Ülkemiz bir tarım ve hayvancılık ülkesi olmakla beraber, yaylaların da içinde olduğu birçok doğal güzelliğe sahip bir ülkedir. Bu durum adı verilen bir takım faaliyetleri ortaya çıkarmıştır.

Tarım ve hayvancılık için yayla kullanımı

İç Anadolu ve Doğu Karadeniz bölgelerinde yaşayan ve hayvancılıkla uğraşanlar yaylaları otlak alan olarak kullanmaktadır. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde ise otlak olarak yayla kiralanması yapılmaktadır.

Yazlık alan olarak yayla kullanımı

Kırsal kesimde yaşayan halk yazın sıcak hava haşerelerden korunmak için kısa süreli yaylaya yerleşmektedir.

Yayla turizmi

Yaylalarımızın geleneksel ve yöresel özelliklerin tanıtıldığı hem yerli hem yabancı turistlerin tercih ettiği turizm merkezleri olarak kullanıldığını görebiliriz. Özellikle Karadeniz’ de yaygın olan yayla turizmi için örnek verilebilir.

“Yayla” kelimesi eski Türkçede yaz mevsimi anlamına gelen “yay” kökü ile hayvanları açıkta ve dağınık olarak otlatmak manasını ifade eden “yaymak” mastarından gelmektedir. Eski Türkçe’de “Yaylag” olarak kullanılmıştır.

Beşeri coğrafya faaliyeti olarak yayla, yazın sürüleri yaylamak amacıyla çıkılıp ikamet olunan yüksek ve serin yer, dağların üzerindeki yazlık bol otlu-sulak ikametgâh merave meralık dağ üstleri anlamlarına gelmektedir.  Koyun-keçi ve sığır sürüsü sahiplerinin, sürülerini taze ve kendini yenileyen verimli otlaklarda kolayca besleyebilmeleri için genellikle ilkbaharda çıktıkları; yaz boyunca kalarak, bazı hayvansal ürünler ürettikleri (sınırlı ekip-biçmelerde dahil); sonbaharda alçak yörelere (köylere) göçtükleri; sıra dağlar ve yer yer de küme dağların orman örtüleri üst sınırları üzerinde kalan alpin çayırlık alanlar ve buralarda kurulmuş konut toplulukları ile (bir köy-altı yerleşme şekliyle) temsil edilen geçici yerleşmelere denir.  Kültürel anlamda ise; boş zamanların değerlendirilmesinden insan sağlığına, panayırlar, şenlikler, adet-gelenek-görenekler, inanma, törelere dayalı bir uygulama pratiği içeren çok yönlü ve çok fakatçlı işlevleri olan bir mekandır.

Yaylacılık ülkemizin çok dikkate kıymet önemli bir beşeri coğrafya faaliyetidir. Çünkü ülkemizde yaylaların kapladığı alan yaylacılık faaliyetlerine katılan insan sayısı dikkate değer ölçüdedir. Anadolu’nun kıyılardan içlere, batıdan doğuya doğru yükseklik artışının olması marfolojik, topoğrafik, doğal bitki örtüsü ve iklim şartları açısından değişiklık göstermesi yaylacılık hareketlerine elverişli bir ortam sunar.

Türk halkının geleneksel hayat tarzlarından birisi olan yaylacılık, kırsal kesimde yaşayan yarı-yerleşik (yaylacı köylülerin) aileler arasından fazla hayvan besleyenlerin katıldıkları dikey doğrultudaki mevsimlik göç hareketidir.  Yaylacılık,  hayvan yetiştiriciliği etkinliğinin sonucudur. Yaylacılık etkinlik alanlarında, arıcılık da dahil tamamen hayvan ürünleri üretilmekte ve ekip-dikme, biçme etkinliği büyük ölçüde sınırlı kalmaktadır. Bu etkinlik çok önemli bir üretme faaliyeti değildir. Geleneksel yaylacılıkta temel ekonomik etkinlik hayvancılıktır.

