A VİTAMİNİ

Yağda eriyen vitaminlerden biridir. Retinoidler verilen yaklaşık 2500 kimyasal bileşik ile provitamin A karotenoidleri verilen kimyasal moleküller vitamin A ailesini oluşturur. All-trans retinol () retinoidler sınıfındaki bileşiklerin en önemlisidir. Karotenoidler arasında vitamin A çevrilme oranı en yüksek olan molekül Beta karotendir. A hayvansal ürünlerde, örneğin balık karaciğer yağı, karaciğer, süt yağı ve yumurta sarısında bulunur. Renksiz denecek kadar açık sarı renkte bir vitamindir. Hayvansal yağlar, vitamin A yanında değişik derecelerde karotenler de içerirler. Karotenler bitkilerde bulunur ve fotosentezde katalizör rol oynarlar. Bu nedenle koyu yeşil yapraklı bitkilerde daha çok bulunur. Havuç dışında kalan diğer kök ve yumru çok az karoten içerirler. Domatesin ana karotenoidi olan laykopen A vitaminine dönüşmez. Bazı palmiye yağları da karotenlerin zengin kaynaklarındandır. Meyveler arasında kayısı iyi bir kaynağıdır. Vitamin A ve karotenler yağda kızartma dışındaki pişirme yöntemlerine daha dayanıklıdırlar. Açıkta, güneşte uzun süre meyvelerde kayba neden olur. A vitamini gereksinimi belirtilirken retinol esdegi ( RE= Retinol Eşdeğeri ) biriminin kullanılması uygundur. Vitamin A, ortamda yeterli yağ varken % 80 oranında emilir. Karotenlerin emilimi bunun yaklaşık yarısı kadardır.

1) Epitel dokuyu sertleşmeye ve dejenerasyona karsı koruyan muköz salginin sentezine yardim eder. Epitel , vücudumuzu kaplayan derinin üst tabakasinda, , agiz, solunum ve sindirim sistemi iç yüzeylerinde bulunur. Epitel sağlıklı olduğunda vücuda bakteri girişini engelleyici bir rol oynar.

2) Gözün karanlıkta görmesini sağlar. Rodopsin, parlak ışıkta parçalanır, yeniden yapımı vitamin A aracılığı ile olur.

3) Ameloblast oluşumunu sağlar. Ameloblastların sağlıklı diş mineleri yaratabilmeleri ancak yeterli vitamin A varlığında mümkündür.

4) Kemik büyümesi, üreme fonksiyonu ve genel büyüme sürecinin gerçekleşmesinde etkindir. Vitamin A yetersizliği protein sentezini olumsuz yönde etkiler, bu durumda tiroksin yapım hızı azalır. Embriyo gelişmesinde güçlü bir morfojen (doku farklılaşmasında ve gelişiminde etkili öğe) olarak çalışır.

5) Immün cevabin oluşmasında, hematopoezde, iştah ve işitme de etkindir. Karaciğer vücuda bir kaç ay yetecek kadar vitamin A depolayabilir. Fazla A vitamini almak toksik etki gösterir. Toksikasyon belirtileri anoreksi, yorgunluk, ağırlık kaybı, duyarlılık, deride kasıntı-kuruma, eklem ağrıları, karaciğer ve dalak büyümesi, saç dökülmesi ve bas ağrısıdır. Gebelikte özellikle ilk trimesterde yüksek doz A vitamini alımı dölün gelişimini olumsuz etkiler, düşük ve doğum efektleri meydana gelebilir. Fazla karoten alınması genelde sakıncalı değildir fakat deriyi sarıya boyar A vitamini yetersizliğinde ise büyüme geriliği, gece körlüğü, gözlerde iltihaplanma, müköz membranlarda kuruma, buna bağlı olarak bakterilere direncin azalması, kseroftalmi, keratomalasi ve dişlerde malformasyonlar oluşur. Akut toksisite durumunda intrakraniyal (kafa içi) basınç artar, bulantı, kusma, bas ağrısı oluşur. Kronik toksisite, aylarca günlük gereksinimin 10 kati kadar veya daha fazla alınması durumunda ortaya çıkar. Günlük gereksinimi yetiksin kadınlarda 800 mcg RE ve yetişkin erkeklerde 1000 mcg RE olarak belirlenmiştir.

