Tekstil Mühendisliğine Bakış
Tekstil mühendisliği eğitimi almaya karar vermek, benim de arkadaşlarımın birçoğunun da bilinçli tercihi olarak ortaya çıkmadı. Tekstil sektörünün hala olduğu gibi ülkemizin lokomotif sektörü olması, iş sahasının dar bir alana sıkışmadığı izlenimi uyandırıyordu. Ayrıca tekstil çok komplike olmaktan uzak bir sektördü; somut hammadde-makine-ürün vardı. Muhakkak ki ,günlük hayatta düğmesine basıp çalıştırdığımız bilgisayarın iç yapısının ne kadar farkında değilsek de, bir tekstil ürününü kullanırken onun iç yapısından yeterince haberdarız. Tekstilin bu şeffaf yapısı, tekstil mühendisliğinin -o zamanlar- popüler bir meslek olması tekstil mühendisliğinin cezbedici yönleriydi. Buna rağmen, tekstil mühendisliği kavramı, aklımızda oturmuş bir kavram değildi ve nihayetinde, üniversiteye başladığımız ilk yılda, benim de arkadaşlarımın da cevabını bulmaya çalıştığımız belki de tek soru “tekstil mühendisi ne yapar?”dı ve maalesef beynimizde oluşan bu kavram boşluğunu herhangi bir işletmeyi görmeden, duyduklarımızla doldurabildiğimizi söyleyemeyeceğim.
Bu yıl içinde, örme teknolojisi dersi kapsamında hazırladığım bir ödevden dolayı birçok işletmeyi yakından tanıma fırsatım oldu. Birebir yaptığımız görüşmelerden üzücü fakat kesin olan bir sonuç çıkıyordu ki; tekstil mühendisliği kavramı çoğu sanayici için hala karanlıkta. Doğal olarak, işveren ,görev dağılımında, tekstil mühendisliği olgusunu somut bir yere oturtmakta zorluk çekiyor. Büyük şirketleri bir kenara bıraktığımızda, sektörün genelini oluşturan diğer firmalarda bize söylenen şuydu: bizim yapacağımız işi onların “usta” diye tabir ettiği eksperler zaten yıllardan beri yapıyordu, makinalar için makina mühendisleri, boyahane için kimyagerler vardı. Peki, tekstil mühendisi neredeydi? Açıkçası, sektörün süregelen kemikleşmiş yapısı içinde onları tatmin edici cevabı da verebildiğimizi sanmıyorum. Onları tamamen haksız bulduğumu söylemek de gerçekçi olmayacaktır. Okulda aldığımız derslerin kapsam bakımından çok geniş olmamasına rağmen, teori ağırlıklı eğitimin pratikte sınıfta kaldığı bir gerçek. Yaptığım stajda bana “okulda hiçbirşey öğrenmiyorsunuz”dendiğinde öğrendiklerimi kanıtlamak adına büyük çaba harcadım, ve öğrendiklerimin de belki ben de o an farkına vardım. Öğreniyoruz , fakat geç öğreniyoruz. Görsel öğrenmenin işitsel öğrenmeye üstünlüğü kanıtlanmış bir gerçekken, bizim toplam görsel eğitimimizin çalışmayan makinalardan ibaret olması oldukça trajikomik. Bizleri, işe başladığımızda ne yapacağını bilmeyen mühendisler olmak korkutuyor ve biliyoruz ki bu güven problemi ancak, uygulanacak pratiğe dönük eğitimle aşılabilir. İşletmeye hakim olmanın da işletmenin içyüzünü tanımaktan ve teorinin kaçta kaçının pratiğe döküldüğünü görmekten geçtiği de yadsınamaz bir gerçek.
Sektördeki genel kanılardan anlaşılacağı gibi, bizleri geleceğe dair endişelendiren en büyük sorun iş bulmada karşımıza çıkıyor. Tekstil firmalarına bile, tekstil mühendisinden çok, mühendislik formasyonu almak, en az 5 yıl tecrübe,bilgisayar kullanabilmek, bir tercihen iki yabancı dile hakim olma gibi kriterlere sahip elemanlar aranıyor. Bu, spesifik mühendislikten uzaklaşma anlayışı, rekabetçi olmayı kamçılasa da aynı kulvarda daha çok insanla yarıştığımızı görmek ve tekstil mühendisi olmanın bir avantaja dönüşeceğinden emin olamamak, geleceğe net bakmamızı engelliyor .Bunun yanında son yıllarda üniversitelerde bilinçsizce açılan tekstil mühendisliği bölümleri, işgücü genişlemesine sebep olurken, okullardaki kalitenin de düşmesine yol açıyor. Kaybolan kaliteli mühendislik kavramı bizim gibi kaliteyi arayan mühendis adaylarına yurtdışında çalışmayı daha cazip hale getiriyor. Türkiye’nin global anlamda şu anki konumunu -özellikle kotaların kalkmasından sonra-korumasının üretimindeki kaliteyle orantılı olacağını görebiliyoruz fakat üstünde durulması gereken Ar-ge çalışmalarının ne kadar yetersiz olduğu da ortada. Bu tür çalışmaların yürütülmesi için genç mühendislere tanınan fırsatlar artırılmalıdır ki, her mezun olacak mühendis hemen “fabrikada müdür olma” mantığından sıyrılabilsin.
Henüz hakettiği konuma ulaşamayan tekstil mühendisliğinin daha çok tanıtılması, bireysel çabalardan çok mühendislerin örgütlenmesiyle mümkün olacaktır. Bizler, öğrenciler olarak geleceğimizi daha net görmek istiyoruz. Artık,düşüncede kalan fikirler,somut adımlara dönüştürülebilmelidir ki, üzerinde İtalyan, Fransız etiketi olan “made in Turkey” ürünlerini her kullanışımızda kaçırdığımız fırsatların arkasından daha fazla ağlamayalım.