Türkiye’  en büyük imalat sanayi  ve ihracat sektörlerinden biri olan tekstilin, AB ile Gümrük Birliği’nden sonra, kendisinden beklenilen faydaları şimdilik gösterememiştir. Bazı kesimlerde tekstilin geleceği ve ülke ekonomisi üzerindeki olumsuz yansımaları üzerine karamsar görüşler öne sürülmektedir. Türkiye’de üretilen tekstil ürünleri üzerindeki tüm AB kotalarının kaldırılması ile bir talep patlaması yaşanması bekleniyordu; Gümrük Birliğinin sağlanması ile artacak talepleri karsılamak amacıyla geniş ölçekli yatırımlar yapıldı.Fakat bu yatırımlar zamanında baslamamsı nedeniyle bugünkü konumuna geldi. Bu durumun sistemin zamanla oturması ve kalite kontrolün yerleşmesi ile kısa zamanda aşılması beklenmektedir.

Bugün, sanayileşme yolunda önemli adımlar atmış gelişmiş ülkelere baktığımızda tekstil sektörünün çekici gücünü görebiliyoruz. Sanayide en çok işçi istihdam iş kolu olan tekstil ülke GSMH’sının yüzde 10’, ihracatımızın yüzde 40’ını oluştururken, yatırım teşviklerinin yüzde 42’ almaktadır. Türkiye, tekstildeki büyük yatırım hamlesini 1970’li yılların başında yapmıştır; şimdi o fabrikaların makineleri çeyrek yüzyılı aşmış durumdadır ve yenilenmeleri gerekmektedir. Tekstil teknolojisinin görece olması, kalkınma yolundaki tüm ülkelerin tekstil sanayine yönelmesi, son yıllarda hızla -yoğun bir sanayi olan tekstilde gücünün makine yenilikleri ve hızları ile belirlenmeye başlaması, tekstilcilerimizi sürekli yatırım yapmak zorunda bırakmaktadır. Teşviklerin yüzde 42’sini alan tekstil sektöründe ve teknoloji yatırımının bilinçsizce yapıldığı yönünde kaygılar bulunmaktadır. Türkiye’nin bu üretimini içeride ve dışarıda satmasında güçlük çekilebileceği belirtilmektedir. Özellikle anti-damping vergisinin uygulamaya girmesinden sonra pamuk ipliği ihracatının giderek düştüğü ve pazarlarımızı Uzakdoğu ülkelerine kaybettiğimiz görülüyor.
Yıllardan beri ülkemiz tekstil sektörünün sırtında ekonomik bunalımları göğüslemeye çalışmaktadır. Tekstil, 1995 yılındaki 8.3 milyar dolarlık ihracat geliri ile Türkiye’nin öncü sektörlerinden birisi idi (1994’de 4.5 milyar dolar). 2000 yılına kadar bu rakamın 10 milyar dolar düzeyine ulaşması; tekstil ihracatımızın üçte birini alan Avrupa Birliği ülkelerinden talebin, Gümrük Birliği sayesinde, önümüzdeki dönemde artması tahmin ediliyor. GAP bölgesinde artmakta olan pamuk üretimi ile bu bölgenin tekstil sektöründe önemli rol oynaması öngörülüyor.
Tekstil sektörüne büyük kaynaklar aktardığımızdan ve ekonominin genel dengelerini etkilediğinden, bu sektördeki küreselleşme akımlarını yakından incelememiz ve tüketici talebindeki değişimlere uygun süratli kararları yürürlüğe koymamız gerekmektedir2000 yılına doğru giderken tekstilin gerek ihracat, gerek GSMH içindeki payının tedricen düşürülmesi gerekmektedir. Bugün tekstil ve konfeksiyon gelişmiş ülkelerde GSMH’nın yüzde 1-2 düzeyindedir. Sektörde yaşanan yeniden yapılanma sürecinin en önemli bileşenleri, yeni teknolojilerin kullanımı ve yeni fason