.
Cumhuriyet rejimin gereği halk kendi temsilcilerini temsili demokrasi esasına göre belli bir süre için seçer ve dilediğinde onları değiştirir. Cumhuriyette yönetime çoğunluk egemendir.
Cumhuriyet yönetimlerinin temel ilkelerinden biri de devletin yasama, yürütme ve yargı güçlerinin birbirinden ayrı olması anlamına gelen kuvvetler ayrılığıdır. Cumhuriyet devleti bir hukuk devletidir
Cumhuriyetçilik ilkesi, millî egemenlik ilkesini ve yönetimde herkesin söz sahibi olmasını gerektirir. Bu da milliyetçilik ve halkçılık ilkelerinin uygulanmasıyla sağlanabilir. Milliyetçilik ilkesi millî birliği, halkçılık ilkesi ise halkın durumunun iyileştirilmesi ve eşitliğin gerçekleştirilmesini sağlar. Millî birlik ve eşitlik de cumhuriyetçilik ilkesinin temelidir..
Cumhuriyetçilik, devletin yönetim biçimi olarak cumhuriyeti kabul etmek, onun gereklerini yerine getirmek, onu korumak ve yüceltmek demektir.
Atatürk’ün cumhuriyetçilik ilkesinin dayandığı esasların temelini, egemenliğin hiçbir koşul tanımadan millete verilmesi ve ülkenin yönetiminde milletin söz sahibi olması oluşturur. Atatürk’e göre, “Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir.” Buna göre devlet başkanı, kanun yapanlar ve yöneticiler, seçimle iş başına gelir. Bir toplumda demokrasinin kurulması ve kurumlaşması, ancak bu yolla sağlanabilir
Cumhuriyet öncelikle vatandaşlar arasında eşitliği ve onların devlet yönetimine eşit olarak katılmalarını sağlar
Atatürk cumhuriyet yönetiminin önemini şu sözlerle belirtmiştir: “Cumhuriyet yeni ve sağlam esaslarıyla Türk milletini güvenli ve sağlam bir gelecek yoluna koyduğu kadar, asil fikirlerde ve ruhlarda yarattığı güvenlik itibariyle büsbütün yeni bir hayatın müjdecisi olmuştur.”
Cumhuriyet yönetiminde millet, yöneticilerini ve devlet başkanını belirli bir süre için kendi seçer. Bu süre içinde yönetimi beğenmezse yöneticilerini yeniden seçme ve değiştirme hakkına sahiptir.
Cumhuriyetçilik ilkesinde, devlet yönetimi sınıfların, kişilerin,.ailelerin, bir zümrenin eline bırakılamaz. Milletin bütün bireyleri yönetime katılabilir ve söz sahibidir. Çünkü, cumhuriyet yönetiminde bütün vatandaşlar eşit haklara sahiptir.
Atatürk; cumhuriyeti ahlâk faziletlerine dayanan bir yönetim olarak nitelemiş, cumhuriyet yönetiminin faziletli ve namuslu insanlar yetiştirdiğini belirtmiştir.
DEMOKRASİ
Demokrasi lâtince bir deyimdir.Halk anlamına gelen demos ile egemenlik-iktidar anlamına gelen kratos sözcüklerinden oluşur.
Sözcük anlamında demokrasi,halkın kendi kendini yönetmesi, halk iktidarı demektir. Özgürlük, kendi kendini yönetme, başkası tarafından yönetilmeme olduğuna göre, demokrasi soyut olarak, toplum ve kişi yönünden özgürlük anlamına da gelir. Bu nedenle demokrasi ve özgürlük, birbirini kapsayan ve tamamlayan iki kavramdır.
Halkın tam anlamda özgür olabilmesi için, yönetenler ve yöneticiler ayırımı yapılmadan, kendi kendini yönetmesi gerekir.halkın çoğunluk tarafından yönetilmesi durumunda ise, tam anlamda özgürlükten söz edilemez. Demokrasinin amacı ise halkın tam anlamda, ideal anlamda özgür olmasıdır.
DEMOKRASİ İLE CUMHURİYETİN FARKI
- Demok¬¬rasi toplum içinde değişik düşünce ve fikirlerin serbestçe temsil edilmesi ve kişilerin bunlardan dilediklerine taraf olması esasına dayanır. Bununda uygulanabildiği en iyi sistem Cumhuriyet sistemidir.
- Demokrasi ile Cumhuriyet iç içedir. Yalnız her Cumhuriyet demokratik olmadığı gibi her demokrasinin olduğu yerde de Cumhuriyet sistemi olmayabilir.
