Üst düzey performansa sahip voleybol oyuncularının hazırlanmasında iki eğilim daha da çok karışıyor. psikolojik hazırlıkta birleşmeye önem verir, diğeri de bireysel bakış açısını önemser. Her iki eğilim de birbirini ne teorik ne de pratik açıdan edici özellikte değildir; tersine oyuncunun hazırlanışı konseptinin ana çerçevesinde birbirleriyle olarak bağlı olmak zorundadırlar. Voleybol bir takım sporunda, hazırlıkta bireye yönelme antrenmanın sonuç etkisinin arttırılma yollarını temsil eder.

Eğer üst düzey performansa sahip oyuncuların psikolojik farklılıkları sürekli göz ardı edilirse, Bireye yönelme yaklaşımının önemi, üst düzeyde performans beklenen voleybolda belirli eğitim metotlarının tamamen etkili olamayışında yatar.

Oyuncunun psikolojik hazırlığının için özelleştirilmesi

&;

Psikolojik hazırlığın birey için özelleştirilmesinin ana ön koşulu oyuncuların psikolojik farklılıklarının bilinmesidir. Antrenörün fonksiyonunun başarısının oyuncuların psikolojik farklılıklarını buluş hızına bağlı olduğu milli takımlarda gereklilik her şeyden önemlidir. , oyuncunun kişiliğinin, davranışsal ve aktivitesel farklılıklarının ve sosyal tanımının hatlarını belirlemektir.

Oyuncunun tanım bilgisi ile planlamayı ve bireysel psikolojik hazırlık sürecini yürütmeliyiz. 1979’da MIKSIK tarafından yapılan psikolojik araştırma, başarısızlık oranı düşük olan, dayanıklı, tutarlı oyuncular fiziksel olarak yetersiz olan oyunculardan daha az bireye özel psikolojik hazırlık ihtiyacında olduklarını gösteriyor.

Tam tersine bir fiziksel açıdan tutarlı olamayan bir oyuncu gelecek maç için kendi aktivitelerinin daha ayrıntılı bir planını elde etmelidir. Her durumu için önceden hazırlanmış tüm taktik değişkenleri elde etmelidir.

Fiziksel olarak dayanıklı olan oyuncu başlangıçta ısınmaya daha yavaş başlar ve bu yüzden bu oyuncuyu aktivite seviyesini giderek arttırarak, kısa süreli psikolojik hazırlık yoluyla iyi kullanmak gerekir. Üst düzey performansa sahip oyuncuların antrenman süresinde teker teker oyuncuların kaldırabilecekleri değişik boyutlardaki load ( ) miktarını göz önünde bulundurmak gerekir. Fiziksel olarak dayanıklı olan oyuncular uzun süreli antrenmana daha kolay dayanırlar ve monoton load ( ) ve bunun uygulandığı ortama karşı daha dirençlidirler.

Daha az dayanıklı oyuncular ise uzun süreli egzersizlerde daha çabuk yorulurlar ve monoton load ( ) olduğu zaman ilgilerini kaybederler. Böyle oyuncuların antrenmanda yapılması gerekenleri daha kısa zamanlarda ve değişken koşullarda daha kolay uygulayıp üstesinden gelebilecekleri açıktır.

Genellikle uzun süreli antrenman kamplarında uygulanan konsantre antrenman bu tür oyuncular için avantajlı olmaz.

Bir takımın dayanıklılık seviyesi oyun sonucuna etki edecek ve dönüm noktası olan durumlarda kendini gösterir. Bir takımın daha iyi olduğu durumlarda oyuncular daha az efor harcayarak oynarlar. Bu yüzden öngörülen ve önceden kazanılmış puanları kaybetmeye başlarlar. Sonra geç olmadan bu durumu tersine döndürmeye çalışırlar. Oyuncular maçın bu tarz dinamiklerine farklı tepkiler vereceklerdir.

Fiziksel olarak güçlü oyuncular maçın kritik safhalarında daha çok güç harcarlar. Maç yaklaştıkça bu tip oyuncuların kazanma isteği artar ve daha çok efor harcarlar. Ama daha dayanıksız olan oyuncular kaybedeceklerini düşünürler ve onların oyunun gidişatını değiştirmek için harekete geçmelerini sağlamak daha zordur.