B VİTAMİNİ

B Kompleks vitaminleri (B complex vitamins): Fonksiyonları birbirleriyle bağımlı ancak yapıları farklı suda çözünen bir grup vitamine verilen ad. Tiamin, riboflavin, B6 vitamini, B12 vitamini, Niasin, Folik asit ve Pantotenik asit ve biyotin bu grupta yer alır.

B1 vitamini (Vitamin B1): Tiamin olarak da bilinir. İlk bulunduğunda antiberiberi faktörü veya antinöritik faktör olarak isimlendirilmiştir. İlk kez Williams ve Cline tarafından sentez edilmiştir ve kimyasal yapısındaki amin ve sülfür (thio) grubundan dolayı “tiamin” adini almıştır.

B2 vitamini (Vitamin B2): Riboflavin olarak da bilinir. 1879 yılında süte sari-yeşil renk veren pigment olarak tanımlanmıştır. 1900 lü yıllarda vitamin olarak önemi anlaşılmıştır.

B6 vitamini (Vitamin B6): Pridoksin ve türevleri B6 olarak bilinir. Pridoksin 1938 yılında bulunmuş ve hemen arkasından sentezi yapılmıştır. Daha sonra pridoksal ve pridoksamin bulunmuş ve bunların pridoksinle metabolik olarak ilişkili oldukları saptanmıştır.

B12 vitamini (Vitamin B12): Pernisiyöz anemi 1855 yılında tanımlanmış, bu öldürücü hastalığın 1926 yılında bir beslenme bozukluğu olduğu günde 100-200 g karaciğer yedirilerek tedavi edilebileceği belirlenmiştir. Karaciğerdeki Pernisiyöz animiyi iyileştiren faktör 1948 yılında izole edilmiştir. B12 vitamini mide sıvısındaki intrinsik faktörle etkileşerek Pernisiyöz anemiyi iyileştirdiğinden buna ekstrinsik faktör de denilmiştir. Kobalamin adıyla da bilinir. Çünkü yapısında kobalt içeren porfirin benzeri bir halka bulunur. Siyanokobalin tedavide kullanılan ticari formudur. Diyet ve dokularda 5 deoksi adenozilkobalamin, metilkobalamin ve hidroksokobalamin olarak bulunur. Koenzim olarak çalışan formları ilk ikisidir. Vücutta metiyonin sentetaz ve metilmalonil- CoA mutaz enzimlerinin koenzimi olarak çalışır. Sitozoldeki metiyonin sentetaz enzimi 5-metiltetrahidrofolatin tetrahidrofolata dönüşümünü sağlar. Bu dönüşüm olmazsa DNA sentezi ve poliglutamal folatin sentezi bozulur ve megaloblastik anemi oluşur. Metilmalonil koenzim A mutaz tepkimesi mitokondride gerçekleşir. Bu basamakta B12 vitamininin deoksiadenozilkobalamin formu işlev görür. Bu reaksiyon propiyonat ve karbon sayıları tek şayi olan (3,5,7 gibi) yağ asitlerinin yıkımını sağlar. B12 yetersizliğinde bu yıkım gerçekleşemediğinden sinir sisteminde metilmalonik asit birikimi olur. Bu da nörolojik değişikliklere yol açar. B12 vitamini besinlerde proteinlere bağlı olarak bulunur, mide asitliğinde serbest hale gelir, ancak bu formda emilemez. Emilebilmesi için mideden salgılanan intrinsik faktöre bağlanması gerekir. Normal alındığı durumlarda % 70 oranında emilir. Alim arttıkça emilim düşer. Yetersizliği çok uzun sürede ortaya çıkar. Yalnız hayvansal besinlerde bulunur. Tüm hayvansal besinler B12 vitamininden zengindir. Yetersizliği çok kati vejetaryen diyet uygulayanlarda, midede intrinsik faktör salınımının bozulduğu durumlarda bağırsaktaki divertikül ve fistüller sonucu oluşan bakteri stazinda ve parazitler nedeniyle ortaya çıkabilir. B12 vitamini gereksinimi 2 mcg/gün olarak belirlenmiştir. Vejetaryenlere B12 vitamini içeren multivitamin preparatlarini her gün kullanmaları önerilebilir. Intrinsik faktör yetersizliği olanlarda daha yüksek dozlarda her ay intramüsküler olarak verilir. Çok yüksek dozlarının (RDA Nin500 kati) toksik etki yaptığı saptanmamıştır.