- Demokrasi ancak cumhuriyetle gelişebileceğinden diğer rejimlerle cumhuriyetle olduğu gibi uyum içerisinde olamaz.
- Milletler cumhuriyete bağlanıp onu yüceltip geliştirebilirse demokrasinin nimetlerinden yararlanır ve çağdaş toplumlar içindeki yerini alabilir.
- Cumhuriyet, demokrasiyi geliştiren en iyi sistemdir. Kişinin hak ve özgürlükleri ancak bu sistem içinde güvencede olabilir.
T.C.
SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ
İKTİSADİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ
KAMU– 2
Ders
YÖNETİM BİLİMİ
Konu
CUMHURİYET VE DEMOKRASİ
YÖNLENDİREN
Öğr. Gör. İsmail başaran
HAZIRLAYAN
S. Selimhan BAŞER
0011403052
Cumhuriyetçilik devlet yönetiminde ve düzeninde millet iradesinin egemen olmasıdır. Devletin biçimini belirleyen yönetim tarzıdır şeklinde de tanımlanabilir.
Bu açıdan devlet hayatında kişisel otorite ve keyfiliği önlemenin güvencesini oluşturur. Hürriyet, eşitlik ve adaletin dayanağı milli egemenliktir Cumhuriyetçilikte egemenliğin kaynağı millettir. Millet kendi yöneticilerini belli bir süre için seçer, denetler ve gerektiğinde değiştirir.
Demokrasi ise toplum içinde değişik düşünce ve fikirlerin serbestçe temsil edilmesi ve kişilerin bunlardan dilediklerine taraf olması esasına dayanır. Bununda uygulanabildiği en iyi sistem Cumhuriyet sistemidir. Yani demokrasi ile Cumhuriyet iç içedir. Yalnız her Cumhuriyet demokratik olmadığı gibi her demokrasinin olduğu yerde de Cumhuriyet sistemi olmayabilir.
Türkiye’de Cumhuriyet rejimin gereği halk kendi temsilcilerini temsili demokrasi esasına göre belli bir süre için seçer ve dilediğinde onları değiştirir. Cumhuriyette yönetime çoğunluk egemendir.
Cumhuriyet yönetimlerinin temel ilkelerinden biri de devletin yasama, yürütme ve yargı güçlerinin birbirinden ayrı olması anlamına gelen kuvvetler ayrılığıdır. Cumhuriyet devleti bir hukuk devletidir
cumhuriyetçilik ilkesi, millî egemenlik ilkesini ve yönetimde herkesin söz sahibi olmasını gerektirir. Bu da milliyetçilik ve halkçılık ilkelerinin uygulanmasıyla sağlanabilir. Milliyetçilik ilkesi millî birliği, halkçılık ilkesi ise halkın durumunun iyileştirilmesi ve eşitliğin gerçekleştirilmesini sağlar. Millî birlik ve eşitlik de cumhuriyetçilik ilkesinin temelidir. Demek ki, milliyetçilik ve halkçılık ilkeleri olmadan, cumhuriyetçilik ilkesi uygulanamaz.
Cumhuriyetçilik, devletin yönetim biçimi olarak cumhuriyeti kabul etmek, onun gereklerini yerine getirmek, onu korumak ve yüceltmek demektir.
Atatürk’ün cumhuriyetçilik ilkesinin dayandığı esasların temelini, egemenliğin hiçbir koşul tanımadan millete verilmesi ve ülkenin yönetiminde milletin söz sahibi olması oluşturur. Atatürk’e göre, “Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir.” Buna göre devlet başkanı, kanun yapanlar ve yöneticiler, seçimle iş başına gelir. Bir toplumda demokrasinin kurulması ve kurumlaşması, ancak bu yolla sağlanabilir
Cumhuriyet öncelikle vatandaşlar arasında eşitliği ve onların devlet yönetimine eşit olarak katılmalarını sağlamış, Türk milletinin milletler arası sahada itibarını artırmıştır. Cumhuriyet aynı zamanda Türk toplumunun çağdaşlaşmasını amaçlamaktadır. Türk toplumu cumhuriyetin sağladığı imkânlarla çağdaşlaşma yolunda önemli adımlar atmıştır.
Atatürk cumhuriyet yönetiminin önemini şu sözlerle belirtmiştir: “Cumhuriyet yeni ve sağlam esaslarıyla Türk milletini güvenli ve sağlam bir gelecek yoluna koyduğu kadar, asil fikirlerde ve ruhlarda yarattığı güvenlik itibariyle büsbütün yeni bir hayatın müjdecisi olmuştur.”