Skorun sık sık değiştiği oyunlarda dayanıklı sporculardan oluşan bir takımın oyuncuları, daha azimle oynayacaktırlar.

Fiziksel olarak dayanıklı olan ve dolayısıyla daha güvenilir olan oyuncuların bir diğer önemli yönü de idrak kabiliyetine sahip olmalarıdır. İleri düzeyde fiziksel load ( ) sırasında yapılan oyun aktiviteleri ile ilgili olan tüm simülasyonların tam olarak idrak edilmesi tüm oyuncuların performansını arttırdığı bir gerçektir.

Daha az deneyimli oyuncularda idrak zorluğu olabilir (örneğin geniş bir bakış açısına sahip olamamak, renk duygusunun azalması, top hızına alışamama gibi) ve maçın önemine, maçın gidişatında önemli bir değişikliğe veya fiziksel bir yorulmaya bağlı olarak fiziksel gerilimleri artabilir.

Bu yüzden antrenman sırasında, özellikle “anahtar oyuncuların” ve “passers ( )” idrak durumunun gelişimini göz ardı etmemeliyiz çünkü onların görsel idrakindeki zayıflık passların hedefini bulmamasını ve dolayısıyla da takımın performansını azaltır.

Oyunda sadece gücün yönü değil, yaratıcı düşünce de kullanıldığında başarıya ulaşma olasılığı daha yüksek.

Yaratmak ve yaratıcı yaklaşım

Tüm üst seviye performansa sahip oyuncuların motor (teknik) yapısının ve oyun stratejilerinin gelişimi ve rakipleri şaşırtmak için uygulanan “antrenman egzersizlerinde yaratma ve bunlara yönelik yaratıcı yaklaşım” ilerlemeye giden yolu açar.

üst seviye performansa sahip oyuncularla yapılan araştırma sonuçları SPLEPICKA, KOBYLKA (1976) oyuncuların genel yaratıcılık seviyeleri ile belirli oyun durumlarının çözümü arasındaki bağı doğruluyor. Oyuncuların yaratıcılık seviyesi ne kadar yüksekse aşağıdakiler

a) a) Olağandışı, dikkatli ve yeni idrak yeteneği. Yaratıcı oyuncu,diğer oyuncularda başkalarının fark etmeyeceği şeyleri algılar. Daha çok kontak kurara ve bu yüzden oyunu daha esnektir.

b) b) Canlı imaj, hayal etme ve fantezi kurma yeteneği. Bu tür yeteneklere sahip oyuncular oyunun gidişatını kafalarında canlandırabilirler, bu imajları oyunun değişen durumlarına göre birleştirip değiştirebilirler.

c) c) Bir çok fikir üretebilme yeteneği. Düşünmek, belirli seviyelerde orijinallik taşıyan yeni fikirlerin ortaya çıkmasına yarar ki bu oyuncu çabuk karar verebilir, önceki oluşumlara göre çabuk çıkarımlar yapabilir. Oyunla ilgili üretilen olası fikirlerin oranı yüksek olur.

d) d) Dikkati değiştirme yeteneği. Yaratıcı oyuncular değişik dikkat durumları varsayabilirler. Bu durumlar oyunun gidişatına göre oyuna tamamen konsantre olma halinden belirli bir duruma konsantre olmaya kadar değişkenlik gösterebilir.

Araştırmalar gösteriyor ki sadece ortak yaratıcılık seviyesi ile bunun oyuna uygulanışı arasında değil, erkeklerle kadınlar arasındaki fark da önemli. Erkekler olağandışı durumlar için yeni fikirler üretmeye daha yatkınlar.

“Passer ( )” olarak kullanılan yaratıcı oyunculara sahip kontrollü takımlar oyunlarda daha etkili oluyorlar. Takımın tüm oyununu yönlendiren oyuncuları (“Passer ( )”) seçerken sadece fiziksel ve teknik özelliklerine değil onların yaratıcı düşünme yeteneklerine de bakmalıyız.

Yaratıcı yaklaşım sadece oyuncular için değil antrenörler için de gereklidir. Her bireyin az ya da çok yaratıcılık kabiliyeti vardır ama bu doğal yön genellikle uygulamaya zorlayan antrenmanlarda önyargı gelişimine sebep olur.