B17 vitamini (Vitamin B17): Leatril veya amigdalin. Vitamin olarak kabul edilmemektedir. Bileşimindeki siyanid grubundan ötürü kanser tedavisinde yararlı olabileceği ileri sürülmüş, fakat bilimsel olarak yararı saptanamamıştır.

Bc vitamini (Vitamin Bc): Vitaminlerin yeni keşfedildiği yıllarda karaciğerden ekstre edilen ve makrositik anemiyi iyileştirdiği bildirilen bir bileşik. Daha sonra bunun Folik asit olduğu belirlenmiştir.

Bx vitamini (Vitamin Bx): p- Amino benzoik asit.

BT vitamini (Vitamin BT): Karnitin. Tenebriomonitor kurdu (un kurdu) büyümesi için elzem olduğundan BT vitamini adi verilmiştir. Ancak sağlıklı yetiksin bireyler için vitamin olarak kabul edilmemektedir

C VİTAMİNİ

Suda eriyen vitaminlerden biridir. Askorbik asit olarak da bilinir. Vitaminlerden içinde harabiyeti en kolay olan vitamindir. Ancak güçlü bir indirgeyicidir. Folik asidin tetrahdrofolik aside indirgenmesini sağlar. Membranlara bağlanmış tokoferoksil radikalini yeniden aktif tokoferole çevirerek E vitamininin dayanıklılığını arttırır. Hidroksilasyon tepkimelerinin kof aktörüdür. Bu nedenle kollojen sentezi için prolin ve lizinin hidroksilasyonunu sağlar. Vitamin C yetersizliğinde görülen belirtilerin çoğu kollojen sentezi ve depolanmasindaki bozukluğa bağlıdır. Vitamin C ayni zamanda karnitin ve noradrenalin sentezinde görev alır. Beyinde triptofandan serotonin oluşumunda rol oynar. Retiküloendoteliyel dokulardaki ilaçları metabolize eden sistemin (mixed function oxygenase system) aktif olarak çalışmasını sağlar. Yetersizliğinde bu sistemdeki enzimlerin aktivitesi azalar. Stres, ilaçlar ve kimyasallar Askorbik asit gereksinimini arttırır. Karaciğerde kolesterolün hidroksilasyonunda ve safra asitlerine dönüştürülerek atımında rol oynar. Böylelikle kan ve karaciğer lipid düzeylerini düşürebileceği bildirilmektedir. Sindirim sisteminde hem olmayan demirin emilimini arttırır. Etsiz, laktoovovejeteryan diyetine günde 3 kez, ana öğünlerde eklenen 50 mg Askorbik asit preparatı veya buna eşdeğerde vitamin içeren yaklaşık 110 g portakal diyetin demir emilimini 3,5-4 kat arttırmıştır. Vitamin C demir emilimini arttırıcı etkisini demirle alkali ortamda çözünebilir kompleksler oluşturarak gerçekleştirir. Vitamin C öğünle birlikte veya vakit geçirmeden öğünün hemen arkasından alınırsa bu etkiyi gösterir. Öğünlerden önce veya sonra alındığında bu etki görülmez. Vitamin C sindirim sisteminde sodyuma bağımlı aktif transportla emilir. Bunu takiben plazmaya geçer, eritrosit ve lökositlerin yapısına girer. En çok bulunduğu dokular böbrek, retina ve hipofiz bezi ve beyindir. Alınan C vitamininin fazlası böbrekler yoluyla dışarı atılır. Ana metabolitlerinden birisi oksalattır. Bu nedenle yüksek dozda uzun süre vitamin C alımında oksalat tasları oluşabildiği bildirilmiştir. Vitamin C kaynakları turunçgiller, çilek, domates, kivi, yeşil yapraklı sebzeler, lahana ve karnabahardır. Vitamin C nitratlardan nitrosamin oluşumunu engeller. Bu nedenle nitrit, nitrat katkısı yapılmış besinlerden sindirim sisteminde nitrozamin oluşumunu engellemek için C vitamininden zengin bir besin alınması önerilir. Böylece mide ve özefagus kanserlerine karsı koruyucu olduğu belirtilmektedir. Uzun yıllardan beri C vitaminin soğuk algınlığından koruyucu etkisi üzerinde durulmaktadır. Bu konuda yapılan çalışmalar sonucunda C vitamininin profilaktiik etkisi tespit edilmemiştir. Ancak soğuk algınlığı geçiren kişilerde hastalık süresini kısalttığı ve semptomların ciddiyetini azalttığı bildirilmektedir. Sigara içiminin C vitamininin kandaki düzeyini düşürücü etkisi olduğundan, sigara içenlerin normallere göre 2 kat daha çok C vitamini almaları gerekmektedir. Vitamin C yetersizliğinde skorbüt ortaya çıkar. Vitamin C nin günlük alınması gerekli miktar yetiksinler için günde 50-75 mg dır.

