Görünüş belli, açık, beÅŸ duyuya hitabeÂden, gözlem ve deneye giren demektir. Varlık felsefesinde “gerçek”in bulunması ve bilinmesi insan zihnini bir takım analizÂler yapmaya sevketmiÅŸtir. Şöyle ki bizi iç-ten-dıştan kuÅŸatan hadiseler vardır. AcaÂba, “gerçek” bunlardan mı ibarettir, yokÂsa bunların gerisinde, altında, derininde yatan baÅŸka ÅŸeyler; “temel” ya da “temeller” mi vardır? Tarihin çok eski devirlerine uzanan bu sorulara, yine tarihin eski devirlerinden beri birçok mütefekkir: “Hadiselerin geriÂsinde, duyularımızla doÄŸrudan doÄŸruya temas edemediÄŸimiz temel ya da temeller vardır” diye cevap vermiÅŸtir. Ancak, hadiÂselerin altında bulunan bu temel, fılozof-dan filozofa deÄŸiÅŸik isim ve sıfatlarla anılÂmaktadır.
11 views
Her türlü yeniliÄŸe karşı olup eski inanç ve kuruluÅŸlara geri dönülmesini ve onlara baÄŸlı kalınmasını isteyen kiÅŸi ya da grup. Gericilik ya da gerici sadece deÄŸiÅŸikliÄŸe karşı çıkanlara deÄŸil, aynı zamanda günüÂmüzde ulaşılamamış olan bîr takım özelÂliklere (disiplin, otorite ve ayrıcalığa sayÂgınlık, hİyerarÅŸik bir yapı, görev duygusu) sahip geçmiÅŸte kalan bir toplum yapısına kavuÅŸmak isteyenler için de kullanılan bir sıfat ya da isimdir. Gericilik (reaksiyon) kelimesi daha çok eÅŸit, adil ve aydınlanÂmış bir toplum için geliÅŸmeyi önlemeye çalışan Katolik Kilisesi, mutlakiyet moÂnarÅŸileri ve soyla geçen aristokratlar koÂnusunda fikir ileriye süren XIX.yüzyıl raÂdikalleri tarafından kullanılmıştır. ÇaÄŸÂdaÅŸ radikaller bu güçler konusunda daha farklı fikirler ileri sürüyorlarsa da öncekiÂler gibi böylesi güçlerin var olduÄŸu ve hâÂlâ deÄŸiÅŸmeyi önlediÄŸi konusundan pek şüphe duymamaktadırlar.
8 views
Eskatoloji, ahir zamanda olacak ÅŸeylerle ilgiÂli öğreti; Yahudi, Hıristiyan ve İslam gelenekÂlerinde önemli bir unsur; dünyanın sonuna iliÅŸÂkin mistik anlayış ve kusursuz Tanrı Krallığı’-nın geri dönüşü anlamlarını topluca ifade eden bir terimdir. Eskatoloji, dünyanın ya da dünya tarihinde o çağın sonuyla ilgili ÖğretileÂrin tartışmasını kapsamak üzere 1844′te icad edilmiÅŸ bir sözcüktür. Modern Hıristiyan teoÂlojisinde önemli bir yeri vardır. A.Schweitzer eski Alman bilginlerinin İsa’nın yaÅŸantılarını gözden geçirirken çarpıcı bir biçimde İsa’nın öğretisinde, dünyanın koptu kopacak sonunu beklemesine dikkatleri çekti.
139 views
Yirminci yüzyılda genci kabul gören bir tanıÂma göre iktisat, kıt kaynakların sınırsız ve raÂkip kullanımlara tahsis edilmesinin incelenmeÂsidir. Akademik çevrelerde, bireylerin ve topÂlumların maddi ihtiyaç ve arzularını tatmin için geliÅŸtirdikleri yöntemlerle uÄŸraÅŸan bir sosÂyal bilim olarak tanımlanmaktadır. Böyle bir çerçevenin baÅŸlıca zaafı, depresyon veya topÂlam talep yetersizliÄŸi gibi sorunları kapsama-masıdır. Oysa modern piyasa ekonomilerinin birçoÄŸu büyük miktarlarda kaynağın atıl durÂduÄŸu dönemlerden geçmektedirler, özellikle emek ve fabrika kapasitesi yönünden. Bu duÂrumda asıl mesele kaynakların hangi yöntemÂle kullanılacağı deÄŸil, kullanılır hale nasıl getiÂrileceÄŸidir. Kaynaklan kullanımlara göre tahÂsis sorunu ile kaynakların tam kullanımını baÂÅŸarma sorunu arasındaki fark kabaca iktisadın iki temel dalına tekabül etmektedir: Mikroikti-sat ve makroiktisat. Ancak, para ve genel fiyat dengesi İle ilgili bazı hususları kapsamasından ötürü, ınakroiktisatın da kaynakların tahsisi ile bağı vardır.