Günümüzde yoğun olarak eğitim veriyoruz ve yaratıcılık bazen bastırılıyor. Bu tür durumlarda oyuncular pasif kalıyorlar ki bu durum özellikle teşvik yönünde bakıldığında dinamik bir ortama ihtiyaç duyan genç oyuncular için hiç de uygun değildir. Bu, bazen genç oyuncuların daha kendi atletik doruklarına ulaşmadan sporu bırakmalarına sebep olan sebeplerden biridir. Antrenman sürecinde oyuncuların yaratıcılıklarını doyurmalıyız ki kalıptan çıkmış gibi birbirine benzeyen sporcular elde etmeyelim.

Antrenman içeriğini zenginleştirecek, aşırı doyum hissini engelleyecek ve hatta üst düzey performansa sahip oyuncuların antrenman etkisini arttıracak yollardan biri de ideomotor (bir fikrin ifadesi olarak vücutta hasıl olan çoğunlukla istem dışı bir harekete dair) eğitimdir.

Ideomotor eğitim

 

Ideomotor eğitim, motor aktivitesine olan olumlu etkisi tartışılamaz olsa da (PUNI, 1970) üst düzey performansa sahip voleybol oyuncularının hazırlığının doğal bir bölümü değildir.

Ideomotor eğitim, bütün bunlardan daha önemli olarak bir oyuncunun teknik ve taktiklerini geliştirmekte faydalıdır. Ideomotor hayal gücünü kullanır. Bir hareketin yoğun bir şekilde kafada canlandırılması, gerekli kas gruplarını harekete geçmeleri için uyandırır, çünkü korteksteki geçici bağlarını canlandırır. Bu aktiviteyi böyle çalışan kaslarda uygun fizyolojik süreçler takip eder. Bu tip değişimlerin sıradan hareketlere göre daha az yoğun olduğu bir gerçektir. Fakat temel motor aktivitelerinin seviyesi ve hepsinin üstünde sinir kaslarının koordinasyonu o motor aktivitesinin çerçevesi içinde bu yolla etkilenir.

Ideomotor eğitimin etkisi (Bir hareketin performansının hayal edilmesi) oyuncunun hayata geçireceği hareketin hayalinin en üst seviyede gerçekçi olmasıdır. Üst seviye performansa sahip oyuncular bu tip ileri seviye gerçekçi hayal gücüne sahiptirler ve ideomotor eğitimin etkisi daha belirgin olabilir.

Ideomotor eğitim, oyun sürecinin başlangıcından önceki durumlarda çok avantaj sağlayabilir, örneğin oyuncunun bir müddet konsantre olduğu servisten ve hareketin uygulamasını kafasında canlandırmadan önce. Bu durumda servis diğer zamanlardakinden birkaç kat daha güçlü olacaktır. Ideomotor eğitimle bağlantılı olarak eğitimle ilgili başka yönler de (oyuncuya bir başka fiziksel yükleme yapılmasını gerektirmeyen bir başka antrenman safhası) kazanmak mümkün olacaktır. Bir antrenörün egzersizlerinde acilen canlandırılmış idoemotor hayal gücünün fonksiyonunun olasılığını kullanması geçici de olsa motorun yanlışı yok edip yenileri yaratmasını güçlendirmek için avantajlıdır.

İdeomotoru antrenman kamplarının iskelet yapısı içerisinde kullanmak hepsinden daha avantaj sağlayıcıdır. Çünkü oyuncuların fiziksel antrenman load( )undan sonraki dinlenme sürelerinin daha verimli geçmesine katkıda bulunur ve daha etkin kılar ve simültane olarak başka bir antrenman safhasının rolünü oynar. Fakat Ideomotor, diğer antrenman aktivitelerinin eksik olduğu bu durumlarda ve geçici bağların bozulma sürecinin daha yavaş yapılabileceği durumlarda kullanılmalıdır. Eğer bir oyuncu bir rahatsızlıktan sonraki iyileşme safhasındaysa, ideomotor eğitim bazı kas gruplarının en azından minimum düzeyde uyarılmasını ve bunların körelme sürecinin yavaşlamasını ve oyuncunun yeniden eski performansına kavuşmasını sağlar.