Yaylacılık faaliyetlerine başlama ve bitirme tarihleri bölgelere bakılırsa değişiklik göstermekte olup ülkemizde yaylaya çıkış çoğu zaman nisan/mayıs, iniş ise eylül/ekim tarihleri arasındaki dönemlerde gerçekleştirilmektedir.Yaz başlangıcında, sıcaklarla beraber, binlerce insan köylerini kışlaklarını bırakır ve sürülerinin ardından taze havalı, hayvanlar için bol besinli bölgelere çıkar; köyler kasabalar boşalır ve sulak, yeşil vadilerdeki, serin yamaçlardaki bağlar şenlenir. Kışın soğukları kendini hissettirdiği vakit herkes durağan yurduna, sürüler ağıllarına, kışlaklarına basar.

Yaylacılık yaşamı, yalnız ekonomik amaçlı bir faaliyet değil, bununla birlikte bu faaliyeti icra eden insanoğlu için olmazsa olmaz bir gelenek, bir tutku ve kendine özgü bir töre ve alışkanlıktır. Yaylaya çıkmak belli bir sürede olsa üretmek, dinlenmek, ruh ve bedenen sağlığa kavuşmak ve moral kazanmak, yayla evini/çadırını şenlendirmek, baba ocağını tüttürmek o insanların bir ihtiyacıdır.

Yaylacılık sahalarındaki otlak alanlarda, yarı-göçebe aileler tarafından mevsimlik (sezonluk) yazlık yerleşmeler şu demek oluyor ki çadır evler yada organik-naturel olmayan malzemeden yapılmış kalıcı evler kurulmuştur.  Yayla yerleşmelerinde meskenler, genellikle bölge özelliklerini yansıtırlar ve sıradan inşa edilirler. Yaylacılık etkinlik alanları, yani yayla otlakları, hemen tümüyle hazine arazisi (kamu malı) olmaktadır.

Türkiye nüfusu her geçen yıl daha fazla kentsel görünüm kazanmakta ve kentlerde yaşayan nüfus, kırsal nüfusu geride bırakmaktadır.  Bir süre öncesine kadar nüfusumuzun büyük bir kesimi kırsal kesimde yaşıyordu ve yaylalar toplumumuzda büyük bir önem taşıyordu. İnsanlar geleneksel olarak yaylacılığı yazın hayvanlarını otlattıkları bir sürede konakladıkları bir alan/mekan olarak kullanırlardı.   Günümüzde ise kırsal kesimin yanında, şehirlerde oturanlar tarafından da sosyal ve kültürel bir yaşam biçimi olarak, büyük ölçüde dinlenme mekanları ve alternatif gezim kapsamında ikinci konut alanları olarak değerlendirilmektedir. Yaylalar, yerleşik halka da cazip gelmektedir. Yaylalar sağlıklı, temiz ve serin (yayla) havası nedeniyle dinlenmek amaçlı belli bir vakitın geçirildiği yazları nüfuslanan yerler haline gelmiştir.   Bu durumun doğal bir sonucu olarak da, Türkiye’de yayla sayısı giderek azalmakta ve bir çok yayla yerleşmesi ise geleneksel işlevlerinden ziyade rekreasyonel amaçlara hizmet eder duruma gelmektedir.  Bu gelişim bu alanları turizm için de cazip hale getirmiş ve ülkemizde bazı bölgelerde gezim tesisleri kurulmaya başlanmıştır. Gezim fakatçlı yaylaların sayısı her geçen gün artmaktadır. Çağımızda yaylacılık bir alternatif turizm biçimi olarak önem kazanmaktadır.  Bu vaziyet yaylaların özenle korunmasını gerektirmektedir. Koruma işi, karakteristik bitki türleri ile yine karakteristik hayvan türleri doğrusu (naturel çevreye özgü flora ve faunanın) organik yapının korunması şeklinde olmalıdır.

 

:

Trabzon’da yayla evleri ufak ebatlı olup birkaç ana mekandan teşekkül ettirilmiştir.

Köy evlerinin küçük bir modeli şeklinde tasarlanmışlardır. Yapı malzemesi ahşap ve taştır. Örtüde, iç kısımlarda kalan ve ormanı azca olan yaylalarda toprak, diğer kısımlarda ahşap (hartama-bedevra) kullanılır. Son yıllarda orman varlığının tükenmesi sonucu ahşap araç-gereç yerini biriket, tuğla ve saca bırakmıştır.

