Yerel yönetimler, ulusal sınırlar içerisindeki deÄŸiÅŸik büyüklüklerdeki topluluklarda yaÅŸayan insanların, ortak ve yerel nitelikteki gereksinimlerini karşılamak amacıyla kurulan ve hukuk düzeni içerisinde oluÅŸturulmuÅŸ olan anayasal kuruluÅŸlardır. Literatürde yoÄŸun olarak kullanılan yerel yönetim tanımı ise evrenselleÅŸtirilerek verilmektedir. Buna göre ” Yerel yönetimler belirli bir coÄŸrafi alanda yaÅŸayan, yerel topluluÄŸun bireylerine kendilerini en çok ilgilendiren konularda hizmet üretmek amacıyla kurulan, karar organları yerel toplulukça seçilerek göreve getirilen, yasalarla belirlenmiÅŸ görevlere ve yetkilere, özel gelirlere, bütçeye ve personele sahip, üstlendiÄŸi hizmetler için kendi örgütsel yapısını kurabilen, merkez yönetimi ile iliÅŸkilerinde yönetsel özerklikden yararlanan kamu tüzel kiÅŸileridir” tanımlaması yapılmaktadır (Tüsiad,1992:21), (Özer,1992:28). Yerel yönetimlere iliÅŸkin evrensel nitelikler olarak belirtilen ve tanımlamada yer olan özellikler; BirleÅŸmiÅŸ Milletler, Avrupa Konseyi, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik ÅŸartı, Uluslararası Yerel Yönetimler BirliÄŸi belgelerinde yer almaktadır. Tanımın incelenmesi ile belirtilen koÅŸulların her ülke için geçerli olmadığını görebiliriz. Çünkü, yapılan bu tanımlama aslında bir kavramın deÄŸil kurumun açıklanmasıdır. Bu tanımlamaya temel oluÅŸturan geliÅŸmeler ise 19.yüzyılda Batı Avrupa da yaÅŸanmıştır. Bu nedenle yapılan tanımlama evrensel geçerliliÄŸi olan bir kavramın tanımı deÄŸil, batı tipi yerel yönetim kurumunu betimleyen bir tanımdır. Yerel yönetimlerin geliÅŸimi belirli tarihsel süreci ifade etmektedir. Bu süreçte ülkeler farklı aÅŸamalarda olabilirler. Tarihsel geliÅŸim içerisinde ele alınması gereken yerel yönetim kavramının, evrensel geçerliliÄŸi varmış gibi sunulması yanıltıcı olabilir. Tüm bunların yanında evrensel geçerliliÄŸin salt kurumsal boyut ile sınırlandırılması batı dışındaki sosyo ekonomik sistem ve pratiÄŸinin kapsanması önünde ciddi bir engel gibi görünmektedir (Güler,1992:10). Yerel yönetimlerin geniÅŸ bir siyasal-ekonomik sistemin parcasını oluÅŸturmaları ve oldukça karmaşık yapı içerisinde yer almaları nedeniyle, yerel yönetimin çevresini oluÅŸturan faktörlerden ayrı olarak incelenmesi gerçekçi bir yaklaşım tarzı oluÅŸturmayabilir (Yıldırım,1990:7). Bu nedenle yerel yönetim kavramının incelenmesi öncelikle devlet kavramının incelenmesini gerekli kılmaktadır. Devlet insanların toplum yaÅŸamında baÅŸvurdukları bir örgütlenme biçimidir ve siyasal bir organizasyondur (Tanilli,1993:9). Ulusal sınırlar içerisinde yaÅŸayan insanların ortak nitelikteki gereksinimlerini karşılamak devletin temel amacıdır (NadaroÄŸlu,1994:3). Bu temel amacı gerçekleÅŸtirecek devleti dar ve geniÅŸ anlamda tanımlamak mümkündür.Dar anlamda devlet, kamu tüzel kiÅŸilerinin yalnızca merkezi ve siyasal nitelikte olanlarını kapsar. Yerel yönetimler bu kapsam içinde yer almazlar. GeniÅŸ anlamı ile devlet, örgütlü kamu gücünün bütününü ya da kamu tüzel kiÅŸilerinin hepsini içerir. Yerel yönetimler bu kapsam içinde ele alınabilirler (Örnek,1988:82). Devleti diÄŸer kurumlardan ayıran baÅŸlıca özellikleri ise devletin en geniÅŸ hacimli örgütlenme biçimi olması, ileri düzeyde iÅŸbölümü sonucu devletin faaliyetlerinin gerçekleÅŸmesi ve tüm bunları yapabilecek erke sahip olmasıdır. Devletin bu erki elinde bulundurması ise egemenlik kavramı ile tanımını bulur. Devlet herÅŸeyden önce sosyal bir gerçekliktir. Bunun yanısıra devleti tarihsel bir gerçeklik olarak da ele almak doÄŸru olur. Çünkü devlet, insanlık tarihinin belli aÅŸamalarında ortaya çıkmıştır (Tanilli,1993:9). Tarihin deÄŸiÅŸik dönemlerinde devletin tanımlanmasında farklılıkların olması da devletin tarihsel bir gerçeklik olmasındandır. Günümüz çaÄŸdaÅŸ devlet tanımı bu tarihsel süreç içerisinde anlamını kazanmıştır. Åžehir devleti ya da site olarak adlandırılan Polis, eski yunan siyasal hayatında günümüzdeki devletin yerindedir. Polis sınırları belli bir toprak üzerinde kurulmuÅŸ siyasal, sosyal, askeri ve ekonomik bir bütündür. Sınırları içerisinde bir yada birden fazla ÅŸehri ve bu ÅŸehrin etrafında uzanan kırsal bölgeyi kapsar. M.