Üst Düzey Performans Voleybolunun Sosyo Psikolojik Yönleri

Sonuçların oyuncuların bireysel hareketlerinden etkilendiği spor aktivitelerinde sosyo psikolojik faktör performans güvenilirliğinin vazgeçilmez öğesidir.

Bu tür bir sosyo psikolojik faktör her şeyden önemlisi bir takımın sosyo psikolojik iklimidir ki bu, “üstlenilen roller sistemi” denilen sistem, her takım üyesinin psikolojik uyumluluğu, takımdakilerin karşılıklı ilişkileri ve takımdakilerin karşılıklı davranışları tarafından oluşturulmuştur.

CHANIN (1970), SLEPICKA (1975), SLEPICKA-RYCHTECKY (1977) tarafından üst düzey voleybol takımlarının performansları üzerinde yapılan araştırmaların sonuçları bireyler arasın ilişkinin, ilişkiler ve oyuncuların oyun sırasındaki takım çalışması arasındaki bağı gerçekleştirmemize yardımcı oluyor. Yukarıdaki araştırmaların sonuçları karşılıklı işbirliğinin önkoşulu olan olumlu arkadaşlık ilişkilerinin değerlendirilmesi ve takım arkadaşlarının birbirlerine olan davranışları ile bağlantılı.

Olumlu karşılıklı ilişkiler geliştiren oyuncuların belirli bir durumda (örneğin pas atarken yakın oyunun koşulları müsaitse ilişkide bulunduğu arkadaşına atması gibi) birbirlerini seçtikleri çok açık bir biçimde gözlenmiştir. Bu, bir oyuncunun oyun için olumsuz bir pozisyon yaratsa da yakın arkadaşına pas atmak istemesi ile de sonuçlanabilir.

Yukarıda bahsedilen olumlu davranışların tersine olumsuz ilişkiler de takım ruhunu bozar.

Çok uç örneklerde, takım arkadaşlarının birbirleriyle yarış halinde olmaları durumunda iş sosyal olmayan oyuncuyu oynatmamaya kadar varabilir.

Olumsuz sosyal ilişkilerin olduğu takımlarda kendilerini başkasına yardım etmek için tehlikeli bir pozisyona sokmazlar ve bu yüzden oyuncular arasında daha çok karmaşa çıkar.

Bu tip uç noktadaki sosyo psikolojik durumları önlemek gerekir yoksa takımın performansı gittikçe düşer. En temel önlem takımın hem kısa dönemli (içinde bulunulan maç zamanı) hem de uzun dönemli (önemli bir maç öncesi bir antrenman kampı süresince) sosyal ortamı ve içindeki değişimler hakkında ayrıntılı bilgiye sahip olmaktır.

Kısa dönemli değişimler maçın gidişatında kendini gösterir. Maçın gidişatına kişilerin duygusal kararları maçta verilmesi gereken kararların önüne geçerek daha bariz bir biçimde ön plana çıkar. Bu yüzden her hata kabul görmeyen duygusal reaksiyonlardan kaynaklanır (tiksinme, öfke, depresyon); diğer taraftan başarı, her zaman kabul gören duygular meydana getirir. Bu duyguların dışarı vurumunun gidişatı ve yoğunluğu her zaman apaçık değildir. Takım ruhuna, karşılıklı ilişkilere, antrenörün rolüne ve izleyicilerin tepkilerine bağlıdır.

Bir takım arkadaşının maç sırasındaki bir başarıya verdiği olumlu reaksiyon veya sakinleştirici tutum artan prestijine ve de olumlu tepki veren kişinin otoritesine bağlıdır. Bu yüzden sosyal açıdan en çekici kişiyi seçme işini takıma bırakmalıdır. Sosyometrik değerlendirme sonucu en çok olumlu oy alan oyuncu en çekici olan olarak kabul edilir. Bu kişi antrenörün komutlarını oyunculara aktarır ve hepsinden önemlisi belirli bir yere kadar oyunda arkadaşlarının psikolojik durumlarını da kontrol eder (tebrik ederek, cesaretlendirerek, sakinleştirerek). Şimdiye kadar elde edilen tecrübeler de bu fikri destekler niteliktedir. İş, sadece doğru kişiyi seçmek ve onun sosyal becerilerini arttırmasına yardımcı olmaktadır.