Yayla evleri, köy evleri gibi iki katlıdır. Zemin katın yarısına ahır yerleştirilmiştir ve duvarları taştır. I. Kat tamamen yaşama alanı olarak değerlendirilmiştir. Trabzon’un doğusunda ve batısındaki yayla evlerinin bölümlerinde farklılık görülür.

kaldıralak yayları trabzomn

Akçaabat, Vakfıkebir ve Tonya yaylalarında evin aşhanasına iki yandan iki kapı açılır. Bu kısmın zemini toprak olup ortasında ocak bulunur. Ocak yanında ihtiyarların yatmasına yarayan sedir-peyke yer alır. Aşhanada yemek pişirilir, iş yapılır ve oturulur. Aşhananın bir köşesinde kap kacak koyulan bir dolap, raf ve suluk bulunur. Aşhanadan bir kapı kapak ile ahıra inilir. Aşhana ile kiler içinde ahşap bir seki olan tahta üstü bulunur. Kilerde gençler, gelinler kalır, süt, peynir burada saklanır.

Trabzon’un doğusundaki yayla evlerinde, evlerin girişinde otana olarak adlandırılan bir bölme bulunmaktadır. Buradan aşhana veya göçevine girilmektedir. Aşhananın yada göçevinden direkt kilere , odaya geçilmektedir. Aşhananın bir kısmı tahta döşeli, bir kismi topraktır. Yine ocak ve suluk bulunmakta, aşhanaya açılan bölme sayısı bazen ikiye çıkmaktadır. Bu odalara süt ve peynir koyulmaktadır.
maçka dağları yayla
Her yayla evinin belirli, çevrili bir çayırı vardır. Bu çayırın ev eyakın olan bir yerinde minik bir bahçe yapılır. Burada lahana, soğan gibi sebzeler üretilir. Koyun sürüsü olan evlerin ağılı da evin civarlarında kurulur. İnekler ve koyunlar obanın dışında yaylımlarda otlarlar.

Yaylalarda halkın gereksinimlarını karşılayabileceği birkaç dükkan kahvehane, fırm, han, cami gibi yapılar bulunur. Büyük obalarda cuma günleri pazarlar kurulur. Çevre obalardan gelen halk burada alış veriş yaparlar, buna yayla haftası denir.

süper yaylalar

Yaylada beraber yapılan işlerin başında ot biçimi gelir. Köydeki tarla işleri bitince, bütün yetişkinler, gençler-gelinler yaylaya çayırları kesmeye çıkarlar. Güzel hava olunca hemen otları kesip kaldırmak gerekir. Ot biçimi sırasında obaların nüfusu artar. Gündüzleri ot biçen gençler geceleri sabaha kadar eğlenir.

güzel yaylalar

Yaylalarda büyük şenlikier, toplantılar “dernekler”, ha la, sürdürülmektedir. Bu dernekierin ilk kuruluş tarihieri yüzyıllarca eskiye gitmekte ve efsaneleşmiş bulunrnaktadır. Günümüzde daha çok eğlence şeklinde yaşatılan bu yayla dernekierinden bazılarına şu demek oluyor ki değinmek isterim.

ayder yaylası

1-Kadırga-Otçular Haftası: Akçaabat-Tonya-Maçka-Torul ilçelerinin sınırlarında Kadırga denilen eğimli mevkide düzenlenir. Derneğin kurulduğu çarşı, ‘dükkanların’ yakınında büyük bir namazgah bulunur. Mayıs ayından itibaren Kadırga’nın dükkanları açılır.

Kadırga’da büyük şenlik ve eğlence Temmuzun üçüncü cumasında düzenlenir. Her köyden ve obadan eğlenceye katılmak üzere büyük gruplar yola çıkar. Geleneksel giysileri içinde kemençe, davul, zurna eşliğinde horon teperek, türkü söyleyerek gidlir. Bu gruplarda önde erkekler, arkada hanımlar yer alır. Yürüyüş ve oyunları atlı veya yaya yöneticiler yönetim eder. Kadırga düzlüğüne topluluklar horon oynaya oynaya gireler ve belirli alanlarda oyunlarına devam ederler. Böylece çok sayıda horon halkaları kaynaklanır. Daha sonra yemekler yenilir, içilr. Akşam üstü alış veriş yapılır. Yine çala söyleye obalara ve köylere dönülür.

yaylalar

2- Hıdırnebi-Karadağ Derneği: Akçaabat’ın Hıdırnebi Dağı’nda yapılır. Eski takvimle her yıl orak ayının yedisinde (20 Temmuz’da) kutlanır. Akçaabat, Tonya ve Vakfıkebir’in yöre obaları tarafınca kurulur. Hıdır-Hızırnebi eski bir yatır olmalıdır. Buradaki dernekte de tıpkı Kadırga benzer biçimde topluca eğlenilmekte, yiyilip, içilmektedir.