Cumhuriyet yönetiminde millet, yöneticilerini ve devlet başkanını belirli bir süre için kendi seçer. Bu süre içinde yönetimi beğenmezse yöneticilerini yeniden seçme ve değiştirme hakkına sahiptir.
Cumhuriyetçilik ilkesinde, devlet yönetimi sınıfların, kişilerin,.ailelerin, bir zümrenin eline bırakılamaz. Milletin bütün bireyleri yönetime katılabilir ve söz sahibidir. Çünkü, cumhuriyet yönetiminde bütün vatandaşlar eşit haklara sahiptir.
Atatürk; cumhuriyeti ahlâk faziletlerine dayanan bir yönetim olarak nitelemiş, cumhuriyet yönetiminin faziletli ve namuslu insanlar yetiştirdiğini belirtmiştir.
Atatürk, cumhuriyetçilik ilkesinden kesinlikle taviz verilmemesini istemiş, bu
temel ilke anayasamızın birinci maddesinde “Türkiye Devleti bir cumhuriyettir.’` biçiminde yer almıştır. Anayasamızın ikinci maddesinde ise Türkiye Cumhuriyeti’nin nitelikleri sayılmıştır.
Bu nitelikler şöyledir: Türkiye Cumhuriyeti insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir. Bu hükümler değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif bile edilemez. Çünkü millî egemenlik ilkesinin en mükemmel biçimde uygulanması ve vatandaşların hak ve hürriyetlerinin en iyi şekilde düzenlenmesi bu niteliklerin korunmasıyla mümkündür.
Cumhuriyet, demokrasiyi geliştiren en iyi sistemdir. Kişinin hak ve özgürlükleri ancak bu sistem içinde güvencede olabilir. Demokrasi ancak cumhuriyetle gelişebileceğinden Türk İnkılâbı’nın önde gelen ilkeleri arasında cumhuriyetçilik sayılmıştır. Türk milleti ancak cumhuriyete bağlanıp onu yüceltip geliştirebilirse demokrasinin nimetlerinden yararlanır ve çağdaş toplumlar içindeki yerini alabilir. Bu nedenle cumhuriyeti yüceltip sürdürmek her Türk’ün millî görevidir.
Demokrasi ise toplum içinde değişik düşünce ve fikirlerin serbestçe temsil edilmesi ve kişilerin bunlardan dilediklerine taraf olması esasına dayanır. Bununda uygulanabildiği en iyi sistem Cumhuriyet sistemidir. Yani demokrasi ile Cumhuriyet iç içedir. Yalnız her Cumhuriyet demokratik olmadığı gibi her demokrasinin olduğu yerde de Cumhuriyet sistemi olmayabilir
Cumhuriyet, demokrasiyi geliştiren en iyi sistemdir. Kişinin hak ve özgürlükleri ancak bu sistem içinde güvencede olabilir. Demokrasi ancak cumhuriyetle gelişebileceğinden Türk İnkılâbı’nın önde gelen ilkeleri arasında cumhuriyetçilik sayılmıştır. Türk milleti ancak cumhuriyete bağlanıp onu yüceltip geliştirebilirse demokrasinin nimetlerinden yararlanır ve çağdaş toplumlar içindeki yerini alabilir. Bu nedenle cumhuriyeti yüceltip sürdürmek her Türk’ün millî görevidir.
DEMOKRASİ
Demokrasi latince bir deyimdir.Halk anlamına gelen demos ile egemenlik-iktidar anlamına gelen kratos sözcüklerinden oluşur.
Sözcük anlamında demokrasi,halkın kendi kendini yönetmesi ,halk iktidarı demektir.Özgürlük , kendi kendini yönetme ,başkası tarafından yönetilmeme olduğuna göre ,demokrasi soyut olarak , toplum ve kişi yönünden özgürlük anlamına da gelir. Bu nedenle demokrasi ve özgürlük ,birbirini kapsayan ve tamamlayan iki kavramdır.
Halkın tam anlamda özgür olabilmesi için ,yönetenler ve yöneticiler ayırımı yapılmadan ,kendi kendini yönetmesi gerekir.halkın çoğuinluk tarafından yönetilmesi durumunda ise , tam anlamda özgürlükten söz edilemez. Demokrasinin amacı ise ,halkın tam anlamda ,ideal anlamda özgür olmasıdır.
ÜLKÜCÜLÜĞÜN TEMEL KAVRAMLARI
ÜLKÜCÜLÜK : Varlığını Türk tarihinden, hayat görüşü esasına ise İslâm’dan alan görüştür.