firma/ana firma ilişki ağı konularında yoğunlaşmaktadır. Hazır giyim sanayinde yeniden yapılanma konusunda önemli atılım yeni yönetim, örgütlenme ve pazarlama teknikleri ile gerçekleştirilmektedir. Dünyada küresel rekabet ürün fiyatından, zaman, esneklik ve stil kıstaslarına doğru kaymaktadır. Türkiye’de yeni ürün hazırlama süresinin, öncü firmalarda dahi uluslararası rakiplerinin üç katını bulduğu belirtilmektedir; ancak, temel pazarın AB olması, pazara coğrafi yakınlık, pazarlama birimlerinin bu ülkelerde kurulması ve taşımacılık sektörünün gelişmesi gibi unsurlar Türk firmalarına belli üstünlükler sağlayabilmektedir. Hazır giyim sanayinin yeni üretim teknikleri ve yeni örgütlenme ve yönetim tekniklerini uygulaması rekabet gücünü kaybetmemesi için bir gereklilik olarak karşımızda durmaktadır.
Uluslararası tekstil ve giyim ticareti, 1 Ocak 1995 tarihinde başlayan 10 yıllık geçiş programı ve DTÖ Tekstil ve Giyim Anlaşması çerçevesinde temel bir dönüşüm geçirmektedir. Anlaşma yürürlüğe girmeden önce, bu sektördeki ticaretin önemli bir kısmı kotalarla kontrol ediliyordu. Anlaşma ile DTÖ üyeleri kotaları kaldırmayı ve sektörü 1 Ocak 2005 tarihine kadar tamamen GATT kurallarına entegre etmeyi kabul ettiler. Birçok gelişme yolundaki ülke, fikri mülkiyet hakları, hizmetler ve yatırımlar gibi yeni ticaret konularını müzakere etmeyi tekstilde kota sisteminin kaldırılması üzerine kabul ettiler. Aralık 1996’da Singapur’daki DTÖ Bakanlar toplantısı, tekstil ve giyim anlaşmasının hükümlerine tamamen uyulacağını teyid etti. Dolayısıyla, tekstil ve giyim sektörlerinde serbest ticarete doğru yol alınmaktadır. Türkiye’nin mevcut haliyle karşılaştırmalı üstünlüğünü koruması pek olası görülmediğinden, 2005 yılından önce bu sektörde temel yeniden yapılanmanın gerçekleştirilmesi, katma değeri yüksek ürün tasarımlarına ve üst gelir düzeyindeki müşteri pazarlarına yöneltilmesi, tekstil firmalarımızın dünya modasını yönlendirebilecek çokuluslu şirketlere dönüştürülmesi gerektiğine inanıyoruz.
       1.İşveren, emekçi ve sivil toplum kurumları tarafından yapılması gerekenler;         Tekstil sektöründe üretim yapanlar iyi bilirler ki her zaman yeni mal iyi para eder. Modayı yakalamak, halkın beklentilerine uyan mallar üretmek  tekstil üreticilerine daha fazla kar getirmekte olduğundan. Arge çalışmaları , yeni ürün yakalama , teknolojik tekstil ürünleri üretme çalışmaları, fantezi mallar üretme , butik konfeksiyon  ürünleri üretme işletmelerin karlılığını artıracaktır.

       Günümüzde bir ürünü geliştirmeksizin üç ay gibi bir zamandan fazla çalışmak kar getirmiyor. Marka oluşturma , ürün konsepti oluşturma ve hedef pazarlara yönelme ile işletmeler önlerini daha rahat görebileceklerdir. Usta ve kalifiye eleman sıkıntısı, iş verimliliği açısından işletmelerimiz ; işçilik ücretinin avantaj olarak gösterildiği  batı  ülkelerinden daha kötü durumdadır. Daha iyi rekabet etme açısından emek kesiminin iş eğitiminin batı normlarında olması gerekmektedir.