3- Sis Dağı Derneği: Vakfıkebir’in, Şalpazarı köylerince Sis obasında her yıl Temmuz sonu Ağustos başlarında kurulur. Sis Dağı şenliklerine Beşikdüzü, Şalpazarı, Eynesil, Görele ve Tonya obalarından çok sayıda ziyaretçi katılır.

Ah Sis Dağı Sis Dağı
Eritmedin Karı
Bu yıl da bu şekilde gitsin
Yüreğimin efkarı

4- Yayla Ortası Derneği: Çaykara’nın Sultanmurat Yaylasında 20 Temmuz’da yapılır. Şenliklere Of ve Sürmeneliler de katılır. Günümüzde bu derneklerden başka Honefter, Karaptal, İzmis (Sivri Tepesi) gibi derneklerde yapılmaktadır.

Çaykara’da Sultanmurat yaylasında her yıl 23 Haziran’da I. Dünya Savaşı şehitleri halkın da katıldığı bir törenle anılmaktadır.

Osmanlı’nın İlk Yurdu: Domaniç Yaylası       

Büyük Selçuklular, 1071 Malazgirt Zaferi’nden sonrasında Anadolu’yu fethe başladıkları sırada kendilerine bağlı Türkmen boylarını, ülkenin muhtelif bölgelerine iskan etmişlerdi. Yerleştirilen Türkmenler içinde Osmanlı Devleti’ni kuran Kayıhanlılar da mevcuttu.

Domaniç Yaylası

Kayıhanlılar, IX. Asırdan itibaren Ceyhun nehrini geçerek İran’a geldiler ve Horasan’da Merv ve Mohan tarafına yerleştiler. Moğolların atakları üzerine yerlerini bırakarak Azerbaycan’a ve Doğu Anadolu’da Ahlat taraflarına geldiler. Daha sonrasında Erzincan üzerinden Halep’e inen Kayıhanlılar, bir müddet burada kaldılar. Buradan Adana, Urfa, Diyarbakır, Erzurum (Pasinler/Sürmeliçukur), Erzincan yöntemiyle Sivas’a ulaştılar.  Sivas’ta bulundukları bir sırada Selçuklular ile Moğollar arasında yapılan cenka dahil olup Selçukluların kazanmasını sağladılar. Selçuklu Sultanı 1.Alaeddin Keykubat,  bu savaştaki hizmetlerinin karşılığında Kayıhanlılara Ankara’nın batısındaki Karacadağ’ı kışlak ve yaylak olarak verdi.

Domaniç Yaylası KÜLTÜRÜ

Kayıhanlılar, Selçuklu Devleti’nin kuzeybatı uç sınırında Selçuklu saflarında yer alarak Bizans’a karşı gaza ve fütuhat faaliyetlerinde yer aldılar. Sultan 1.Alaeddin Keykubat, gaza ve fütuhat hizmetlerinden dolayı Kayıhanlılara Söğüt’ü kışlak Domaniç’i yaylak olmak üzere dirlik/ikta olarak verdi. O tarihlerde (1230’lu yıllarda) Kayıhanlıların başlangıcında bulunan Hayme Ana, sancağını Domaniç yaylasına dikerek, yorgun Kayıhanlılara uzunca bir mola verdi.  Kayı boyu onun kanatları altında,  son durağı Domaniç yaylasına beylik otağını kurdu ve Osmanlı’nın temelleri Domaniç’te atıldı. Böylece Kayıhanlıların 3500 kilometrelik bir yürüyüşle gerçekleştirdikleri büyük göç noktalandı. Bu tarihten itibaren Domaniç yaylası, beylikten cihan devletine giden yolun adı oldu. Dünya tarihinin seyrinin değişmesine tesir ederek üç kıta yedi iklimde cihana kök saldı.  Türklüğün; ezelden ebede giden yolu üzerinde som altından yapılmış bir kilometre taşı oldu.