Avrupa Medeniyetinden İbret Dersi adlı yazısında, medeniyete şuurlu bakışın dayanışmayı doğuracağını, dayanışmanın okula götüreceğini, okulun tezgahları işleteceğini, tezgahlardan fabrika ve bankaya yükselmenin mümkün olacağını, böylece memleketin refaha ve servete kavuşacağını söylüyor.

Başka bir yazısında, ile fert arasındaki ilişkiyi kamu hukuku ile ferdi hukukun ilişkisi şeklinde ifade ediyor. Bir dağın iki tarafında oturanlar dediği iki görüşü, hürriyetsiz monarşistlerle hürriyetli cumhuriyetçileri karşılaştırıyor.

Avrupa Şarkı Bilmez başlıklı yazısında, batıcılık kompleksine cevap veriyor: “Biz şimdiye kadar Avrupa dillerinde şarka okunmaya değer bir kitap görmedik” diyor. “Şarkın hallerini öğrenmek isteyenler ne şekilde maksatlarına ulaşabilsinler?  Mesela d’Ohsson veya ’in Osmanlılar hakkında yanlış mütaleaları”.  Burada ’in Cengiz’den zalim gösterilme­si gibi misaller veriyor.

Nüfus adlı yazısında, demografya meselelerine giriyor. Onca, gelişmenin başlıca faktörü budur. Bunun için de eski ve nüfusu karşılaştırıyor ve bunu siyasi-iktisadi ve kültürel zaafımızın önemli bir etkeni sayıyor. Tarımdan ve endüstriden örnekler veriyor, işbölümüne do­kunuyor, insan artışı ile artışını karşılaştırıyor. Batı’da nüfus çoğalma­sının doğurduğu yeni içtimai problemlerden biz henüz çok bulunuyoruz, bunları ilerde düşüneceğiz; şimdilik artmadan başka çaremiz yoktur diyor. Nüfusun bu kadar azalmasının sebepleri olarak savaş, hastalık, ihtilali gösteriyor.

İttihad-ı İslam adlı yazısında, Memûn zamanında İslam milletleri arasında var olan ahenk ve birliğin, sonradan meydana gelen parçalanmanın sebeplerini arıyor. Medeniyet ve teknik seviye üstünlüğü, birliği yapar. Eskiden Kaşgar, Semerkant, , Bağdat, Kayrevan, Kurtuba, İstanbul birbirinden hemen haber alırdı. Şimdi İslam şehirlerinin birbirine kapa­lı, habersiz olduğunu söylüyor.

Kavimlerin Anlaşması’nda: “Osmanlı cemiyeti hukukta birbirine eşit menfaatte ortak fakat dilde, cinsiyette, fikirlerde birbirine aykırı parçaların birleşmesinden meydana gelmiş heyettir” diyor. Bunun benzerini başka bir cemiyette gösteremeyiz. Fakat onca, bu hal onun devamına engel değildir. Madem ki 600 yıldır sürüp gitmiştir, yine de gidebilir diyor. Buna da bir nevi federalizm zihniyetiyle, “Kavimlerin Anlaşması” diyor. Ancak Avrupa’da mezhep, hatta dil farklarının birliğe engel olmadığına dair Fransa, İngiltere, Avusturya, Belçika ve İsviçre’den misaller veriyor. Mezhep, cins, dil farklarına rağmen vatan birliğinin, birleştirmeye yettiğini söylü­yor: “Nazariyede mevhum bir şekil olan vatan  fiilde eşit hakları ve ortak menfaatleri korumada demir istihkâmdan kat kat kuvvetli olduğuna dair fikirler yerleşmiştir. Hal böyle iken bizim vatanımız yok mudur? Vardır. Bizim ve belki hiç bir kavmin vatanı yoktur denemez. Memleketimizin adli ve idari bütün işlerine bakılsın. Hepsinde her cins ve mezhepten adamlar vardır, buna ise şer’i hükümleri bilen kimseler itiraz etmez ve edemezler. Zira memur, halkın velisi değil, hizmetçisidir.”

Devlet ve Millet’te, bu iki terimin ifade ettiği anlamların iyi bilinmediği için, halk arasında bazen resmi yazılarda yanlış şekillerde kul­lanılıyor diyor. Ona göre hükümet ile halkı, kasap ile koyun gibi ayırmak tamamen yanlıştır. Toplumda adaleti yalnız çoğunluğun kuvveti korur, fakat her çoğunluğun dediği hak değildir. Hükümet veya devlet, halkın kuvvetine vekil olma tarzına  denir.

Devlet adamlarının kıtlığına dair bir yazısında Reşit Paşadan sonra devlet adamı yetiştirmede büyük bir gevşeklik gösterildiğini, Reşit Paşanın yerini tutacak değerde devlet adamının yetişemediğini söylüyor. Onca, buna sebep, devlet adamlarının kendi mensuplarını toplaması, hakiki değere önem vermemesidir. Hakiki değerlerin tespit edilmemesi veya yok edilmesine dair misaller veriyor.

KAYNAKLAR:

Tanzimat ve Meşrutiyet’in Birikimi, İletişim Yayınları

Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, Hilmi Ziya Ülken

Sosyalist Kültür Ansiklopedisi, May Yayınları

Büyük Larousse