Takımın ortamındaki uzun dönemli değişimlerde ise bu değişimlerin takım başarısıyla alakasını göz önünde bulundurmak ve bunları incelemek gerekir. Arka arkaya gelen başarısızlıklar, takım ruhunun kaybolmasına, motivasyonun azalmasına ve kişiler arası karmaşalara neden olabilir.

İzole edilmiş, dışarıyla sosyal ilişkilerin olmadığı bir yerdeki uzun dönemli antrenman kampları da gerginlik yaratabilir çünkü zaten günün uzun bir süresini birlikte geçiren kişilerin rahatlama ortamı bulamayabilirler. Sosyal monotonluk karmaşaları arttırabilir ki bu da antrenmandaki konsantrasyonu bozar.

Tüm takımın direnci sosyal yüklere karşı bireylerin gösterdiği dirence bağlıdır. Oyuncuları seçerken bunu da göz önünde bulundurmak gerekir. Eşit seviyelerde teknik becerilere sahip olan oyuncular arasından seçim yaparken sosyal olanları tercih edin.

Oyuncuların Seçimi

 

Bazı önemli maçlar için her oyuncu seçimi psikolojik problemler yaratır. Seçim genellikle maçın kendisinden daha büyük bir fiziksel yüktür. Seçim öncesi psikolojik yük bireylerin belirsizliğini uzatır. Seçim sürecinde izlenilmesi önerilen iki farklı görüş vardır: Antrenörler seçimi olabildiğince geç yapmayı tercih ederler çünkü oyuncuların performanslarından iyice emin olmak isterler. Diğer taraftan pozisyon için uygun her olası aday oynayıp oynamayacağını bilmek ister çünkü belirsizliğin yarattığı stresten kurtulmak ister. Psikolojik yönden bakıldığında her ili yaklaşım da kabul edilebilirdir fakat sonuçları oyuncuların zihinsel sağlığı ve psikolojik tutarlılığı açısından olumsuz yönde sonuçlanabilir.

Günümüz antrenmanlarında özellikle maçlardan beş-altı hafta önce seçim yapılması uygun bulunur. Bu mantıklıdır fakat uygulama zorunlu değildir; üstüne üstlük değişik durumlar olasılığına karşı esnektir. Seçimden sonra bile diğerleriyle hazırlık aşamasının sonuna kadar çalışacak olan yedek oyuncu kaynağı oluşturmak avantajlıdır. Bu tür bir yol çok sayıda aynı kaliteye sahip oyuncu ve maddi kaynak gerektirir. Bir adayın eforunun bazen eleme maçlarında en yüksek noktaya ulaştığı gerçeği erken seçimin yedek oyuncular olmaksızın yapılması psikolojik açıdan bir problemdir. Eğer seçildiyse kişinin motivasyonu düşer. Eğer seçilen kişi maça etkili bir eleme maçıyla seçileceğinden eminse ve antrenman eforunu düşük tutuyorsa bu motivasyon düşüklüğü genelde bilinçli olmaz.

Diğer taraftan sürekli ertelenen ve maça yakın bir tarih belirlenen seçim daha güvenilir oyuncularda oldukça fazla heyecan yaratır ki bunlar tüm enerjilerini seçim için çalışırken harcar ve seçimde yeteri kadar başarılı olamazlar.

Turnuva dışı maçlar için oyuncu belirlerken bir önceki maçın performansına bakarız ve takım yapısı maç sırasındaki gelişmelere göre düzeltilir.

Psikolojik bakış açısına göre açıkça bir önceki maçta başarısız olduğu görülen oyuncuyu belki bu maçta başarılı olur diye takıma seçmek yanlıştır. Antrenörün bu tip bir tutumu antrenörün antrenörlük kabiliyetine olan güveni sarsar ve takımın sosyo psikolojik iklimini kötü yönde etkiler.