ÜLKÜCÜLÜĞÜN GAYESİ : Türk Milletini çağlar üzerinden sıçratarak bilimde, fende, edebiyatta, teknikte en uygar milletler seviyesine getirmektir.
- Ülkümüz Aleme Nizâm verme ülküsüdür.
- Hedefimiz Allah rızasını kazanmak ve İlahi Kelimetullah yolunda savaşmaktır.
- Türk millete Ahlâkta ve Mâneviyatta, ilim ve Teknikte yeniden cihana öncü olacaktır.
- Anadolu yaylalarında parlayan meşale bütün cihanı aydınlatacaktır.
- Bütün dünya Türklüğü bağımsız olacak ve birleşecektir.
- İslâm milletleri kölelik zincirini kıracak ve kaynaşacaktır.
- İnsanlığı içinde bulunduğu zulüm çağından kurtaracak, maddeye tapan köleler olmaktan çıkaracak, kendini bulacaktır.
- Türk-İslâm medeniyeti çağımıza ve gelecek çağlara mührünü vuracaktır.
ÜLKÜCÜLÜK VE ÜLKÜCÜLÜĞÜN DÜNYA GÖRÜŞÜ
Ülkücülük; VARLIĞINI Türk tarihinden, hayat görüşü esasını İslâmiyet’ten alan bir İDEOLOJİ, bir HAREKET, bir FİKİR sistemidir.
Ülkücülerin ana hedefi; Çağlar üzerinden sıçrayarak, İlimde, Teknikte, Sanatta, Ahlâk ve Mâneviyatta insanlığın en ön safına geçmiş, insanlığın girmek üzere olduğu yeni medeniyetin kuruculuğu görevini yürütecek, Nizam-ı Âlem davasının davacısı Büyük Türkiye’yi gerçekleştirmektir.
TÜRK FİKİR HAREKETLERİ TARİHİ’NE BAKIŞ
1. İSLÂMCILIK: Bütün Müslüman ülkelerin birliğini hedef tutan bir görüştür. Bu görüşün Osmanlı İmparatorluğunda kabul edilmiş olmasının önemli sebeplerinden birisi Osmanlı padişahlarının aynı zamanda İslâm Halifeliği ünvanını ve görevini de taşımış olmalarıdır.
2. OSMANLICILIK: Osmanlıcılık fikri ise, Tanzimat’ın ilanından sonra daha çok üzerinde durulan bu fikir hareketi olmuş. İmparatorluğun o günkü sınırlar içerisinde bulunan çeşitli milletleri din ve millet farkı gözetmeksizin “OSMANLI” adı altında bir millet haline getirmek görüşüdür.
3. MİLLİYETÇİLİK: Türk milliyetçiliği, Türk milletinin kendi varlığını meşru savunma isteğinden, meşru savunma duygusundan doğmuş bir şuur ve duygu bütünlüğüdür.
Türkçülük, Milliyetçilik anlayışımız mânevi şuurlanmaya dayanır. Bu temel üzerinde TÜRKÇÜLÜK ŞUURU’na erişmiş samimi olarak ben TÜRKÜM diyen herkes Türk’tür. Türkçülük ve Türk tarihine sahibiz.
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE….
4. ANADOLUCULUK: Türkiye’ye Türklerin Orta Asya’dan 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi’nden sonra gelip yerleştiklerini, yerleştikten sonra Anadolu’da yaşayan insanları da Müslüman etmek suretiyle onlarla kaynaşarak burada yeni bir varlık, yeni bir vücut meydana getirmiş oldukları görüşüdür.
5. TÜRKİYECİLİK: Lozan Antlaşmasıyla tespit edilmiş olan sınırları içerisindeki insanların varlığıyla ilgilenmek ve onların yükseltilmesini sağlamak bu sınırlar dışında kalmış Türklerle ilgilenmemek, onların da kendileri için iyi temenniler beslemek görüşüdür.
YABANCI FİKİR HAREKETLERİ (İDEOLOJİLERİ)
1. SOSYALİZM: Komünizme çıkan bir basamaktır. Din de komünist rejime göre daha yumuşak ve esnektir. Ekonomide komünist rejimden bir farkı yoktur.
2. KOMÜNİZM: Ekonomide mülkiyet hakkı yoktur. Bir insan kendi başına bir ev, bir araba sahibi olamaz. Mülkiyet devlete aittir. Kağıt üzerinde bütün insanlar en alttan tutunda en üste kadar eşittir. Kağıt üzerinde Valisi de, Devlet Başkanı da, öğretmeni de, ilkokul mezunu da aynı parayı alır. Uygulamada bu tatbik edilemez. Üstelik insanları isyana iter. Okumamaya, çalışmamaya sevk eder.