Sendikalar , faaliyet konuları arasına artık  işçi eğitimini de koymalı , sendikalarına üye olan işçilerin işletmelerine daha fazla katkıda bulunmaları , daha verimli olmaları açısından eğitim programları düzenlemelidirler.

Az olsun benim olsun “ düşüncesi yerine  “Çok olsun bizim olsun”  diyerek , kolektif çalışma şuurunun yerleştirilmesi ile  büyük tekstil firmalarının ortaya çıkarılması gerekmektedir.  Likiditesi az  , işletme maliyetleri yüksek firmalarımız; iş ahlakının arzu edilen  normlarda olmaması , fedakarlık, özveri gibi erdemlerin iş dünyasına yeterince aktarılamaması nedeniyle sermaye ve bilgi birikimlerini  belli noktalarda toplayamamaktadır. Yurt içi ve yurt dışı lobicilik faaliyetleri yapılabilir. Uluslararası ikili anlaşmalar yapılabilir. Tekstil sanayicileri ; büküm, dokuma , boyama , baskı  birimleri hep aynı bünyede olsun diye yatırım yapıyor. Ancak pazarlama birimini aynı bünyede oluşturmak için girişimde bulunmuyor. Markalaşmanın getireceği katma değerin diğer birimlerden fazla olduğu tekstil sanayicilerine anlatılmalıdır.

2.   Tekstil sektörü için devlet tarafından yapılması gerekenler;

Türkiye’nin tekstil ihracatının önemli bir kısmı konfeksiyon ürünlerinden oluşmaktadır. İthalatının önemli bir kısmı da iplik ve kumaştan oluşmaktadır. Buradan görülüyor ki  Türk tekstil sektörü iplik yada kumaş alıyor buna katma değer katıyor ve ihraç ediyor. Bu yüzden tekstil ithalatı radikal bir şekilde engellenirse dünya pazarlarında rekabet edebilme açısından konfeksiyon yatırımları başka ülkelere kayabilir. Türkiye tekstil sektörü açısından hammaddeci olmaktan çıkmıştır. 1 kg lık elyaf iplik haline gelirken bir katma değer vermektedir. Ancak bunun daha fazlasını kumaş  üretiminde çok daha fazlasını da ki 70 kat kadar konfeksiyon üretiminde kazanıyor . Marka olma durumunda katma değer marka imajına göre çok yüksek değerlere çıkmaktadır.
Türkiye’de tekstilde katma değeri yüksek  işlere yönelinmesi gerekmektedir.    Tekstil sanayicisi fiili olarak desteklenmelidir.Tekstil sektöründe yüksek enerji girdisi ve yüksek işçilik maliyetleri ile üretim yapıp ihracat yapan firmalar fiili olarak desteklenmelidir.Tekstil Türkiye’nin  her bölgesine homojen bir şekilde yayılmış olup sektöre yapılacak destek bölgelerarası dengeleri de bozmaz.Tekstil Türkiye’de ihracatta lokomotif sektördür.

Yurtdışı fuar destekleri arttırılmalı ve sektörel fuarların katılım bedelinin %50 kadarı devlet tarafından katılımcı firmalara ödenmelidir.

Devletin bir tekstil politikası olmamalıdır. Devletin sektöre aktüel olarak  müdahalesi sıkıntılar doğurabilir. Gümrük duvarları da  sektörde mevzuat zenginleri meydana getirmeye devam edecektir. Günümüzde yarı mamul tekstil ürünü üreten yada pazarlayan kurumlar çok uluslu olarak çalıştığından konulacak anti damping vergileri aynı ürünü farklı ülkelerden getiren ithalatçılar marifeti ile delinmektedir. Tekstil sektöründe politika oluşturmak amacı ile konulan vergilendirmeler tavsiye üzerine hazırlandığından, iyi yorumlanmadığından sektöre zarar vermektedir. Viskon ve dar terykoton ürünlere %100 anti damping konulması, tafeta ithalatının kısıtlanması bu ürünleri işleyip ihraç edecek firmaların maliyetlerini arttırmaktadır.