Ö. V. yüzyılda Atina’da ortaya çıkan sofizm akımına göre ise devlet insan yapısıdır ve insanların güven içerisinde yaÅŸayabilmeleri, az zahmetle çok iÅŸ baÅŸarabilmeleri için aralarında anlaÅŸarak kurdukları bir kurumdur (Göze,1986:1). Platona göre ise toplumun oluÅŸum nedeni, insanlar arasındaki iÅŸbirliÄŸi yapma zorunluluÄŸudur. İşbölümü ve uzmanlaÅŸma toplumu giderek büyütür. Bu iÅŸbölümü ise beraberinde sınıfları getirecektir. Toplumda iki tür sınıf olacaktır. Bunlar Üreticiler ve toplumu koruyan ve yönetenlerdir (Eflatun,çev:EyüboÄŸlu 1962:552). OrtaçaÄŸda ise sosyal, siyasal, ekonomik ve yasal düzeni belirleyen sistem feodalitedir. Feodal düzende sosyal yapıyı belirleyen en önemli etken topraktır. Toprağı elinde bulunduranlar aynı zamanda siyasal iktidarın da sahibidir. J.Bodin, devleti; birçok ailenin ve onlara ortak mallarının egemen güç tarafından yönetilmesidir ÅŸeklinde tanımlar. Hobbes’a göre devletin varlık nedeni barış ve güvenliÄŸin saÄŸlanması, adaletin eÅŸit dağılımı, muhtaç durumda olanlara yardım etmek ve toplumun mutluluÄŸu için gerekli yasaları yapmaktır. J.J. Rousseau toplumsal sözleÅŸme sonucunda sözleÅŸmeye katılan kiÅŸilerin varlığı dışında sözleÅŸme ile manevi ve kollektif bir gücün oluÅŸtuÄŸunu bu kollektif kiÅŸiliÄŸin ise devlet olduÄŸunu söyler. Saint Simon ise devletin siyasal ve hukuki kurumun ötesinde ekonomik bir kurum olduÄŸunu ileri sürer. Marx’a göre sınıflara bölünmüş bir toplumda devlet, ekonomik bakımdan egemen olan sınıfın siyasal gücünü ifade etmektedir (Göze,1986:24-320). Tarihsel süreç içerisinde, devlet tanımında görülen bu farklılıklara raÄŸmen hangi yönetim sisteminde olursa olsun, yönetim kademeleri hiyerarÅŸik bir ÅŸekilde düzenlenmiÅŸtir. Merkezden yönetim örgütü, devlet tüzel kiÅŸiliÄŸi adına yönetilen iÅŸleri yerine getiren bir örgütlenme biçimidir ve geniÅŸ anlamıyla merkeziyet, bir ülkenin siyasi, yasal ve yönetsel açılardan merkezden yönetilmesini ifade eder (Öncal, 1991:12), (Örnek,1988:111). Siyasal bir organizasyon olan devletin merkezi idareyi kurmasının temelinde ise ” herhangi bir ülkede yaÅŸayan insanların ortak nitelikteki iç ve dış güvenlik, adalet, toplumsal refah ve kalkınmanın saÄŸlanması, sosyal güvenliÄŸin etkin bir biçimde gerçekleÅŸtirilmesi gibi amaçlar yatar” (NadaroÄŸlu,1994:3- 15). Bu amaçların gerçekleÅŸtirilmesi için her ülkede yönetim görevi ve sorumluluÄŸu genel yönetim ve yerel yönetim olmak üzere iki ayrı otorite ve örgüt arasında paylaÅŸtırılmıştır. İnceleme konumuzu oluÅŸturan yerel yönetimler böyle bir yapı içerisinde tarihi, sosyal, hukuksal ve siyasi faktörlerin etkisi ile biçimlenmiÅŸtir. Genel siyaset teorisyenleri de, yerel yönetime tarihi boyunca merkezi devletle yerel halk arasında bir ara kuruluÅŸ, alt bir merkezi yönetim birimi, yerel hizmet kurumu ve kendi kendini yöneten özerk topluluk gibi deÄŸiÅŸik yaklaşım ve tanımlar getirmiÅŸlerdir. Yerel yönetimlere doÄŸrudan iliÅŸkin temel çalışmalara baktığımızda, bu alanda çok sınırlı çalışma ve çabaya tanık oluyoruz. Bu çabaların önemli bir bölümü de “devlet” teorileri üzerine yapılan çalışmaların ” yerel yönetim birimleri” ‘ne uygulama giriÅŸimleridir. Bu giriÅŸimler sistematik bir teori oluÅŸturma yerine, belirli kavramların, genellemelerin bir araya getirilmesi niteliÄŸi taşımaktadır. W.J.M. Mactenzie gibi bazı düşünürler ise ayrı bir yerel yönetim teorisi bulunmadığını, “yerel yönetimin ne olması gerektiÄŸini çıkarsayabileceÄŸimiz normatif bir genel teorinin; yerel yönetimin ne oldugu konusunda sınanabilir hipotezler çıkarabileceÄŸimiz pozitif bir genel teorinin yokluÄŸunu ” ileri sürmektedirler (Yıldırım,1990:12). Tüm bunlara karşın günümüzde yerel yönetimler bir süreç olarak tanımlanmaktadır. Gittikçe artan dinamizmini, içinde bulundukları toplumsal, ekonomik ve politik dizgelerden almakta ve bu dizgelerle olan yoÄŸun etkileÅŸimi nedeniyle de deÄŸiÅŸikliklere uÄŸramaktadır (Uysal,1987:27).
yazan: yrd.doç.dr. İsmail Güneş
KAYNAK
220 views