1- Düşüncenin gerçekle uyuÅŸması, yargı ve önermelerin gerçeÄŸe uygun olması, yani verilÂmiÅŸ bir olguyla uyuÅŸması (içeriksel doÄŸruluk),
2- Düşüncenin kendi kendisiyle uyum için de olması, çelişik olmaması (biçimsel doğruluk) diye ikiye ayrılır.
DoÄŸruluk, doÄŸru olan önermenin sıfatıdır. Fiilen tecrübe edilmiÅŸ olan ÅŸeyinde sıfatıdır. DoÄŸru, deney doÄŸrusu ve akıl doÄŸrusu olmak üzere ikiye ayrılabildiÄŸi gibi, doÄŸruluk da deÂneysel doÄŸruluk ve aklî doÄŸruluk diye de ikiye ayrılabilir. Zamana, belirli ÅŸanların bulunmaÂsına ve belirli bir zaman diliminde gerçekleÅŸÂmeye baÄŸlı olan doÄŸrulara, olgu doÄŸrularına sıÂfat olan doÄŸruluÄŸa, deneysel doÄŸruluk denir. Nedenİyalnızca akılda bulunan, zamana baÄŸlı olmayıp zaman üstü olan, her zaman ve her yerde geçerli olan doÄŸruların sıfatı olan doÄŸruÂluÄŸa da mantıkî doÄŸruluk/aklî doÄŸruluk adı verilir. Bilimsel doÄŸruluÄŸun mukabili varlıksal doÄŸruluktur.
559 views
Finansman kaynağına ihtiyaç duyanla bunu saÄŸlayan arasında oluÅŸan, karşılıklı ve sürekli akde borç denir. “Kamu borcu” ise, alışılmış normal gelirlerin yetersizliÄŸi ve/veya içerisinÂde bulunulan ÅŸartların gerektirmesi halinde, devletin, iç veya dış piyasadan, tamamen serÂbest iradeye dayanarak, kararlaÅŸtırılan vade sonunda iade etmek ve belli bir karşılık (faiz) ödemek suretiyle saÄŸladığı para veyahut paÂrayla ölçülebilen ekonomik deÄŸerlerdir. ukuki yönden borç, iki taraflı tam bir sözÂleÅŸmedir. Bu sözleÅŸme, icapta bulunana (kreÂdi isteyen), zamanında ve eksiksiz bir ÅŸekilde, mukavele ÅŸartlarını, yani borç almadan kayÂnaklanan karşılık ve anaparayı Ödeme külfeti getirirkcn;kredi açana da, vaad olunan meblâÂğı zamanında ila zorunluluÄŸu yükler.Günümüz devleti, üstlendiÄŸi çok boyutlu sos-yo-ekonomik fonksiyonlarını gerçekleÅŸtirebiÂlecek çeÅŸitli malî araçlarla donatılmış olup, “borç” bunlardan biridir. Borçlanmak suretiyÂle saÄŸlanan kamu fonunun özellikleri ÅŸunlarÂdır: Serbest İrâdeye dayanır; belli bir karşılığı vardır; nihâî bir ödeme olmayıp, belirli bir vaÂde sonunda geriye iadesi gerekir; zorunlu deÂÄŸildir; genellikle -azgeliÅŸmiÅŸ ülkeler bakımınÂdandış kaynaklıdır.
175 views
Kelime anlamı olarak kiÅŸi veya insanla eÅŸanÂlamlı olan birey terimi, esasen toplumun böÂlünmeyen en küçük temel birimi demektir. Sosyal bilimcilerce “toplumu oluÅŸturan insanÂlardan her biri” olarak tammlanan birey, topÂlumun karşıt kutbunu temsil etmektedir. Bİ-rey-toplum çeliÅŸkisi ya da karşıtlığı konusu modern sosyolojinin ve sosyal psikolojinin ana konularından birini oluÅŸturmaktadır. Bazı sosyologlar (örneÄŸin, R.E.Park ve E.W.Burgess) bireyi “belirli bir statüsü olmaÂyan kiÅŸi (person)” olarak tanımlamışlardır. Onlara göre “Biz, dünyaya birey olarak geliÂriz, toplum içinde belirli mevki ve statüler kaÂzandıkça kiÅŸi olmaya baÅŸlarız.” Bu sosyologlar bireyi önceden (doÄŸumdan önce) belirlenmiÅŸ hiçbir yanı olmayan insanlar olarak görürler ve onun toplum içinde biçim kazandığını öne sürerler.