Bu rejimde insan üretene kadar insandır. Diyelim ki bir insan yıllarca çalıştı ve yaşlandı, elden ayaktan kesildi. O insanın maddi ve manevi yönden hayatı bitmiştir. Üreten insanın maddi ihtiyaçları karşılanır. Toplumsal ve din yönlerinden ele aldığımızda aile kavramı din kavramını reddeder.
3. POZİTİVİZM: Fikir babası AUGUST COMDE’dir. Pozitivizm fikir olarak her olayın duyularla, hislerle çözülebileceğini savunur. Bu da materyalist görüşü (maddeciliği, her şeyin maddene doğduğu ilkesi), Fetichizmi (putperestlik) doğurur. Comte’nin Pozitivizm görüşü yalnızca bir ideoloji değildir ve bir din haline getirmiştir. Ve pozitivizmin ilmihali diye bir kitap çıkartmıştır. Bu kitap 1950’li yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı’nda okutulmuştur. Bu da tarihine, törelerine, örflerine saldırmak isteyenler için bir aracı olmuştur.
4. RASYONALİZM (AKILCILIK): Rasyonalizmin fikir babası DESİCARTES’dir. Her olayın, her fikrin, her şeyin akıl ile çözülebileceğine inanır. Aklı yüceltir. Oysa İslâm dininde bile akılcılık olduğu halde aklı ilahlaştırmak yoktur. Kur’an Terminolojisinde akıl, bilgi edinmeye yarayan güçtür. İslâm aklı bir aracı, bir vasıta kabul eder. Kur’an-ı Kerim’de kırk üç yerde akılla ilgili ayet geçmektedir. Örnek; “Onlar sağırdırlar, kördürler, dilsizdirler, onlar akledemezler” (Bakara Suresi).
5. KAPİTALİZM: Milli toplum içinde sadece kapitalistleri ve patronları koruyan sınıfçı bir sistemdir. Zengin daha zengin, fakir daha fakirdir.
6. FAŞİZM: İtalya’ya mahsus korparatif sistemdir.Marksistlere karşı bir reaksiyondur. Eski bir Marksist tarafından kurulup yürütülmüştür.
7. NAZİZM: Avrupa milletleri arasında kökü hayli eskiye dayanan “Ari Irkın Üstünlüğü” ilkelerini siyasi bir tatbikat haline getiren Hitler’in Cermen ruhuna uygun bir doktrindir.
DOKUZ IŞIK DOKTRİNİ ve KIZILELMA
Gaye olarak düşündüğümüz şeyi evvela belirtmek ve ondan sonra bu gayenin gerçekleşmesini sağlayacak yolları görüşmek isabetli olacaktır. Gaye Türk milletini, insanca usullerle, en kısa yoldan, kendi gücüyle ayakta durabilecek, kuvvetli, müreffeh, mutlu, hak ve şereflerine sahip bir millet haline getirmek ve modern uygarlığın en ön safına geçirmektir.
İnsanlar nasıl her şeyden önce kendi kendilerine hürmetkar olmak, kendi benliklerini hürmet duygusu ile hissetmek mecburiyetinde iseler, milletlerin de kendi kendilerine hürmetkar olmaları, kendi varlıklarına güvenmeleri ve kendi varlıklarına duyulan saygı ve güvenle çalışmaları sayesinde mutluluğa ermeleri mümkündür.
Bir insanın, kendine saygısı yoksa, kendini aşağı görürse, kabiliyetsiz hissederse, o insanın büyük iş yapması, içinde bulunduğu çevreye yararlı olması mümkün olamaz. Bir insan bir hendeğe doğru “Ben bu hendeği atlayamam, gücüm yetmez, kabiliyetim yoktur” endişesiyle ümitsiz ve tereddütlü gelirse, o hendeği aşamaz, atlayamaz. Bir insan kendine güvenerek “Ben kuvvetliyim, ben bu hendeği hiç yüksünmeden atlayabilirim” diye korkusuzca gelirse atlar. Zafer, hiçbir zaman mahvolduklarını zannedenler tarafından kazanılamaz. Milletlerin hayatı da böyledir. Milletler kendi varlıklarının değerini hissederler, kendi kudretlerine inanç duyarlar, kendi izzeti nefislerini her şeyin üstünde tutabilirler ve kendi varlıklarına saygı duyarlarsa, uygarlık âleminde büyük varlık gösterirler, büyük eserler meydana getirirler ve aynı zamanda kendi toplumları içinde yaşayan bütün insanları mutluluğa, refaha erdirirler. Bundan dolayıdır ki biz prensiplerimizin başına milliyetçiliği koyuyoruz.
