Torakoskopi, perkütanöz minimal bir invaziv teknik olarak 20. başından beri kullanılmaktadır. Torakoskopinin okülerinden direkt gözle bakılarak akciğerin büyük kısmı, paryetal plevra, diafragma, perikard ve mediasten gözlenmiş ve lizis, gibi bazı küçük girişimler sınırlı ölçüde yapılabilmiştir.

Işığa duyarlı silikonçip kullanılarak minyatürize edilen mikroçip kameraların üretilmesi ve endoskopların okülerine monitorize edilmesi ile videoskopik cerrahi uygulamaları, başta olmak üzere bir çok branşta büyük bir kazanmıştır. VATS uygulamaları cerrahisinde son 25 yıl içerisindeki en önemli gelişme olarak edilmektedir.

Plevral kavite kez tarafından 1902 yılında köpeklerde bir sistoskop ile incelenmiştir. İnsanlarda torakoskopi uygulaması Ü.Tıp .’den Hans Christian Jacobaeus tarafından gerçekleştirilmiştir. Araştırmacı, o yıllarda tüberküloz tedavisinde kullanılan, ‘yapay pnömotoraks’ ile kollaps için intraplevral pnömoliz tekniğini geliştirmiştir.

İlerleyen yıllarda torakoskopi Dr. Anton Stattler tarafından kullanılarak, 1936 yılında spontan pnömotoraksın morfolojik görünümü tanımlanmış ve tedavisinde talk pudraj yöntemi kullanılmıştır. 50’li yıllardan 80’li yılların sonuna kadar torakoskopi uygulamaları, dar çerçeve içerisinde devam etmiştir. 90’lı yılların başında VATS toraks cerrahisine bir devrim yaratmış ve yaygın kullanım alanı bulmuştur.

Uygulama Alanları

VATS, birçok tanı ve tedavi amaçlı girişimlerde yerleşmiş bir teknik olarak kullanılmaktadır. Tanı amacı ile plevral ve parankimal biopsilerde kullanımı, torakoskopinin açık torakotomi öncesi yapılan standart uygulamasıdır.Güncel uygulama alanları olarak, plevra, akciğer, perikard, mediasten biopsileri, plörödezis, plörektomi, periferik pulmoner nodüllerin ‘wedge’ rezeksiyonu, pnömotoraksta bül rezeksiyonu, perikarda yönelik bazı girişimler, mediastinal kistlerin eksizyonu, mediastinal evreleme, sempatektomi ve lobektomi sayılabilir.

VATS Cerrahisinin Kontrendikasyonları

Plevral kavitede yeterli yer olmaması VATS’ ın kesin kontrendike olduğu durumların başında gelir. Pnömotoraks oluşturmayı önleyecek derecede yapışıklıkların var olduğu durumlarda en az 100-200 ml’lik parsiyel pnömotoraks oluşturulamazsa torakoskopi yapılamaz. Ventilatör desteği gerektiren solunum yetmezliği bir diğer mutlak kontrendikasyondur. Solunum fonksiyonlarının ileri derecede düşük olması ile seyreden, tansiyon pnömotoraksı veya masif plevral effizyonu olan ve torakoskopi sonrasında kollabe olan akciğeri ekspanse olarak solunum fonksiyonlarının düzelmesi beklenen hastalar dışındaki, ‘istirahat dispnesi’ bulunan hastalara torakoskopi uygulanmamamlıdır. Diğer kontrendikasyonlar görecelidir. Bunlar; hastanın mevcut diğer diğer kronik hastalıkları, genel durum bozukluğu, yüksek ateş (ampiyem hariç) hipoksemi, hipokoagülobilite, kardiak sorunlar ve önceki torakotomilerdir. Son 3 ay içerisinde MI geçirmiş ve gerekli kardiyak incelemeleri yapılmamış olan hastalarda da torakoskopi yapılmamalıdır.