93 views
BaÅŸkalaÅŸma, biyoloji ve sosyolojide bir tüÂrün kendi özelliÄŸini kaybedip, bir baÅŸka tür haÂline dönüşmesi olayıdır. Böylelikle o tür, kenÂdine ait birtakım özellikleri daha sonra kaybetÂmeye baÅŸlar. Bu deÄŸiÅŸikliÄŸe o türün geliÅŸim özellikleri neden olabileceÄŸi gibi, iklim ve çevÂre ÅŸartlan da neden olabilir.
Sosyolojide özellikle bir toplumun deÄŸiÅŸme öncesi bir baÅŸka kimliÄŸe bürünmesi baÅŸkalaÅŸÂmanın belirtisidir. Bu baÅŸkalaÅŸma birdenbire görülmez. Özellikle toplumu etkileyen ve onu kontrol altına alan bazı faktörlerin deÄŸiÅŸmesi ile meydana gelmeye baÅŸlar. Bu faktörler önÂcelikle deÄŸerler ve fikirlerin baÅŸkalaşımıdır. BaÅŸkalaÅŸmanın ilk önce İnanç ve kanaatlerde görüldüğü bilinen bir husustur. Toplumun deÂÄŸerlerinde baÅŸkalaÅŸma diÄŸer hayat faaliyetleÂrinde de baÅŸkalaÅŸmalara yol açar. Özellikle sosyal kurumlardan eÄŸitim ve kitle iletiÅŸim orÂganları, bu farklılaÅŸmaya uygun ortamı hazırlaÂmada büyük rol oynarlar.
6 views
Bireysel Psikoloji okulunun kurucusu Alf-red Adler’in ortaya attığı bir kavramdır. AdÂler’e göre bütün insanlar bir aÅŸağılık ve yeterÂsizlik duygusuyla doÄŸarlar. Bu duygu, gerçekten varolan veya kiÅŸinin hayali olarak varolduÂÄŸunu tasarladığı bedensel ya da psikolojik ekÂsikliklerden kaynaklanır. Alfred Adlcr (1870-1937) baÅŸlangıçta psiko-analitik hareket içinde yer almasına raÄŸmen, S.Freud’un görüşleriyle bazı noktalarda ters düştüğünden 1911′de arkadaÅŸlarıyla birlikte bu hareketten ayrılarak. ‘Bireysel Psikoloji’ okulunu kurdu. AÅŸağılık kompleksi kavramıÂnın sahibi olarak anılmasına sebep olan makaÂlesi ise 1907 yılında psikoanalitik hareketin içinde yer aldığı sırada yazılmıştı. Bu makale “Organ aÅŸağılığı ve onun psiÅŸik yoldan telafisi üzerine bir çatışma” baÅŸlığını taşıyordu. Bu çaÂlışmasında organlarında bir eksikliÄŸi, yetersizÂliÄŸi olanların (örneÄŸin, görme kusuru, yürüme bozukluÄŸu vs.) bu eksikliklerini telafi etmek için baÅŸvurduklan yolları anlatıyordu. Daha sonraki çalışmalarında Adler, bu görüşünü terk etti. Ancak bugün hâlâ A Adler adı aÅŸağıÂlık kompleksi ve telafi yolları terimleriyle birÂlikte anılır ve sanılır ki ‘Bireysel Psİkoloji’nin anahtarı bu iki kavramdır.
27 views
Çevremizde olup bitenleri duyularımızla algılar, nesneleri duyularımızla ayırt ederiz. İnsanda ve hayvanların çoğunda görme, işitme, koku, tat ve dokunma gibi beş temel duyu vardır. Bu duyularla edinilen bilgiler(duyumlar) somut biçimde algılandığı için, gördüğümüzün, işittiğimizin, dokunduğumuzun, koku ve tat aldığımızın her an bilincindeyizdir. Oysa dış dünyadaki ve vücudumuzdaki değişikler üstüne bilgi edinmemizi sağlayan hareket, basınç, denge, ısı ve ağrı duyuları, bu değişikler bizi rahatsız edecek kadar belirgin olmadığı sürece ön plana çıkmaz. Bu maddede bize çok tanıdık olmayan bu duyular ile koku,
16 views