Milliyetçilik:
Dünya üzerinde insan toplulukları milletler hâlinde yaşamaktadırlar. Her millet kendi özelliklerini korumaya, geliştirmeye gayret etmekte ve kendi topluluğunu diğer milletlerden daha ileri, daha yüksek, daha refahlı yapmaya çalışmaktadır. Milletler arasındaki bu rekabet ve karşılık yarışma milleti meydana getiren insanların müşterek duygular halinde birleşmeleri ve müşterek bir millî şuur etrafında toplanarak kendi toplum varlıklarını belirli hedeflere yöneltmek şuuruna sahip olmalarıyla mümkündür. Milletlerin faaliyetlerinde, yükselmelerinde ve kendi toplumlarını refaha kavuşturmak, geliştirmek çabalarında milliyetçilik şuuru ve milliyetçilik duygusu başlıca tesir yapan faktör olmaktadır. Milliyetçilik duygusundan yoksun olan bir toplumun millet manzarası göstermesi mümkün değildir. Milliyetçilik duygusuna sahip olmayan, millî şuura sahip olmayan bir topluluğun bir arada yaşaması mümkün değildir. Böyle bir duygudan ve şuurdan mahrum toplulukların dış olayların en ufak bir tesirine karşı kendilerini koruyamadıklarını, hatta dış tesirler olmasa dahi kendi kendilerine dağıldıklarını ve belirli vasıfları olan, belirli hedefleri olan bir topluluk hüviyetinden çıktıkların görmekteyiz.
Türk milletinin yükselmesi ve tehlikelerden korunması, Türk milletini meydana getiren kişilerin teker teker millî şuur sahibi olmasına ve kalplerinin millet sevgisi, vatan sevgisi ile çarpmasına bağlıdır. Bunun için millî doktrin Dokuz Işık’ın birinci ilkesi olarak milliyetçiliği koymuş bulunmaktayız. Şüphesiz burada bahis konusu edilen milliyetçilik Türk milliyetçiliğidir. Türk milliyetçiliği ne demektir? Türk milliyetçiliği, Türk milletine karşı beslenen derin sevgi, bağlılık duygusunun, müşterek bir tarih ve müşterek hedeflere yönelme şuurunun ifadesidir. Türk milliyetçiliği insani duygularla beslenen bir anlayıştır. Türk milliyetçiliği ki ne garazı esas kalmayan, sevgiyi esas alan bir düşünce tarzıdır. Milliyetçilik, milletinin sevmek, vatanının sevmek ve milletinin tehlikelere karşı korunması için her fedakarlığı göze almak duygusu ve düşüncesidir. Türk milliyetçiliği bütün Türkleri kardeş sayan bir düşüncedir.
MİLLİ DOKTRİN
9 IŞIK
DOKUZ IŞIK DOKTRİNİ; Ülkücü hareketin Temel Uygulama Programıdır.
1. MİLLİYETÇİLİK : “Her şey Türk milleti için, Türk milleti ile beraber ve Türk milletine göre” sözleriyle özetlenebilecek, Türk milletine bağlılık, sevgi ve Türkiye devletine sadakat ve hizmettir.
2. ÜLKÜCÜLÜK: Türk milletini en ileri, en medeni, en kuvvetli bir varlık haline getirme ülküsüdür.
3. AHLÂKÇILIK: Türk milletinin ruhuna, örf ve adetlerine uygun yüksek varlığını korumayı ve geliştirmeyi ön gören esaslara dayanır.
4. İLİMCİLİK: Olayları ve varlığı önyargılardan ve ard düşüncelerden sayarak ilim mantalitesi ile incelemek ve girişilecek her çeşit faaliyette ilmi önder yapmak prensibidir.
5. TOPLUMCULUK: Her çeşit faaliyetin toplumun yararına olacak şekilde yürütülmesi görüşülür. İçtimai ve iktisadi olmak üzere ikiye ayrılır.
İktisadi görüş olarak mülkiyeti esas kabul eden, fakat mülkiyetin millet zararına kötüye kullanılmasına karşı olan bir görüş belirtir. Karma ekonomiyi ve ara stratejik iktisadi faaliyetlerin devlet kontrolünde bulunmasını ön görür.
Sosyal görüş olarak, sosyal adalet düzeni, fırsat eşitliği, sosyal güvenlik ve sosyal yardımlaşma teşkilatı kurulmasını kabul eder.