Videotorakoskopik Cerrahi Ekipman

Torakoskopi ekipmanı elektronik, hassas aygıtlar olduklarından bakımları yapılırken ve operasyon sırasında dikkatli davranmalıdır. Bir torakoskopi setinde ucu 0′(düz), 30′ (oblik açılı), 90′ (dik açılı) görüntülü rijit ve/veya fleksbl torakoskop, bunun ışık kaynağı ile irtibatını sağlayan fiberoptik ışık kablosu, soğuk ışık kaynağı, torakoskopa monte edilen ve görüntüyü ekrana yansıtmaya sağlayan kamera, monitör ve görüntüleri kaydetmek için video cihazı mevcuttur. Cerrahın manipulasyon için kullanacağı başlıca aletler; 5 mm’lik, 10 mm’lik, 12 mm’lik ve 15 mm’lik trokarlar, bujiler, endoskopik stapler, endoskopik akciğer pensleri, endoskopik diğer pens, ekartör, makas, endo loop, endo portegü gibi sütür ekipmanlarından oluşur.

Videotorakoskopide Hasta Hazırlığı

Ameliyat öncesi hazırlık herhangi bir major göğüs cerrahi girişiminde olduğu gibidir (SFT, kardiak inceleme). Ancak VATS ile solunum fonksiyonları post-op dönemde açık torakotomideki kadar etkilenmediğinden, cerrahi girişim olarak görülmeyen bazı yaşlı ve kardioplumoner yetmezliği olan hastalar vats ile opere edilebilmektedir. Hastalar tek akciğer anestezisini tolere edebilmelidir. Operasyon öncesi hasta anlayabileceği şekilde bilgilendirilmeli ve gerekli görüldüğünde açık torakotomiye geçilebileceği hususunda aydınlatılmalıdır.

Tansiyon pnömotoraks veya masif plevral efüzyon bulunan durumlarda terapötik plevral drenaj torakoskopi sırasında sağlanabilir. Birçok hastalıkta akciğer ve plevranın da diğer hastalıklardan etkilenebileceği göz önünde tutulmalıdır. Hastanın daha önce sistemik steroid veya immünosupresif tedavi görüp görmediği araştırılmalıdır. Akciğerden rezeksiyon yada biopsi yapılan bu tür hastalarda oluşan bronkoplevral fistüller geç iyileşirler.

Radyolojik değerlendirmede rutin olarak P-A ve lateral göğüs filmleri mevcut olmalıdır. Bu hastaların hemen tamamına artık BT de artık radyolojik rutinler içinde sayılmalıdır. Pulmoner infrakt düşündüren olgularda ventilasyon perfizyon sintigrafisi yardımcı olurken, diffüz akciğer hastalığı bulunan olgularda bu tetkik torakoskopi uygulancak hemitoraksı saptamak için kullanılabilir. Radyolojik tetkikler torokoskopun toraksa sokulacağı en ideal yerin saptanmasını sağlar. Torakoskopi öncesinde akciğer fonksiyon testleri (spirometri, akciğer volüm ve difüzyon kapsitelerinin ölçümü) yapılarak ve kan gazları tetkik edilerek hastanın respiratuar durumunun değerlendirilmesi hem operasyon sırasında hasta çift lümenli tüple entübe edildiğinde bir akciğer solunum dışı bırakılacağından, hem de operasyon sonrası hastanın pulmoner rezervlerini saptamak için gereklidir. Daha evvel geçirilmiş bir MI ve aritmilerini saptamak için EKG çekilmeli eğer gerek görülürse eforlu EKG, sintigrafi gibi ileri tetkikler yapılmalıdır.

Plevral effizyonu bulunan hastalarda rutin olarak plevra sıvısının biojkimya, bakterioloji, patoloji lab.’na gönderilerek inceletilmesi ile tanıya varmaya çalışılmalıdır. Bu metodlarla hastaların %50’sine tanı koymanın mümkün olduğu düşünülürse hastada gereksiz yere torakoskopi olmaktan kurtulacaktır.