Mevzuatta empirme kumaş ithalatının serbest olması baskısız kumaş ithalatının engellenmesi ,sisteme müdahalelerin tavsiyeler ve siyasi baskılar ile olduğunu ortaya koymaktadır.

       Teşvikler kontrol altına alınmalıdır. Makine girişleri için verilen yanlış  teşvikler Türkiye’yi makine mezarlığı haline getirmiştir.Yanlış teşviklerle bugün bütün dünyanın büküm ihtiyacını karşılayabilecek kapasitede büküm makinesi Türkiye’de bulunmaktadır. Dünyada Türk tekstil yatırımcıları hurdacı olarak tanınmaktadır. Makine ithalatı kontrol altında yapılmalı ve her isteyen istediği makineyi yurda getirememelidir. Dahilde İşlem Rejimi ile yurda sokulan yarı mamul tekstil ürünleri yeterli kontrol mekanizması olmadığından iç piyasaya girmekte ve bu mallar haksız rekabete yol açmaktadır. Yarı mamul tekstil ürünü ithal eden firmalar düşük fatura ile bu malları millileştirmektedir. Böylelikle ayrı bir haksız rekabet konusu söz konusudur. Gümrük girişlerindeki disiplinsizlikten kaynaklanan bu sorunlar gümrüklerin sayısının azaltılması ve gümrük kapılarının uzmanlık konularına yönelmesi ile aşılabilir.

Gümrük kapıları disipline edilmelidir. Serbest bölgeler denetim altına alınmalıdır.        Yabancı ülkelerdeki büyükelçiliklerimizden aktif olarak yararlanılmalıdır.Tekstil ürünleri açısından potansiyel müşteri olan ülkelerin envanteri çıkarılmalıdır. Tekstil ürünlerini ithal eden ülkelerdeki büyükelçiliklerimizin tekstil sektörünün önünü açacak ihracat konusunda ülke analizi yapmaları istenmelidir. Tekstil ürünü  ithalatı yapan ülkelere biz ihracat yapamıyorsak büyük elçiliklerce bu konuda araştırmalar  yapılmalı ve Tekstil ithalatı yapan ülkeler ile ikili ticaret antlaşmaları yapılması için çalışmalar başlatılmalıdır. Söz konusu ülkelerde tekstil ihracatını arttırıcı lobicilik faaliyetleri yürütülmelidir.

       Tekstil sektörü kayıt dışı çalışmanın fazlaca olduğu bir sektördür. Buna mukabil tekstil sektöründe yapılan ihracatlar genellikle sektörel dış ticaret firmaları aracılığı ile yapılmakta ve %17 KDV nin tamamı devletten iade alınmaya çalışılmaktadır. Hali hazırda söz konusu KDV bedellerinin iade alınmasında karşılaşılan güçlükler tekstil sektörünü olumsuz bir şekilde etkilemekle beraber sektörel olarak incelendiğinde kayıt dışından dolayı devletin tekstilde KDV de açık verdiği görülecektir. Tekstil sektöründe KDV oranlarında indirim yapılırsa sanayiciler vergi iadelerin alımındaki gecikmeler  konusunda bu boyutta etkilenmeyecektir.

      Tekstil sektörü katma değeri fazla olan bir sektördür. Tekstilde ortaya çıkan bu katma değerin yüksek  KDV ile vergilendirilmesi kayıt dışına kaymayı hızlandırmış ve devlet ortalama %30 gibi olan gelir vergisini toplayamama durumuna gelmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti globalleşen dünyada evrensel ekonominin bir parçası olabilmesi için serbest piyasa şartlarında yapılanmalıdır. Yabancı sermayenin yatırım maksadı ile yurdumuza gelmesi , yerli yatırımcıların tasarruflarını üretime dönüştürmesi, reel sektörün yurdumuzda canlanması Türkiye’nin  sağlıklı bir finans yapısına sahip olmakla beraber yatırım açısından cazip bir ülke haline gelmesi ile mümkün olabilir. Bu açıdan bizce gerçekleşmesi zor olmayan ancak yıllardır bir türlü gerçekleştirilemeyen yapısal reformların gerçekleşmesi ile Türkiye batı normlarında idare edilen bir ülke konumuna gelmelidir. Türkiye enerji açısından, işçilik  bedeli açısından , vergilendirme açısından  rekabet  edebilir bir ülke konumunda değildir.