6. KÖYCÜLÜK: Köyleri tarım kentleri halinde birleştirerek kalkındırmayı ön görür. Köylünün tefecilerin elinden kurtarılmasını ve ihtiyacı olan kredi ve diğer yardımların sağlanması için kooperatifleşmeyi esas alır. Bilhassa orman bölgesinde yaşayan köylüleri öncelikle ve hızla refaha kavuşturmak amacı güder.
7. HÜRRİYETÇİLİK VE ŞAHSİYETÇİLİK: Birleşmiş Milletler Anayasası’nda yazılı bütün hürriyetlerin sağlanmasını gaye edinmiştir. İnsanların şahsiyet olarak geliştirilmesini toplum kalkınması için yararlı bir yol olarak kabul eder.
8. GELİŞMECİLİK VE HALKÇILIK: İnsanlık ve medeniyetler daima daha iyiyi, daha güzeli, daha mükemmeli istemek ve aramakla gelişir. Elde edilenle yetinmemek ve daima daha iyisini istemek ve bunu elde etmek için gayret göstermek şuurudur. Ancak bu gayret ve çabalarda Türk milletinin tarihinden, milli benliğinden ve kökünden kopmadan yükselmek ve ilerlemek gayedir. Yapılacak her işte halka doğru, halkla beraber olmayı ilerlemenin, yükselmenin vazgeçilmez bir prensibi olarak kabul ederiz.
9. ENDÜSTRİCİLİK VE TEEKNİKÇİLİK: Türk milletinin kalkınması için acele sanayileşmesi lazımdır.
Dokuz ışık görüşümüzün esasları özet olarak bunlardır.
ÜLKÜCÜLÜK VE ÜLKÜCÜLÜĞÜN DÜNYA GÖRÜŞÜ
“Nasıl olsa bir gün, ufukta görünecek
Börtüçine adlı kurt,
Nasıl olsa yakında
Kurtulacak ANAYURT”
A.Zeki ALTALI
Ülkücülük; varlığını TÜRK TARİHİ’nden, hayat görüşü esasını İSLAMİYET’ten alan bir ideoloji, bir hareket, bir fikir sistemidir.
Ülkücülerin ana hedefi; çağlar üzerinden sıçrayarak, ilimde, teknikte, sanatta, ahlâk ve mâneviyatta insanlığın en ön safına geçmiş insanlığın girmek üzere olduğu yeni medeniyetin kuruculuğu görevini yürütecek, Nizam-ı Âlem davasının davacısı Büyük Türkiye’yi gerçekleştirmektir.
DOKUZ IŞIK DOKTRİNİ, Ülkücü Hareketin temel uygulama programıdır. Buna göre Dokuz Işık:
1. Milliyetçilik.
2. Ülkücülük.
3. Ahlâkçılık.
4. İlimcilik.
5. Toplumculuk.
6. Köycülük.
7. Hürriyetçilik ve Şahsiyetçilik.
8. Gelişmecilik ve Halkçılık.
9. Endüstricilik ve Teknikçilik.
Kısaca açıklarsak:
1. MİLLİYETÇİLİK : “Her şey Türk milleti için, Türk milleti ile beraber ve Türk milletine göre” sözleriyle özetlenebilecek, Türk milletine bağlılık, sevgi ve Türkiye devletine sadakat ve hizmettir.
2. ÜLKÜCÜLÜK: Türk milletini en ileri, en medeni, en kuvvetli bir varlık haline getirme ülküsüdür.
3. AHLÂKÇILIK: Türk milletinin ruhuna, örf ve adetlerine uygun yüksek varlığını korumayı ve geliştirmeyi ön gören esaslara dayanır.
4. İLİMCİLİK: Olayları ve varlığı önyargılardan ve ard düşüncelerden sayarak ilim mantalitesi ile incelemek ve girişilecek her çeşit faaliyette ilmi önder yapmak prensibidir.
5. TOPLUMCULUK: Her çeşit faaliyetin toplumun yararına olacak şekilde yürütülmesi görüşülür. İçtimai ve iktisadi olmak üzere iki ayrı bölümü kapsamaktadır.
İktisadi görüş olarak mülkiyeti esas kabul eden, fakat mülkiyetin millet zararına kötüye kullanılmasına karşı olan bir görüş belirtir.
Sosyal görüş olarak, sosyal adalet düzeni, fırsat eşitliği, sosyal güvenlik ve sosyal yardımlaşma teşkilatı kurulmasını kabul eder.
6. KÖYCÜLÜK: Köyleri tarım kentleri halinde birleştirerek kalkındırmayı ön görür. Köylünün tefecilerin elinden kurtarılmasını ve ihtiyacı olan kredi ve diğer yardımların sağlanması için kooperatifleşmeyi esas alır.