D VİTAMİNİ

Kalsiferol olarak da bilinir. Yağda eriyen vitaminlerden biridir. İki farklı molekül bu sınıfta yer alır. Bunlardan Ergokalsiferol (Vitamin D2) bitki sterolü olan ergosterolün ışınlandırılması ile elde edilir. Yıllardır bu form riketsin tedavisi ve önlenmesinde kullanılmaktadır. Kolekalsiferol (Vitamin D3) 7-dehidrokolesterolün ışınlandırılması ile elde edilir veya deride güneş ışığı etkisi ile oluşur. Kolekalsiferol riketsi önlemek ve tedavi etmek için vitamin D2 den daha etkilidir. Vitamin D önce karaciğerde, sonra da böbreklerde hidroksillenerek aktif hale döner. Besinlerde doğal olarak çok az bulunur. Esas kaynak güneş ışığı ile derinin temas etmesidir. Vitamin D hücre membranlarindan geçerek hücre içinde spesifik bir reseptöre bağlanır. Daha sonra nükleusa geçip DNA ya bağlanır ve özel bir protein veya peptidlerin sentezi için mesajcı RNA yapımını uyarır. Bargırsaklarda bu yolla kalsiyum emilimini sağlayan kalsiyum bağlayan protein (CaBP) sentezi gerçekleşir. Vitamin D nin hücre nükleusunu etkileyerek aktivitesini göstermesi ona ayni zamanda hormon niteliği kazandırmıştır. Yetişkinde kan kalsiyumu düştüğü zaman kemiklerde osteoklast aktivitesini ve yeni osteoklastlarin yapımını uyarır. Kana kalsiyum geçişini sağlar. Büyüme döneminde vitamin D metabolitleri kemikte kondrosit hücrelerinin farklılaşmasında rol oynar. Böylelikle kemikte mineralizasyonu destekler. Riketsli çocukların enfeksiyona hassas olmasında vitamin D eksikliğinin rolü vardır. Ek vitamin verilerek bu bozukluk düzeltilir. Bir vitamin D metaboliti olan 1,25 dihidroksi vitamin D3, lösemi, akciğer ve kolon kanserlerinin tedavisinde hücre proliferasyonunu (hızla bölünüp çoğalma) inhibe (engelleme) ederek yararlı rol oynayabileceği bildirilmektedir. Yetersizliğinde çocuklarda rikets (raşitizm) yetişkinlerde osteomalasi oluşur. Vitamin D gereksiniminin en iyi karşılanma yolu güneş ışığından yeterince yararlanmaktır. Anne sütüyle beslenen bebekler 6. aya kadar yeterince güneş ışığı alamayabilirler. Bu nedenle ekleme gerekebilir. Yaslılarda da vitamin D suplemantasyonu gerekebilir.