80 views
Kaba veya mekanik materyalizmden farklı olarak, “tabiat, toplum ve bilinç” olgularını madde de var olduÄŸu ileri sürülen “İç-çelİşmc” yasasına dayayan ve bu çeliÅŸme nedeniyle her-ÅŸeyin daima daha ileriye ve daha iyiye doÄŸru kendiliÄŸinden hareket ve deÄŸiÅŸim halinde buÂlunduÄŸunu savunan tarihi ve felsefi teoriye diÂyalektik materyalizm denir. Materyalizm ve hatta “cedel-münakaÅŸa” ÅŸekÂlindeki sözcük anlamıyla diyalektik, belki inÂsanlık kadar eskidir. Sözgelimi, eski Yunan’da Anaksagoras’ta, Demokritos’un atomculuÄŸu ve Epikür’ün hazcılığında materyalist öğeler hakim olduÄŸu gibi, çaÄŸdaÅŸ diyalektiÄŸin kökleriÂni de çeÅŸitli biçimleriyle eski Hind ve Yunan düşüncelerinde bulmak yine mümkündür. SöÂzünü ettiÄŸimiz atomcu filozoflarda görülen ve Rönesans sonrası Avrupasında Descartes düa-izmiyle Newton mekaniÄŸinin bir bakıma seÂbep olduÄŸu ve Hobbes, Priestley, La Mettrie ve d’Holbach gibi filozoflarca geliÅŸtirilip,
19 views
“Dînler Tarihi” herÅŸeyden önce bir tarihtir. Ancak burada din terimi, inceleme konusu olarak kendisini tarih terimine bir bakıma kaÂbul ettirmekte, dolayısıyla dinler tarihinin böyÂle anlaşılması din kavramının mahiyet ve niteÂliklerinin nasıl olduÄŸuna göre bir anlam ve deÂÄŸer kazanmaktadır. Böyle olmakla birlikte “din” kavramının ve tanımının kolayca yapılaÂcağı sonucuna varılmaması gerekir, öyle olÂsaydı dinin tanımını bütün dinleri birleÅŸtirici ÅŸekilde yapmak mümkün olabilirdi. Oysa buÂnun pek kolay olmadığı, bizzat din kavramıÂnın, tarihi süreci ve kaynağı gözönüne alındıÂğında yapılacak tanımın da farklı olması gerekÂtiÄŸi hemen anlaşılır. Ayrıca dinin, fert ve topÂlumla İliÅŸkili olmasına raÄŸmen, imkân, tasavÂvur ve güçlerini aÅŸkın bir mahiyet ve nitelikte alması, tanımının kolay yapılamamasının önemli nedenlerinden birini, belki de baÅŸlıca-sını oluÅŸturmaktadır. Üstelik din, tarihin heÂmen bilinen ilk dönemlerinden itibaren insan ile birlikte olmuÅŸtur. Yani insan kendisini dinÂden soyutlamamış, istese bile soyutlayamamış ve daima dinin İçinde yaÅŸamıştır.
13 views
DeÄŸiÅŸik tarihî dönemlerde ve deÄŸiÅŸik kültürÂlerde farklı anlamlara gelen, genellikle çoÄŸunÂluktan ayrı, tuhaf düşünce ve davranışları olan İnsanların hâli. Bugünkü deÄŸerlendirmeÂlerin sunucunda bilim adamları, en eski çaÄŸlarÂdan beri delilik olgusunun bilindiÄŸi ve onu iyiÂleÅŸtirme yönünde çabalar olduÄŸu kanaatindedirler. Peru’daki kazılardan elde edilen taÅŸ devrine ait oldukları öne sürülen delik kafataslannı antropologlar ve psikiyatri tarihçileri, ruh (mental) hastalığından muzdarip kiÅŸilere yaÂpılmaya çalışılan ilk tedavinin eserleri olarak yorumluyorlar. Onlara göre tarih öncesi insanÂlar, sara’yı (epilepsi) ve ÅŸiddete yönelik davraÂnışları klanın atalarına ait ruhların yaptığına inanmaktadırlar. Kafataslannı delme nedenleÂri de bu kötü ruhları kovmaktır. Yine bu bilim adamlanna göre tarih öncesi ilkel kültürlerdeÂki genel özellik, tabiat olayları gibi ruh hastaÂlıklarının da kötü ruhlar tarafmdan yapıldıklaÂrı inancıdır (Demonoloji). Bu nedenle kafataÂsı delme gibi ÅŸaman ve büyücünün iyileÅŸtirici iÅŸlevlerinin de kötü ruhları kovmak olduÄŸu düÂşünülmektedir. Hatta bilim adamları ÅŸamanın bir nevrotik hasat olduÄŸuna karar vermiÅŸlerÂdir.
57 views
Ekonomik ve siyasî açıdan bağımlı, açık ya da yarı sömürge olan Asya-Afrika milletlerini Nisan 1955′tc Endonezya’nın Bandung ÅŸehrinÂde biraraya getiren toplantı. Endonezya, HinÂdistan, Seylan, Pakistan ve Birmanya öncülüÂğünde düzenlenen Baıulung Konfe/mısı fikri, ilk defa, sömürgeci ülkelerin kınandığı “Ko-lombo Konferansı”nda Endonezya BaÅŸbakanı Ali Sastroamidijojo tarafından ortaya atılmışÂtı. 29 Asya ve Afrika ülkesinin temsilcilerini biÂraraya getiren Bandung Konferansı’na, Güney ve Kuzey Kore, Güney Afrika Cumhuriyeti, İsÂrail ve Milliyetçi Çin davet edilmedi. Bu konÂferansın temel amacı, “sömürgeciliÄŸi reddetmek, milletlerarası barışı istemek, insan haklaÂrını savunmak, meseleleri tarafsızlık içinde çöÂzümleme kararlannı duyurmak; eski sömürge ülkelerinin artık bağımsız ülkeler olduklarını ve Batılı büyük devletlerin bu bölgelerde ve milletlerarası meselelerde tekellerini yitirdikÂlerini belirtmek; ‘Üçüncü Dünya’ adlı bir blok oluÅŸturup, bundan böyle dünyadaki siyasal geÂliÅŸmelere ağırlıklarını koymak; emperyalistleÂre, bunların irili ufaklı bütün güçlerine karşı özgürlüğüne yeni kavuÅŸan yahut kavuÅŸmaya çalışan ülkelerin siyasî iÅŸbirliÄŸini gerçekleÅŸtirÂmek; tekellere karşı mücadelede ekonomik iÅŸÂbirliÄŸini ve dayanışmayı saÄŸlamak”tı.
53 views