7. HÜRRİYETÇİLİK VE ŞAHSİYETÇİLİK: Birleşmiş Milletler Anayasası’nda yazılı bütün hürriyetlerin sağlanmasını gaye edinmiştir.
8. GELİŞMECİLİK VE HALKÇILIK: İnsanlık ve medeniyetler daima daha iyiyi, daha güzeli, daha mükemmeli istemek ve aramakla gelişir. Elde edilenle yetinmemek ve daima daha iyisini istemek ve bunu elde etmek için gayret göstermek şuurudur. Ancak bu gayret ve çabalarda Türk milletinin tarihinden, milli benliğinden ve kökünden kopmadan yükselmek ve ilerlemek gayedir.
9. ENDÜSTRİCİLİK VE TEEKNİKÇİLİK: Türk milletinin kalkınması için acele sanayileşmesi lazımdır.
Ülkücü dünya görüşünün iki kaynağı vardır:
1. İslâmiyet.
2. Milli Tarih
162 views
Mısır’da İskenderiye Limanı’nın karşısındaki Pharos Adası üzerine yapılmıştı. Romalılar Mısır’ı ele geçirdikten sonra burada Ptolemaios (Batlamyus) olarak anılan bir devlet kurmuşlardı. İnşaası M.Ö. 285-246 yılları arasında süren Fener, bu devletin ilk iki kralı Ptolemy-Batlamyus-Soter ve Ptolemy tarafından yaptırılmıştı.
Kaidesi ile birlikte 135 metre yüksekliğinde olan fener, beyaz mermerden yapılmıştı. Tepesinde bulunan, tunçtan yapılmış büyük bir ayna 70 kilometre uzaklıktan görülüyor ve limana giren gemilere rehberlik ediyordu.
Üç bölümden oluşan fenerin mimarı Knidos’lu Sostratus’tur. Alt bölümü dikdörtgen şeklinde ve yaklaşık 55 metre yüksekliğindeydi. Orta bölüm, yukarıya doğru giden rampası olan bir silindir şeklindeydi. Yaklaşık 27 metre yüksekliğindeydi. Üst bölüm ise silindir şeklindeydi ve üzerinde alevin bulunduğu bir odası vardı.
35 views
Ülkemizde çalışmaya nasıl karar verdiniz bu kararınızda neler etkili oldu? Daha önce İstanbul’a turistik amaçlı gelmiştim. İstanbul’un doğasını ve insanlarını görünce burada çalışmaya karar verdim.
İstanbulda karşılaştığınız en ilginç olay neydi?
Biliginiz üzere benım ülkemde zam pek görülmez.Buraya ilk geldigim günlerden birinde marketten kola aldım.Ertesi gün aynı kolayı daha pahalı alınca çok şaşırdım sadece bir günün bile ülkenizde çok önemli oluğunu anladım.
Türkiyede karşılaştığınız zorluklar nelerdi?
Kültürel farklılıklarımız en büyük zorluk oldu.İnsanları kendi kültürümde algıladığım için insanları anlamakta zorluk çektim.
Sizce kültürlerimiz arsındaki farklılık nedir?
Önclikle aile yapılarımız çok farklı.Sizin ailenizde büyüklere karşı özel bir saygı var. Bizde ise bu özel durum yok.Biz özgürlüge daha çok önem veririz.
Sizce Terkiyede eğitime ne kadar onem verilmektedir?
İnsanların egitıime gereken önemi verdiğini düşünüyorum ama devletin üzerine düsen görevi yerine getirmedigini düsünüyorum…
20 views
1942 yılında İstanbul Beykoz’da doğdu.Bursa Erkek Lisesi, İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü ve Çapa Yüksek Öğretmen Okulu’nu bitirdi (1966).Bir süre Kars Alparslan Lisesi’nde tarih öğretmenliği yapan Çetin, vatani hizmetinden sonra, Başbakanlık Arşiv genel Müdürlüğü’nde Eski Metinler Telhiscisi, arşivist, şef,uzman, şube müdürlüğü, genel müdür yardımcılığı görevlerinde bulundu (1970-1981).Fransa’da arşivcilik ihtisası yaptı (1972-1973).Dünya ve Tercüman gazetelerinde çalıştı.1987 yılında İ.Ü. Edebiyat Fakültesi’nde ‘tarih Doktor’ ünvanını alan Atilla Çetin, 1988′de Yakınçağ Tarihi Doçenti, 1996 yılında profesör oldu.
3 views