E VİTAMİNİ

Yağda eriyen vitaminlerden biridir. Sekiz doğal formu mevcuttur. Bunlar bitkilerdeki homojentisik asitten elde edilir. Bunlarin dördü tokoferol, diğer dördü ise tokotrienollerdir. Sıvı yağlar, yağlı tohumlar, buğday ve embriyosu ve koyu yeşil yapraklı sebzeler en zengin kaynaklarıdır. Yapısal özelliği gereği kolayca okside olabilir. Bu nedenle poliansatüre yağları ve hücrenin diğer bileşenlerini serbest radikallerin oksidasyonundan korur. DNA sentezi ve immün sistemin stimülasyonunda rolü olduğu ileri sürülmektedir. Vitamin E nin emilimi yağ emiliminin sağlıklı olması ile mümkündür. Orta zincirli yağ asitleri vitamin E emilimini arttırır. Yetersizliğinde, hayvanlarda hücre zarının harabiyeti sonucu hücre içi maddeler hücre dışı sıvılara sızar. Bunun sonucunda miyopati, nöropati ve karaciğer nekrozu görülür. İnsanlarda yetersizlik belirtilerine prematüre bebeklerde ve yağ emilimi bozulmuş yetişkinlerde rastlanır. Yetersizliğin özel durumlarda oluşması diyetlerin genelde yeterli vitamin E sağladığını düşündürmektedir. Ancak diğer yandan antioksidan öğelerin (Vitamin E bunlardan biridir) alim miktarı, göğüs, barsak, akciğer kanserleri ve kalp damar hastalıklarına yakalanma riski arasında negatif bir iliksi bulunduğunu unutmamak gerekir. Bu durum yeterli vitamin E alımından çok optimum vitamin E aliminin ne olması gerektiği sorusunu gündeme getirmiştir. Alfa tokoferole en yüksek fizyolojik potansiyele sahip vitamin E formudur. Vitamin E aktivitesi internasyonel inüte (IU) olarak ifade edilir. 1 IU vitamin E= 1mg sentetik D alfa tokoferole asetat = 1.49 mg D alfa tokoferole dür. 1 mg tokoferole eşdeğeri (TE) 1.49 IU vitamin E ye ve 1 mg D alfa tokoferole eşittir. Diyetteki poliansatüre yağ asitlerinin tüketimi arttıkça vitamin E gereksinimi de artar. Bu nedenle vitamin E gereksinmesinin aşağıdaki formülle hesaplanması önerilmektedir. Gereksinim (IU)= 5.96 + 0.25 (% PUFA kkal + PUFA g). Avrupa da Uluslararası Yasam Bilimleri Enstitüsünün Beslenme Grubu günde 18 IU veya 12 TE vitamin E alimini önermiştir. İngiltere de her bir gram PUFA için 0.4 mg vitamin E alimi önerilmektedir. Sigara içenlerde gereksinim fazladır. Vitamin E farmakolojik dozlarda iyi tolere edilen bir vitamindir. Akut ve kronik toksisitesi düşük, yüksek dozlarda, mutajenik, teratojenik veya karsinojen değildir. Günde 3200 IU verildiğinde dahi çok az yan etki saptanmıştır. Yüksek doz vitamin E Parkinson hastalığının ilerlemesini yavaşlatabilmekte, iskemiden kaynaklanan doku harabiyetini azaltmaktadır. Katarakt oluşumunu geciktirici, arteritli kişilerde hareket kabiliyetini arttırıcı, diyabetlilerde komplikasyonları önleyici etkisi olduğu bildirilmektedir.