Finansal argümanların reel yatırım araçlarından daha cazip olması nedeniyle sermaye üretim yerine finans sektöründe kalmıştır.  Devlet bütçesinin açık vermesi , ayrıca  vergilendirmede üretim yapan reel sektörün esas kaynak olarak görülmesi reel sektörün üzerine taşıyamayacağı boyutta yük getirmiştir. Yeterince yatırım olmaması ve  hantal devlet yapısının yönetim maliyetinin finans sektörü yerine zaten zor durumda olan reel üretim sektöründen alınmaya çalışılması Türkiye’yi yatırım acısından hiç de cazip olamayan ülke konumuna getirmiştir.

Merkeziyetçilikten arınmış, girişimci, pazara dayalı, rekabete dayalı , reformist piyasa yapısı dünyada başarılı olurken, Türkiye’de buyurgan bir ekonomik yönetimin başarılı olması düşünülemez.

Tekstil sanayiinin güçlü yapısını devam ettirebilmesi ve daha da güçlü hale gelebilmesi için, tarımcı, ıslahçı, üretici, çırçırcı, iplikçi, dokumacı, örmeci, boya-terbiye ve konfeksiyoncunun bu bilinç içinde ve birbirinin sorununu bilen bir biçimde işbirliği içerisinde olmalıdır.

Devlet desteğiyle yeni pazar arayışlarına gidilmelidir. Pazar çeşitlendirilmesi amacıyla yeni yöntemler benimsenmeli ve hedef pazarlara yönelik belirli bir program yapılmalıdır. Bu doğrultuda Polonya, Ukrayna, Türkiye ve Afrika Pazar hattının açılması için gerekli girişimlerde bulunulmalıdır.

Vergi ve gümrük mevzuatında tekstil endüstrisini rahatlatacak düzenlemeler yapılmalıdır.

Hammaddenin sanayiciye dünya fiyatlarıyla ulaştırılması sağlanmalı, sanayicinin kullandığı enerji dünya fiyatlarının üstünde olmamalıdır.

Dünya pazarlarında rekabet yapabilmek için sadece ucuz ürün piyasaya sürmek yeterli olmayıp, kaliteli ürünlere yönelmeli ve kalitenin sürekliliği sağlanmalıdır. Tam zamanında üretim ve teslimin esnek üretim, kalite, rekabet koşulları içerisinde, tekstil sektöründe Toplam Kalite Yönetimi kavramının yerleşmesi ve öne çıkartılması zorunludur.

Çevre ekolojisi başta olmak üzere üretim ve insan ekolojisi konularında standartlar çıkarmaya çalışan Almanya gibi ülkelerin ve Avrupa’nın koyduğu kota, anti-damping, yeşil nokta, EKO-TEX, Azo Boyarmadde engellerini nasıl aşacağını sektör, sistematik ve bilimsel yaklaşımlarla çözmek zorundadır. Çevreye ve insan sağlığına zarar vermeyen ürüne yönelmeli ve gerekli testlerin yapılabildiği kontrol laboratuvarlarının sayısı artırılmalıdır.

Eximbank kredisi limitlerinin artırılması, bunların ihtiyaç sahibi üretici ve ihracatçıya ulaştırılması zorunludur.

Moda-marka yaratılmalıdır. Konfeksiyonda dünya standartlarını yakalayabilmek için verimlilik ve eğitime yönelik çalışmalara ağırlık verilmelidir.