Maçlarda sadece oyuncuların hareketleriyle veya maçın gidişatıyla ilgili yorum yapılmaz. Yeni oyuncu değişikliği yapmanın doğru zamanını bilebilme veya mola isteyerek oyunun yönünün değiştirebilme yetisi önemlidir. Antrenör oyunculara maç veya setin gidişatıyla ilgili bilgi verebilmelidir. Antrenörün yetenekleri tüm oyuncularınkinden daha iyi olmalıdır ki değişin her durumu değerlendirebilsin. Bunun ön koşulu oyuncular hakkında ayrıntılı bilgiye sahip olmaktır. Önemli maçların dönüm noktalarında asıl oyuncu yerine geçen oyuncunun oyuna ne gibi bir katkısı olabileceği, bunun psikolojik yönünün ne olacağı ve hepsinden önemlisi takım arkadaşlarına olan katkısı, yani takım arkadaşlarını fevkalade durumlarda sakinleştirme becerisinin olup olmadığı veya tersine durgunluk anında onlara cesarete verip veremeyeceği dikkate alınmalıdır.

Takımın psikolojik yapısındaki bu tür bir değişim maçın dönüm noktasında olumsuz sonuçlar da doğurabilir.

Ana prensip tüm oyuncular arasındaki düzeyli karşılıklı yarışma durumunu devam ettirmektir. Tüm oyuncular kendilerini dikkate alındığını ve takımın başarısına kendi becerileriyle katkıda bulunabileceklerini hissetmeliler. Sadece bu tür bir his her maçta maksimum konsantrasyonu, antrenmanda sorumlu davranmayı ve takımın iç bağlılığını sağlar.

Rahatlamanın Etkinliğini Arttırmak

Üst düzey performans gerektiren voleybolda antrenman yükünün hacmi ve yoğunluğu sürekli artıyor. Bu yüzden oyuncunun enerji jeneratörü birinci dereceden önem kazanır. Üç safhalı antrenmanda ki günümüzde sıkça kullanılır, her bireyin birinci aşamadan sonra diğer safhalar için yeterli enerji toplamaları için enerjilerini toplamaları beklenir. Üç safhalı bir antrenman sürecinde yorgunluk biraz karmaşık bir konudur ve psikolojik ve fiziksel açıları da içerir. Antrenman sürecine bu son yaklaşım oyuncunun eğilimini istenen seviyede tutar ve toparlanmak o kişinin elinde olur. Bir süre sonra etkin bir biçimde enerjisini toplayan kişi üst düzey performansı yakalayan kişi olur. Kas ve motor aktivitelerinin tek dış göstergesi psiko aktivitedir. Bu yüzden sinir sistemini rahatlamasına yol açabilecek her şey ilk sırayı alacak derecede önemlidir. Bu açıdan bakıldığında uyku ilk sıradadır. zihin Sağlığı açısından bakıldığında bir maçtan önce iyi bir uykunun sağlanması gereklidir. Bir antrenörün oyuncularının uyku koşullarını ve bu olanağı kullanmalarını sağlaması gerekir.

Temelde önemli amaçlar sırasındaki uykunun psikojenetik etkileri önemli bir problemdir. Oyuncunun günlük düzenini etkiler ve performansını sınırlar.

Buna ilaç yoluyla müdahale etmek mümkündür ama ilacın da dezavantajları vardır. Kısmi yan etkiler (hislerde azalma, tepkilerin yavaşlaması, baş ağrısı) oyuncuya belirgin bir şekilde yan etkisi olur ve bu doping konusuna giren bir meseledir.

Etkin uykuyu sağlayan psikolojik yolları kullanmak daha iyi bir çözümdür. Bu yollar çeşitli rahatlama teknikleridir.

Dinlenmenin etkinliği de değişik fiziksel yollarla arttırılabilir. Bunlar antrenmanda da kullanılan ve uygunluğu kanıtlanmış olan masaj, banyo ve sauna gibi yöntemlerdir. Yeni yeni kullanılan yöntemler arasında aeroionizasyon ve elektrostimulation (elektrouyarım) vardır.

En etkili yöntem tabii ki özel tasarlanmış bir odada insanın kendi kendine rahatlama yoluyla uyuma, masaj, tavsiye üzerine iyonize edilmiş havayı teneffüs etme ve antrenman sonrası kendi kendine kalma ve enerji toplamasıdır.